x
29 Mayıs 2017- Beşiktaş Lig'in bitimine bir hafta kala Süper Lig'de 15.Şampiyonluğuna ulaştı. 23 Mayıs 2017- Futbolun kurumsal ve yönetsel gelişimine çok büyük emek veren, futbolekonomi'nin kurucularından Doç.Dr.Kutlu Merih'i kaybettik. Başımız sağ olsun.... 21 Mayıs 2017 -Eurolig Final Four final maçında Olympiakos'u 80-64 yenen Fenerbahçe Avrupa'nın en büyüğü oldu.  11 Mayıs 2017- Şampiyonlar Ligi finalistleri Real Madrid ve Juventus oldu. Final 3 Haziran'da Galler'in başkenti Cardiff'te Millennium Stadyumu 'nda oynanacak. 22 Nisan 2017- UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final eşleşmeleri belli oldu. Lyon-Ajax, Manchester United-Celta Vigo karşılaşmalar 4 ve 11 Mayıs'ta, Avrupa Ligi'nin final maçı da 24 Mayıs'ta İsveç'in başkenti Stockholm'deki Friends A... 6 Nisan 2017- Türkiye Futbol Federasyonu 1. Başkanvekili Servet Yardımcı, 34 oyla UEFA yönetim kurulu üyesi seçildi. UEFA'nın 41. genel kurulunda alınan kararla Şenes Erzik'in UEFA'yı FIFA'da temsil etme görevi de sona erdi. 19 Mart 2017- UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline kalan takımlar belli oldu. Bayern Münih-Real Madrid, Barcelona-Juventus, Atletico Madrid-Leicester City, Borussia Dortmund-Monaco, yarı final için mücadele edecekler. 10 Şubat 2017- Galatasaray Başkanı Özbek, kulübün bankalara olan borcunun, Riva ve Florya projeleri sonrası kulüp kasasına giren son ödemelerle birlikte 750 milyon TL 'den  430 milyon TL civarına gerilediğini ifade etti.  28 Ocak 2017- Deloitte'un 2015-16 sezonuna ilişkin düzenlediği Para Ligi raporunda Manchester United 689 Milyon Euro'luk geliriyle, 11 yıl aradan sonra tekrar lider oldu. 2,ve 3. Sırada 620'şer Milyon Euro ile Barcelona ve R.Madrid yer aldı. 24 Ocak 2017- Türk futbolunun duayenlerinden Gençler Birliği kulüp başkanı İlhan Cavcav 81 yaşında yaşamını yitirdi.
Buradasınız >> Ana Sayfa Haberler & Makaleler Ekonomi KUtlu MERİH İletişimde Strateji, Deontoloji ve Hıncal ULUÇ/Fenerbahçe Polemiği

İletişimde Strateji, Deontoloji ve Hıncal ULUÇ/Fenerbahçe Polemiği

GİRİŞ

ülkemizde spor genellikle kendi işlerinin yönetiminde profesyonel fakat kulüp yönetiminde amatör olan iş adamları tarafından yönetilir. Özellikle elit kulüpler ek0onomik olarak kendi yağları ile kavrulabildiğinden kulüp yönetmek ciddi bir risk taşımaz ve yöneticiler kulüplerini profesyonel yaşamlarında kendilerinden beklenmeyen amatör davranışlar ile yönetebilirler. Bu amatörlük özellikle kulüplerin kamuoyu ile ilişkilerini şekillendirdikleri "Stratejik İletişim" yöntemlerinde gözlenir.

174_1

Futbolu yöneten bir iş adamı kendi iş yaşamında söylemeyeceği zamanda, söylemeyeceği şeyleri futbol sektöründe fütursuzca söyleyebilir veya yapmayacağı şeyleri yapabilir. İş dünyasında seçkin holdinglerin yöneticilerinin değil birbirlerini eleştirmek ve laf yarıştırmak, dile bile getirmedikleri evrensel bir kuraldır. Aynı yöneticileri futbol dünyasında birbirlerine veya medyaya sürekli laf yetiştirmek çabasında görebilirsiniz. Sanki seçki bir kulüp yöneticisi değil müzakere takımı başkanı gibidirler. Kulüplerinin taraftar sayısı , fanatikleri ve ekonomisi nedeniyle kendilerini her türlü eleştirinin ötesinde, tartışılmaz ve ulaşılamaz görürler. Buna karşılık bu kulüplerin "Stratejik İletişim" performansları bu konudaki bir öğrenciyi sınıfta bırakacak derecede yetersiz ve tutarsızdır. Kendilerine olan hayranlıkları bu alanda yaptıkları hataların dile getirilmesini, eleştirilmesini ve hataların düzeltilmesini engeller.

 

Stratejik İletişim

Stratejik İletişim. özellikle rekabet ortamındaki kişi ve kuruluşların kendi pozisyonlarını güçlendirmek, karizmalarını arttırmak, ilgi ve destek sağlamak için uyguladıkları her türlü etkileme tekniğidir. Bu teknikler sözel, görsel, eylemsel, töresel v.s. olabilir. Hangi tekniklerini hangi bileşiminin kullanılacağını özel kişi, kurum ve durum tayin eder. Başarılı bir stratejik iletişim yöntemi kişi ve kuruma kaynaklarının üstünde bir pozisyon sağlarken, başarısız olanlar güçlü pozisyonları çökertebilir. Bu nedenle çeşitli durum ve stratejilerde etkin iletişim yöntemleri kullanmak yaşamsal bir önem taşır. Bu nedenle stratejik konularda uygun iletişim yöntem ve tekniklerini belirlemek için bu konunun uzmanları ile çalışmak daima yararlıdır. Bu konu kendine özgü kuram ve teknikleri olan bir konudur ve kişisel bilgi, birikim ve becerilerle yürütülmesi çoğunlukla olanaksızdır. Böyle bir yöntemin seçilmesi ve "ben yaptım oldu" teknikleri olmaz ve kişi ve kuruluşlara ağır maliyetlere neden olur.

 

Fenerbahçe ve Stratejik İletişim

Ülkemizin seçkin futbol kulübü Fenerbahçe etkili, güçlü ve başarılı görünmeye özel bir önem veren seçkin bir kuruluşumuzdur. Buna karşılık bu etkiyi yaratmak için uyguladıkları stratejik iletişim tekniklerini başarılı bulmamız oldukça güçtür. Yakın bir zaman kadar bu kulübün kendi taraftarlarının dışında olumlu bir imajının olduğu söylenemez. Bu görünümde, uyguladıkları iletişim tekniklerinin oldukça olumsuz katkıları olduğunu söyleyebiliriz. Yöneticilerinin her durumda konuşmaya hevesli olması, genellikle kibirli, olumsuz ve suçlayıcı bir üslup kullanmaları, eleştiriye tahammülsüzlükleri yakın zamana kadar hak etmedikleri bir olumsuz imaja sahip olmalarına neden olmuştu. Yakın bir geçmişte ise kulübün bu durumun farkına varıp iletişim stratejisini değiştirdiğini, daha dikkatli, özenli ve olumlu olmaya çaba gösterdiğini gözledik. Bunun sonucu olarak da dikkat ve enerjilerini kendi işlerine yönelttiler sportif ve ekonomik başarılara imza attılar. Bütün bu olumlu gelişmelerin bir reaksiyon yaratacağı ve kendileri konusunda haklı veya haksız çeşitli yorumlar getirileceği açıktı.

 

Son bir yorum 13.Mart.2008 tarihinde SABAH gazetesi yazarı Hıncal ULUÇ'tan geldi. ULUÇ burada Fenerbahçe'nin önlenemez bir yükseliş içinde olduğunu ve Başkanının futbol sektörünü ele geçirme stratejileri olduğunu vurguluyordu. Yazının içeriği özet olarak Fenerbahçe ve Başkanının stratejilerini övme buna karşılık sektörün diğer aktörlerini yerme şeklinde idi. Burada yermenin üslubunun duayen bir gazeteci için fazla elektrikli ve dikenli olduğunu söylesek bile ana fikir Fenerbahçe'nin açık ara öne fırladığı şeklinde idi. Bu yazıya Fenerbahçe resmi sitesinde kulüp adına derhal verilen cevap bize kulübün stratejik iletişim konusundaki temel hastalıklarının sürmekte olduğu ve iyileşmenin geçici olduğu izlenimini veriyor. Cevap gerektiğinde fazla acele olduğu gibi stratejik iletişimin bütün kurallarına aykırı bir üslup ve değerlendirme tekniği yansıtıyor. Bir anlamda stratejik iletişimde nelerin hatalı olduğu konusunda bir örnek olay özelliği taşıyor. Fenerbahçe yönetiminin hala kendileri hakkında açık bir övgü olmayan her görüşü tolere edilemez bir eleştiri olarak değerlendirdiğini görüyoruz. Stratejik konularda övgü gibi görülmeyen görüşler aslında çok yoğun bir övgü veya tersi olabilir. ULUÇ yazısında Fenerbahçe'ye abartılı bir güç ve inisiyatif yüklediği halde kulübün bunu bir yergi gibi yorumladığını fakat aslında yazıyı dikkatli bir şekilde okumadığını görüyoruz.

 

NOT: FESAM Arşivinde "Hıncal ULUÇ"  tıklayarak yaptığımız araştırmaya göre ulaştığımız kanı, aslında bu yazının ULUÇ'un 3.Mayıs.2007 tarihli "Keskin sirkenin Fener'e zararı"  başlıklı Aziz YILDIRIM eleştirisine dayanan yazısına gecikmiş bir cevap olarak kaleme alındığı şekline dönüştü. Bu da Fenerbahçe'nin "iletişim stratejisinin" kayıtsız şartsız bir başkan savunusu şeklinde formüle edildiği izlenimini veriyor. 26.3.2008

ULUÇ yazısı medya iletişimi açısından çeşitli deontolojik kural ihlalleri taşırken Kulübün resmi sitesine yüklenen cevap olaylara sakin ve dikkatli yaklaşılmazsa ne tür stratejik iletişim hataların yapılabileceğinin örneğini oluşturuyor. Biz burada her iki yazıdaki hataları deontoloji ve stratejik iletişim açısından irdeleyeceğiz.

 

   

Hıncal ULUÇ'UN Tartışmayı Başlatan Yazısı
(siyah vurgular yazara ait)

Stratejik İletişim Açısından Yorumu

Fenerbahçe İmparatorluğu kuruluyor!

 


"Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" lafı şakadan, gerçeğe dönüşüyor.. Bir gün herkes mecburen Fenerli olacak, çünkü etrafta başka takım kalmayacak, tutacak.

Fenerbahçe Cumhuriyeti, pek de sessiz sedasız olmayan gelişmelerle, tüm Türk futbolunu kontrol eden bir imparatorluğa dönüşüyor..

Dönüşümü yürüten kişi, imparator olmaya hazırlanan Aziz Yıldırım.. Yıldırım, tek oy farkla güç bela geldiği F.Bahçe başkanlığında yerini sağlamlayarak işe başladı. Kısa zamanda öyle rakipsiz kaldı ki, "Bu F.Bahçe'yi yönetecek benden başka adam yok. Dönüp dolaşıp gene bana gelecekler" diye biraz naz için köşesine çekilen Ali Şen bile, ısıramadığı eli öpmek zorunda kaldı. Şimdi Aziz'in üstünde olduğu havaları veren şovlarla kendi kendini tatmin ediyor.

Yıldırım, AKP döneminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve de Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın fevkalade fanatik Fenerli olmalarından yararlanıp ülke çapında güç gösterisi yaparak ikinci aşamaya geçti. Aziz Yıldırım'ın bu ülkenin hem sivil hem de asker 1 numaraları ile nerdeyse enseye tokat yakın olduğunu her hafta bir şekilde gören bürokrasi ve iş dünyası için bunun ne anlama geldiğini açıklamaya gerek yok..

 

ULUÇ irkilten bir girişle başlıyor fakat bu gerçekçi değil. Futbol sektöründe herhangi bir takımın çok güçlenmesi rakiplerini de güçlendirir. Aksi halde İngiltere, ispanya, İtalya, Fransa, Almanya ligleri de çöker tek takım ligi olurdu. Durum böyle değil ve olması da olası değil.

ULUÇ konuya ilginç ve sıcak bir giriş yapmış fakat kullandığı metafor bilinç altında sakin ve objektif olduğu konusunda kuşku uyandırıyor. İnsan insanın elini ısırmaz büker. Buradaki benzetme "bükemediği eli öpmek" tir, "ısırmak" olduğu zaman metafor oldukça sevimsiz bir hal alır.

Aziz YILDIRIM'ın ülkenin bir numaralı yöneticileri ile ilişkilerinin olduğu iddiası ve bunun takdim şekli öncelikle bu yöneticileri yadırgatacak bir sevimsizlikte.

ULUÇ burada teklifsiz bir üslubu olan duayen bir yorumcu etkisi yaratmaya çalışıyor.

 

Türk sporunu ele geçirmek

 

Aziz Yıldırım'ın önlenemez yükselişi bu görüntülerle başladı ve esas aşamaya gelindi.. Türk sporunu ele geçirmek..

 

İşe en popüler federasyonlardan başlandı. Basketbol ele geçirildi. Baştaki güya Galatasaraylı.. Bakmayın.. Galatasaray'ın beceriksiz, yeteneksiz, dar görüşlü yöneticileri sayesinde bugün basketbolü Fenerliden beter Fener emrinden çıkmaz, Aziz'in bir dediğini iki etmez bir başkan yönetiyor.

 

İkinci aşama futboldu ve burada işler çok zordu. Çünkü ortada yok edilmesi gereken bir Haluk Ulusoy vardı ki, bizzat Başbakan Erdoğan uğraştığı halde başaramamış, yenilmişti. Aziz Yıldırım, Galatasaraylı Haluk Ulusoy'u yıkmak ve futbolu ele geçirmek için, inanması güç Galatasaray'ı ve onun başkanını kullandı. Tarihinin gelmiş geçmiş en başarısız Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, Aziz'in tuzaklarından kurtulmayı beceremeyince, Ali Şen gibi oldu. Gitti elini öptü. Önüne atılan Seyrantepe kemiği uğruna, Haluk Ulusoy'u yıkıp yerine Erdoğan/ Yıldırım ekibinin adamı Hasan Doğan'ı getirmek için yollara düştü. O Ulusoy ki, Denizli-Fener maçının zorla uzatılan son 16 dakikasında, kümede kalması kesinleşen Denizli'nin şike bir gol yemesini önleyen ve maçın namuslu devamını sağlayıp, Galatasaray'ın şampiyonluğuna yol açan adamdı. Aslında bu ihanet Canaydın'ın Onur Kurulu'na verilip ihraç edilmesine yol açardı, eğer ortada Galatasaray diye bir kulüp, bir kongre olsaydı..

 

Görünüşte Beşiktaşlı, ama aslında Fenerli Başbakanın has adamı, son zamanlarda sık sık dolaşan, her yerde fısıldanan iddialara göre de Aziz Yıldırım ve meşhur Makdum'un iş ortağı Hasan Doğan federasyon başkanlığına Erdoğan ve Yıldırım tarafından atandı.

 

Bugün kime sorsanız, diyecektir ki, "Hasan Doğan başkan ama federasyonu ve onun kurullarını oluşturanlar, bizzat Erdoğan/ Yıldırım ikilisidir." Yeni federasyonla birlikte etkin çalışmalar başladı ve ilk gelişmeler hemen ortaya çıktı.

 

Burada FB, GS, BJK gibi kulüplerin futbolun yanında Türk sporunun da bir anlamda sponsorları olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu anlamda Kamuya Yararlı Dernek statüsünde olan FB nin, çeşitli federasyonlar ile ilgi ve etkileşim içinde olmasının yadırganacak bir tarafı olmadığı gibi durumu onların yönetimine hakim olmak gibi yorumlamak ta oldukça abartılı. ULUÇ burada kurum yöneticilerinin  ilişkilerini deontolojiden uzak bir şekilde yorumluyor.

Bundan sonraki bölümde Başbakan, ULUSOY, CANAYDIN ve Aziz YILDIRIM arasındaki olaylar ve gelişmeler kerameti kendinden menkul şekilde gerçekten oldukça uzak olarak yorumlanıyor. ULUSOY'U yıkan mekanizma tamamen kendi stratejik hatalarının sonucu oldu. Daha özerk olmak amacı ile FIFA desteğine güvenerek Meclise sunduğu yasa önerisi kendi yıkılışının mekanizmasını oluşturdu. Ayrıca Genel Kurul iradesini yok sayarak gelişmeleri bu şekilde kişiselleştirmek demokrasi yanlısı olması gereken medya yorumcuları için deontolojik bir davranış değil. Bir Federasyon Başkanı'nın ligin en sonunda 16 dakika uzayan bir maçın kaderini nasıl etkileyebileceği herhalde yalnız ULUÇ tarafından bilinen bir sır.

Yine aynı çirkin metafor ile Seyrantepe projesini GS'nin ve Başkanının "önüne atılmış bir kemik" olarak değerlendirmek duayen bir yorumcuya yakışan bir üslubun çok ötesinde kalıyor ve yazının objektif değil subjektif kriterlerin etkisinde kaleme alındığı izlenimini uyandırıyor.

ULUÇ tarafından ileri sürülen stratejiler gerçek olsa bile bu sadece Sporun tepe noktalarında pozisyon almak anlamına gelir fakat sporu ele geçirmek anlamına kesinlikle gelmez. Sporun kurumsal yapısı şu veya bu kişi tarafından ele geçirilmeye uygun değildir.

Kutsal İttifak medyası

 

Bir Fener maçında ilk kez eyyam yapmayan, gördüğü her şeyi çalan hakem Cüneyt Çakır, Aziz Yıldırım'ın Büyük Kulüp toplantılarında yola getirdiği Kutsal İttifak medyası tarafından linç edilip tüm hakemlere gözdağı verildi. Böylece Vestel maçında Fenerbahçe'ye üç şaibeli, üç olmaması gereken gol kazandıran ve maçın 4-1 bitmesini sağlayan hakem triosu ortaya çıktı. Tabii, bu iş sadece medyayla yapılmadı. Aziz Yıldırım'ın maaşlı menecerliğini yaparken, sahaya atılan bıçağı saklamasıyla ünlü Kemal Dinçer'in başına getirildiği "Gözlemciler"in en ilginci, hakemlik yaşamı boyunca adı etrafında en çok dedikodu yapılan Murat Ilgaz, Cüneyt Çakır'ın arkasında duracağına ipini çekti. Çakır'a 6.9 not verip ağır eleştirerek sezonu kapatmasını sağladı. Buna karşılık kırmızı karttan sonra saha içinde hakeme azgın boğalar gibi saldırı üstüne saldırı düzenlediği ekranlarda dakikalarca ve ibretle izlenen Lugano hakkında raporuna tek kelime yazmadı. Fener yöneticisi, Hasan Doğan'ın yakın arkadaşı Şekip Mosturoğlu tarafından şekillendirildiği her kapı arkasında söylenen Profesyonel Ceza Kurulu da Lugano'ya ceza verilmesine gerek olmadığını açıkladı, tüm görüntüler elindeyken üstelik. Çünkü kurul, medyanın üstüne gelmeyeceğini biliyordu. Nitekim kimse de gelmedi. Elinde bütün görüntüler olan Lig TV dahil..

Çakır'ı asıp, Lugano'yu bağışlayan Gözlemci Murat Ilgaz da Kemal Dinçer tarafından hemen ertesi hafta tüm teamüllere aykırı olarak, bu defa Beşiktaş maçında görevlendirilerek ödüllendirildi.

Aziz Yıldırım'ın gücünün, hakemi yok edip, Fenerli futbolcuyu böylesine bağışlamaya yettiği daha ilk haftada kanıtlanınca, bundan böyle Fener'in ve rakiplerinin kritik maçlarında düdük çalıp bayrak sallayacak hakemin yerine koyun kendinizi..

 

Burada ULUÇ'un objektifliği iyice kaybolup medyayı, kişileri, kurulları ve yöneticileri önyargılı bir biçimde suçlama şekline dönüşüyor. Olayların ULUÇ'un istediği ve beklediği biçimde gelişmemesi bir gazete yorumcusuna yargılama ve suçlama hakkı yaratmaz. Buradaki değerlendirmeler tamamen subjektif ve ön yargılı.
Ayrıca hakemlik mesleğini etkilere açık ve hakemleri başlarına geleceklerden korkan profesyoneller olarak yorumlamak da yine deontolojiden uzak ve spora zarar veren bir yorum şekli. Bir profesyonel olarak hakemin, tekrar görev alabilmek uğruna yanlı davranacağını iddia etmek bu mesleğe ve mensuplarına hakaret anlamı taşır.

Yıldırım ne istiyor?

 

Galatasaray, Beşiktaş ve Sivas'tan birinin şampiyon olmak için sadece Fener'i değil, bu kurulu düzeni de yenmeleri gerek. Yani en az 8-9 puan fark atacak güçte olmalılar.. Var mı?.. Yok!.. Bu başa baş giden görüntü içinde şampiyonu bir yanlış düdük, bayrak, kart belirlemeye yeter.. O zaman bilin bakalım, bu yanlış, bu ortamda kimin lehine olur, bundan böyle.. Lig bitmiş, Fener şampiyon olmuştur. Kutlarım..

Tabii, şampiyonluk bir ayrıntı.. Bir güç gösterisi sadece.. Aziz Yıldırım imparatorluğunun gelişmesi şimdi başka yönde..

Futbol Federasyonu da ele geçirildikten sonra, sıra yeni hedefe geldi. Kulüpler.. Yani Futbol Birliği.. Aziz Yıldırım boykot ettiği, temsilci bile göndermez olduğu Futbol Birliği Vakfı'nın başına geçmek üzere kolları sıvadı. İşbirlikçisi gene Özhan Canaydın. Bugünkü başkan.. Belli, Seyrantepe pazarlığının içinde bu da var..

Futbol Federasyonu'nun Aziz YILDIRIM tarafından ele geçirilmiş olduğu subjektif bir varsayım ve Federasyonu oluşturan seçkin kadroya yine hakaret ediliyor.

Başkasının yönettiği bir kurumu boykot ederken yönetim değişikliğinde başına geçmenin ve stratejisini belirlemenin hiç bir eleştirilecek yönü yok. Stratejik süreçlerde rakipler ve ittifaklar sürekli olarak değişebilir. Burada eleştirilebilecek olan Aziz YILDIRIM değil, davranış ve demeçlerinde hiç bir tutarlılık endişesi taşımayan İlhan CAVCAV olmalıdır. ULUÇ yine 18 kulüp başkanının iradesini hiçe sayıyor ve olayı CANAYDIN-YILDIRIM işbirliğine indirgiyor.

Aziz, vakfı niye istiyor.. Delege yollamaya tenezzül etmediği

vakıftan ne bekliyor?..

 

Çok şeyler..

Başa geçince, vakfı Kulüpler Birliği'ne çevirecek.. Bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, ligleri ve kulüplerin en büyük gelir kaynağı naklen yayınları bu birlik yönetecek.

Kritik nokta burası.. Yayınlar şimdi Akşam gurubunun DigiTurk'unde.. Ama Hürriyet gurubunun D Smart'ı da fena halde işin peşinde.. Zamanında benzeri çekişme Federasyon Kongresi kapılarını Alaattin Çakıcı'nın adamlarının tutmasına kadar varmış, mafyanın müdahalesini önleyen, anında Korkut Eken'i kongre kulislerine yollayan Mehmet Ağar olmuştu.

Hasan Doğan yeni bir medya kavgasının hedefinde yıpranmak istemediği için bir, kendisini oraya getiren Erdoğan/ Yıldırım ikilisi öyle istediği için iki, yayın ihalesi yapma hakkını kolaylıkla Aziz Yıldırım'ın başında olduğu birliğe bırakacaktır.

 

Türkiye Futbol Federasyonu'nun mali yetkileri yasa ile belirlendiğinden bir yetkisini başkan tasarrufu ile devretmesi söz konusu olmaz. yayın ihalelerinin nasıl yapılacağı yine sektörün kollektif iradesi ile belirlenecektir. Bu yetkinin Kulüpler Birliği'ne devri bu mevzuata göre olanaksız olup Birlik sadece model önerebilir.

Peki Yıldırım, Birliği ne

yapacaktır?.

Anadolu kulüplerinin aldıkları payı arttırarak, onların ağzına bir parmak bal sürmek ve oylarını toplamak tabii.. Daha şimdiden en azılı Yıldırım muhalifi İlhan Cavcav'ı izleyebilirsiniz.

Havuz gelirlerinin dağıtımı TFF yetkisindedir. Anadolu Kulüplerinin payının artması ise hep gündemde olan bir konudur. Bu konudaki alternatif modeller hala tartışma halindedir. Bu konudaki bir gelişme futbol adına sevindirici olur ve kulüplerin ağzına bal çalmak olarak yorumlanamaz. Aziz YILDIRIM'ın buna katkısı olabilirse bu da sektör adına sevindirici olur.

Yıldırım bunları Anadolu aşkından, ya da eşitlik, hak hukuk duyusundan

mı yapacak?.

Hayır.. Zaten boğazlarına kadar borca batmış, can çekişen rakipleri GalatasarayBeşiktaş ve Trabzon'u iyice bitirmek için.. Yayın hakları dengeli(!) dağıtıldığında, dört büyükler büyük kayıplara uğrayacaklar. Fevkalade iyi yönetilen (Burada Aziz Yıldırım'ı ve ona yeni eklenen Ali Koç'u yürekten alkışlamak gerek. Gerek tesisleşme, gerekse kulübü her türlü enflasyona ve ekonomik krize dayanıklı gayrimenkul zengini yapmakta müthiş bir başarı sağladılar) Fenerbahçe için, bu kayıp önemli değil. Gişe hasılatı ve Fenerium satışlarıyla rakiplerine fark atan Fener, yayın gelirlerinde bir düşüşü fark etmez bile.. Oysa Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon çökerler..

O zaman da geriye bir tek Fenerbahçe kalır!.. Şimdilik manzara bu!..

Bu yorum futbol ekonomisi açısından oldukça amatörce. Sektörlerde yeniden dağıtım daima havuzu büyüterek gerçekleştirilir. Havuz gelirleri daha adil dağıtıldığında elit kulüplerin gelirleri azalmaz fakat diğerlerini gelirleri yükselir. Aradaki fark ise pastanın büyütülmesi ile sağlanır. Ayrıca elit kulüplerin gelirleri içinde yayın gelirlerinin payı üçte birin altında, yani buradaki marjinal bir gerileme bir çoküş ile sonuçlanmaz. Futbol sektörünün ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğinin ULUÇ'un uzmanlık alanının dışında olduğu görülüyor. Bu tür sorunlar basmakalıp mekanik ve subjektif varsayımlar ile çözümlenmez. Futbolun ekonomik sorunları herhangi bir kulüp başkanının vizyonunu ve stratejilerini oldukça aşar ve ancak bütün aktörlerin konsensüsü ile çözümlenebilir.

 

Bunları bir tek ben mi biliyorum?.

 

Hayır..

Tüm Kutsal İttifak medyası biliyor, cin gibi.. Ama yazmazlar. Aldıkları talimat böyle.. Bazılarının yazmaya yürekleri yetmez. Bazılarına da "Aman Aziz'i kızdırmayalım yoksa işimizden oluruz" diyen müdürleri yazdırmaz. Bazılarına da patronları zinhar izin vermez..  
Ama Hıncal'a atış serbesttir. Bunları yazdım ya.. Şimdi seyreyleyin gümbürtüyü..

Yukarıdaki yorumların gelişiminden ULUÇ'un bildiğini sandığı şeyleri fazla bilmediği, sektöre, kişilere ve kurumlara oldukça önyargılı saplantılar ile baktığı gördüğünü sandığı geleceği oldukça bulanık ve çarpık gördüğü anlaşılıyor. Bu yazıda, diğer bir çok yazıda ve hemen bütün ULUÇ yorumlarında "Öz Referans Sendromu- Self refernece Syndrom" etkileri görülüyor. Burada gerçek ve doğrular sadece kişinin tesbit ettiği ve ileri sürdükleridir. Bundan sapan her şey batıldır ve yanlıştır. ULUÇ yorumlarında görüyoruz ki tipik duayen medya yorumcusu standardı kendisidir ve kendisine benzemeyen veya onun gibi düşünmeyen tüm yorumcular gaflet, dalalet ve hıyanet içindedir.

.......
Bazı okurlara.. Bu satırları okurken çıldıran ve bana sövmek için hemen bilgisayara koşmaya karar verenlere hatırlatma.. İçinde tek kelime dahi çirkin söz veya tehdit içeren yazı benim önüme asla gelmez. Aynen çöpe, ya da güvenlik birimlerine gider. Ruhum bile duymaz. Yani bana bu şekilde ulaşma, fikrinizi açıklama ve etkileme şansına sahip değilsiniz, bir kez daha hatırlatırım. Yasemin'in bana bunlardan söz etmesi dahi yasaklanmıştır. Yani.. Düşüncelerinizi ancak "Adam" gibi yazarsanız, okur ve üzerinde düşünürüm. Gerisi boştur.. Anlaştık mı?.

Burada ULUÇ kendi güvenilirliğini sabote eden oldukça stratejik bir hata yapıyor ve sekreterinin sansürüne tabi olduğunu deklare ediyor. Burada hangi düşüncenin "Adam" gibi olacağına Yasemin hanım karar verecek ve ULUÇ yazılarının etkisinin hangi düzeyde olduğunu değerlendirmek için kullanabileceği etkin bir bilgi kaynağından yoksun olacak. Aslında bu ifşaat ULUÇ'un neden yanlış varsayımlarla spekülasyon yaptığının da açık göstergesi oluyor.

...

F.Bahçe'nin, Hıncal Uluç'a yanıtı

Stratejik İletişim Açısından Yorumu

ARTIK BIRAK!

Duayen bir yorumcunun yazısına cevap verilecek ise bu en azından "ARTIK BIRAK" mantığı ile olmaz. Bunun anlamı "Bizi eleştirmeye cüret eden yazarlığı bırakmalı" olur ki bu da cevabın inandırıcılığını azaltır.
Büyük bir kulübün cevaplamaya değer bulduğu bir yazı ve yazar da önemlidir ve saygıyı hak eder. Seçkin bir yazarın eleştirisi aynı şekilde seçkin bir üslup ile cevaplanmalıdır. Bunu hak etmeyen bir yazı ve yazar da öncelikle bu seçkinliğin ağırlığı altında ezilmelidir.

Madde 4. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

Madde 6. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.

Madde 12. Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

Yukarıda yer alan 3 madde Basın Konseyi tarafından belirlenen Basın Meslek İlkeleri'nin maddelerindendir. Söz konusu ilkeler, gazetecilik mesleğinin saygın ve olması gerektiği gibi icra edilmesi ve gazeteciliğin saygınlığının korunması amacıyla hazırlanan toplam 16 maddelik bir bildiriden ibarettir. Gazetecilik yapan ve bu işi onuru ile yapmaya çalışan her muhabir, köşe yazarı, editör, yayın yönetmeni kısacası tüm basın çalışanları bu ilkeleri uygulayarak mesleğin gereklerini yerine getirmeye çalışır.

Giriş güzel olmuş. ULUÇ yazısının bu ilkeler ile ters düştüğünü vurgulamak ve esef edildiğini belirtmek cevap için yeterli idi. Fakat FB yorumcularının kendileri için son derecede zararlı olabilecek amatörce bir polemiğe girmek için hevesli olduklarını görüyoruz.

Bu ilkeleri alıp yanına Hıncal Uluç'un yazılarını koyduğunuzda hemen her yazısının bu ilkeler ile sürekli çelişen ve ters düşen unsurlar içerdiğini görmek zor değildir. Hıncal Uluç yazılarını kaleme aldığı köşesinde kural tanımaz ( ya da sadece kendince bilinen ve kabul gören yakışıksız kuralları içinde) etik ve meslek ilkelerinden uzak yazıları ile adeta kendi nefret imparatorluğunu kurmuştur.

Doğru bir giriş için yanlış ve irrasyonel yorum ve varsayım. Herhangi bir iddianın cevabı değil. Stratejik konularda konu kişiselleştirilerek cevap verilmez

Kendi hayal dünyasında çirkin senaryolar yazan insanlara ve kurumlara saldıran, okuyucularını adam olanlar ve olmayanlar diye tasnif eden Hıncal Uluç'u bu noktada okuruna saygılı gazeteci ya da köşe yazarı olarak nitelemek de mümkün değildir.

Zaten bu tarz nefret dolu ve gerçeklikten uzak yazıları kaleme alan bir kişi kendi kafasındaki gizli gündemi şahsi çıkarları doğrultusunda takip ettiğinden gazetecilik gibi bir kamu görevini yerine getirmesi mümkün değildir. Hıncal Uluç şunu bilmelidir ki gazete köşeleri kendini tatmin etme ve kişisel nefret kusma yeri değildir.
 

Yine yanlış, irrasyonel ve kişisel yorum. Herhangi bir iddianın cevabı değil. Hıncal ULUÇ alanında kendini ispatlamış duayen bir gazeteci ve yorumcu. Fenerbahçe ile ilgili çok sayıda olumlu yorumları da var. O'nun iddialarına, O'na mesleğini öğreterek cevap verilmez. Ayrıca eleştirileri cevaplandırılan bir yazarın özellikle kulübü ilgilendiren yazıları daha ciddiyet ve dikkat ile izlenmeli bir tek yazı ile stratejik genellemeler yapılmamalıdır.

Hıncal Uluç bir gazetecinin olması gerektiği şekilde objektif ve tarafsız değildir. Bu mesleğe yıllarını vermiş olsa da son yıllarda gözünü bürüyen Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe nefreti artık bu mesleği yapabilmesine olanak bırakmayacak noktalara varmıştır. Hıncal Uluç yıllardan beri Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım düşmanlığı ile bölücülük yapmakta toplumu kamplara bölerek takım taraftarları arasında düşmanlık tohumları ekmektedir.

Yanlışlık ve irrasyonellik giderek yoğunlaşıyor. Her eleştiriyi düşmanlık gibi algılayan hastalıklı bir anlayış ürünü.
ULUÇ'un Fenerbahçe yorumlarında sayısız FB takdiri ve övgüsü bulmak hiç güç değildir ve bu yazısı dahi aslında bir FB Stratejik Yönetim övgüsüdür.
Birkaç  örnek: "Polat, Fenerbahçe farkını fark etti mi?.. / Ben hatta yokini giyerdim  6.Mart.2008-SABAH"
Fener Mucizesi 11.Mart.2008 Fotomaç

Buradaki olağanüstü takım, maç ve ZİCO yorumunu kaç fener yanlısı yorumcu yazabildi.
İşin gerçeği ULUÇ bu yazısında kendince nedenlerle FB üzerinden Galatasarayı ve Futbol medyasını aşağılamaktadır. Ayrıca bu yazı taraftarlara değil futbol sektörüne hitap ediyor. Bir kulübün stratejilerini yorumlamak düşmanlık ve bölücülük değildir.

NOT: FESAM Arşivinde "Hıncal ULUÇ"  tıklayarak yaptığımız araştırmaya göre ulaştığımız kanı, aslında bu yazının ULUÇ'un 3.Mayıs.2007 tarihli "Keskin sirkenin Fener'e zararı"  başlıklı Aziz YILDIRIM eleştirisine dayanan yazısına gecikmiş bir cevap olarak kaleme alındığı şekline dönüştü. Bu da Fenerbahçe'nin "iletişim stratejisinin" kayıtsız şartsız bir başkan savunusu şeklinde formüle edildiği izlenimini veriyor. 26.3.2008

Hıncal Uluç'un yazdıklarına bakacak olursanız Fenerbahçe adeta bölücü ve derhal kapatılması gereken bir yasadışı kurumdur. Bir köşe yazarı milyonların gönül verdiği desteklediği bir spor kulübüne karşı nasıl bu şekilde yakıştırmalar yapabilmektedir?.

Hastalıklı algılama yoğunlaştı ve kendine zarar vermeye başladı. Hıncal ULUÇ dahil Türkiye'de hiç kimse böyle bir benzetmeye cüret edemez ve bu benzetme nefretle karşılanır. FB kulübünün kendisi hiç gündemde olamayacak böyle bir benzetmeyi fütursuzca gündeme getirebiliyor. Çok stratejik bir iletişim hatası

Dürüstçe Hıncal Uluç kendine şu soruların cevabını verebilmekte midir?;

 

Fenerbahçe Kulübünün gelişmesinde marka değerinin büyümesinde Aziz Yıldırım'ın nasıl bir şahsi çıkarı olabilir?

Burada başkan isminin zikredilmesi de kişiselleştirme ve stratejik hata. Böyle bir süreç bir kulüp başkanını son derecede popüler ve karizmatik yapar. Aziz YILDIRIM hiç kimsenin eleştiremeyeceği böyle bir  beklenti halinde olabilir. Varsayalım ki YILDIRIM bu stratejinin ilerde kendisini başbakanlığa taşıyabileceğini öngörüyor. Son derecede stratejik ve akıllıca olmaz mı?

Fenerbahçe'nin her alanda büyümesi nasıl bir tehdit oluşturmaktadır?.Neden Fenerbahçeliler potansiyel suçlu olarak gösterilir?

Bir kulübün diğerlerinin aleyhine aşırı büyümesi sektördeki rekabetçi dengeyi bozar ve futbolun gerilemesine neden olur (SLOAN PARADOKSU). Böyle bir gelişme önce kulübün kendisine zarar verir ve ona olan seyirci ilgisini azaltır. Bu iyi bir strateji olmaz ve ayrıca böyle bir strateji uygulayanı da kimse potansiyel suçlu olarak görmez. ULUÇ da böyle bir iddia da bulunmuyor. FB yorumcularının kendileri ile negatif kavramları birleştirmekte yaptıkları stratejik hatayı anlayabilmek çok güç

Neden Fenerbahçe'nin tüm başarıları ardında şüphe, rakiplerin başarıları ardında özellikle Fenerbahçe'ye karşı mücadele ile elde edilen zafer arayışı vardır?

Yanlış ve hayali bir varsayım. ULUÇ un sonuncusu dahil bütün yazılarında FB stratejilerine övgü GS ve Medyaya yergi var. Burada FB yorumcularının Stratejik Durum Değerlendirme açısından sağlıklı olmayan bir algı yapısına sahip olduklarını görüyoruz.

Sporu düzenleyen üst kuruluşlarda görev alan Fenerbahçeliler neden Hıncal Uluç'a göre hep taraflı sadece rakipler objektiftir? Fenerbahçeli yöneticilerin bu kuruluşlarda görev alması neden hep komplo senaryoları ile izah edilir?

ULUÇ bu yorumu ajitasyon olarak kullanıyor ve tarafları bu konuda polemiğe davet ediyor. Doğrusu-yanlışı net olarak tanımlamayacak olgulardan spekülasyon yaparak polemik yaratmayı ve üste çıkmayı amaçlıyor. Burada FB yöneticilerinin de Komplo Senaryoları üretilebilecek olgularda yer almaları konusunda dikkatli olmaları gereği ortaya çıkıyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü illegal bir örgüt müdür? Üyeleri illegal bir örgütün üyesi midir?

Yine anlamsız ve hastalıklı ve tekrar bir benzetme. Stratejik polemiklere girmeye hevesli olanlar için iki temel kural;
1- Kendinden bahsetme
2- Şayet bahsedecek isen, kendini hiç bir şekilde olumsuz kavram ve olgularla bir araya getirme

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün büyümesinde Hıncal Uluç nasıl bir tehdit görmektedir?

Aynı soru ikinci defa soruluyor. Stratejik konulara gereksiz bir acele ile cevap yetiştirilirse bu tip hatalar oluşur.
Ayrıca ULUÇ yazısında Fenerbahçe'nin büyümesinde bir tehdit görmüyor. Bu büyümenin sağladığı inisiyatifler karşısında rakiplerinin çaresizliğini vurgulamaya çalışıyor ve bundan kendince bir zevk aldığını hissediyoruz.

Başarılı olanı ve başarıyı yazmak yayınlamak neden Hıncal Uluç tarafından kutsal ittifak(medya) gibi son derece yakışıksız ve çirkin bir kavramla izah edilir? Neden Fenerbahçe ile ilgili olumlu yayınlar taraflı görülür? Bu yayına izin veren spor müdürleri neden yönlendirilmiş olmakla suçlanır?

FB yorumcuları ULUÇ ve medya arasındaki bir polemiğe gereksiz katılıyorlar. ULUÇ'un yazılarında vurgulamaya çalıştığı şey medyanın olguların yorumlanışında çifte standart uyguladığı. Bu konuda haklı veya haksız olması FB nin değil muhatabı olan medyanın sorunu.
FB yorumcuları yine sakıncalı genelleştirme yapıyorlar. Tartışılan FB başarıları değil, bunları yazılı ve görsel medyada en çok dile getiren yorumcu ULUÇ'un kendisi. FB yorumcularının, bir büyük kulübün somutlaştırdığı başarılarını kimsenin tartışmaya açabilecek kapasitesi olmadığının bilincinde olmaları gerekiyor. Kendi başarılarını tartışılıyor olarak sunmak da ciddi bir strateji hatasıdır.

Aslında tüm bu soruların doğru ve tarafsız yanıtları Hıncal Uluç tarafından da bilinmektedir. Ama Hıncal Uluç'un gözünü kör eden düşmanlık ve nefret bunları görmesine engel olmaktadır. Hıncal Uluç'a tavsiyemiz; bu mesleği artık bırakması ve yerini basın meslek ilkelerine bağlı objektif kişilere devretmesidir.

Burada FB yorumcularının ULUÇ'un ne söylediği ve neden söylediği konusunda hiç bir fikirleri olmadığı anlaşılıyor. Kendi haklarında abartılı bir övgü olmayan her yorumu kendilerini eleştiri olarak gördükleri anlaşılıyor. ULUÇ bu yazısında FB kulübünün başkanları Aziz YILDIRIM liderliğinde gümbür gümbür Türk futbolunun liderliğine geldiğini vurguluyor. Bunun mekanizması ve etkileri konusundaki yorumları tartışmaya açık olsa da yazının özünün bir FB övgüsü, GS ve medya yergisi olduğu açık.

Bundan sonra eminiz ki aklıselim herkes Hıncal Uluç'un, yazılarını okumayacak ve yorumlarını takip etmeyecektir. Adının gereği olarak neden olduğunu anlayamadığımız bir şekilde yıllardır başta kulübümüz olmak üzere tüm spor dünyasından hınç almaya çalışmaktadır ama artık bunu bırakma zamanı gelmiştir.

Önemli bir stratejik hata, kamuoyunun algılama ve yorumlama şekli üzerine ipotek koymaktır. Bunun son derece sakıncalı ve ters tepen bir yaklaşım olduğu ülkemizde çeşitli seçim dönemlerinde açıkça görülmüştür. FB yorumcuları ULUÇ un konuya ve kendilerine yaklaşımını yanlış değerlendirmekte ve bu yanlışa bütün kamuoyunu davet etmektedirler.

Başta taraftarlarımız olmak üzere tüm sporseverleri Hıncal Uluç'un köşe yazarlığı yapmaya devam etmesi halinde kendisinin yazdıklarını okumamaya, yaptığı TV yorumlarını dinlememeye davet ediyoruz. Bu Türk sporunda nefretin, yerini sağduyu ve fair play ruhuna bırakması için önemli bir adım ve başlangıç olacaktır.

Aynı yanlışın devamı. Bu yaklaşım bütün kamuoyunu ve özellikle FB taraftarlarını ULUÇ yorumlarına karşı daha ilgili olmaya davet eder. Hıncal ULUÇ yazısı oldukça tartışılabilecek spekülatif ve saldırgan üslübuna karşılık Türk futbolunda göz ardı edilemeyecek önemli bir kutuplaşmaya kamuoyu dikkatini çekmeyi amaçlıyor. FB ise özensiz ve dikkatsiz "stratejik iletişim" modeli ile sanki buradaki endişeleri haklı çıkarmaya uğraşıyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü

FB yorumcuları ULUÇ yazısını bir daha sakin bir şekilde okurlarsa bunun baştan sona bir FB övgüsü olduğunu göreceklerdir. Burada FB değil, bu stratejilere karşı strateji oluşturmayan kulüpler ve medya eleştiriliyor. Bir anlamda yorumculuğu maç yorumundan ve "en büyük takım bizim takım" naifliğinden stratejik analiz düzeyine yükseltiyor. Üslubu spekülatif, ajitatif ve agressif de olsa yorumlarında bir stratejik gerçekçilik olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Fenerbahçe cevabını kaleme alan iletişimciler, Hıncal ULUÇ un, Mayıs 2007 ve Mart 2008 yorumları arasındaki çelişkilere dikkat çekseler idi daha başarılı bir iletişim etkisi yaratabilirlerdi.

FB yönetimine ve yorumcularına önerimizi futbola ve sorunlarına sadece "Ben Merkezli" bir bakış açısı ile bakmaktan vazgeçmeleri ve kendilerini de sorunlarla dolu bir sektörde sorunlarla boğuşan bir aktör olarak değerlendirmeleridir.
Özellikle "Stratejik İletişim" konularında uzmanlığa önem vermeleri ve uzmanlar ile çalışmaları acil bir ihtiyaç olarak görünüyor.

 {jcomments on}

Bu İçerik  3001  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Kutlu Merih Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Neden Futbol Ekonomisi?

 

www. Futbolekonomi.com’un  vizyon ve misyonu temel olarak  Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi’nin (FESAM) vizyon ve misyonuna paralel ve aynı düzlemdedir.

 

Bu bağlamda temel misyonumuz: Futbolun yerel ve küresel makro özelliklerini incelemek ve yeni yapısal modeller önermek; bu kapsamda entelektüel gelişimi hızlandırmak ve buna ilişkin referans olabilecek bir database oluşturmak ve bunu tüm futbol araştırmacılarının emrine sunmak... Bu amaçla yapılan çalışmaları yayımlamak; gerekli her türlü bilimsel futbol araştırma ve geliştirme projelerine entelektüel anlamda destek vermek.

 

Temel Vizyonumuz: Önerilen yeni modellerin gerçekleştiğini görmektir.

 devamı >>>

tbmm-logo

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Spor Kulüplerinin Sorunları ile

Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak

Alınması Gereken Önlemlerin

Belirlenmesi Amacıyla Kurulan

 

MECLİS ARAŞTIRMASI

KOMİSYONU

RAPORU

tugrulaksar_ge_roportaj

Tuğrul Akşar Güngör Urasın sorularını yanıtlıyor

  Yazar Tuğrul Akşar,
Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras'ın
sorularını yanıtlıyor.
detay için tıklayınız..

 

e- Bülten Üyeliği

E-Bülten listemize üye olmak için lütfen aşağıdaki alanları doldurunuz.

Spor Endexi

29.05.2017 Kapanış Günlük
Değişim %
  IMKB 100

97.794

0,27

 bjk BJKAS

4,59

-0,43

 fb FENER

35,92

0,67

 gs GSRAY

29,24

3,32

 trabzon TSPOR

2,80

1,08

 

       

Videolar

Tuğrul, Tuğrul Akşar, Pusula, Ekonomi, Futbol, Futbol Ekonomi, Mali,VİDEONUN DEVAMI VE DİĞER VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN.

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 14132781

Spor Toto Süper Lig 2016-17 Puan Durumu

Sıra TAKIMLAR O G B M A Y AV P
1

BEŞİKTAŞ

32 21 8 3 65 30 35 71
2 BAŞAKŞEHİR 32 19 10 3 60 27 33 67
3 FENERBAHÇE

32

17 9 6 56 30 26 60
4

GALATASARAY

32
18
4
10
60

37

23
58
5 ANTALYASPOR
32
15
7
10
40
39
1

52 

6

TRABZONSPOR

32
14
8
10
37
31
6
50
7

AKHİSAR BLD.

32
13
6
13
41
39
2
45
8

KASIMPAŞA

32
12
7
13
46
46
0
43
9

KONYASPOR

32
11

10 

11
39
40
-1
43
10

GENÇLERBİRLİĞİ

32
10
10
12
30
33
-3
40
11

ALANYASPOR

32

12
4
16
52
61
-9
40
12

KARABÜKSPOR

32
11
6

15

33
44
-11
39
13

OSMANLISPOR

32
9
11
12
36
39
-3
38
14

KAYSERİSPOR

32
10
7

15 

45
55
-10
37
15

BURSASPOR

32
10
5
17
31
55
-24
35
16

Ç.RİZESPOR

32
8
6
18
41
52

-11

30
17

GAZİANTEPSPOR

32
7
5
20
29
57
-28
26
18

ADANASPOR

32
6
7
19
31
57
-26
25

Okur Yazar


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı  info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

 

2018 Dünya Kupası 1.Tur 1.Grup Puan D.

Avrupa Elemeleri 1.Tur Grup I
Sıra TAKIM O G B M A Y PUAN AV
1

hirvatistan-bayrak Hırvatistan

5 4 1 0 11 1 13 10
2 izlanda-bayrak İzlanda 5 3 1 1 8 6 10 2
3 ukrayna-bayrak Ukranya

5

2 2 1 7 4 8 3
4

turk-bayrak Türkiye

5 2 2 1
7

5

8 2
5 kosova-bayrak Kosova
5 0 1
4 2 14 1

1

6

finlandiya-bayrak Finlandiya

5 0 1 4
3

8

1 -5

Money Football League

    

Deloitte-Money-League-17

   

“Yirmincisi yayınlanan 2017 Deloitte Para Ligi Raporu’na göre Manchester United 689 Milyon Euro’luk geliriyle tekrar zirvenin sahibi oldu. Fenerbahçe ve Galatasaray da, 25. ve 26.sıradan tekrar Para Ligi’ne girdiler.”
Raporu okumak için Tıklayınız

 


    

EkoLig-Foto

 

EkoLig - Futbol Ekonomisi Raporu, Türk Futbolunun gelirlerini ve ekonomik görünümünü mercek altına alan ve futbolun finansal verilerini Avrupa'nın önde gelen ligleri ile karşılaştırmalı olarak sunan rapor 
için tıklayınız 

 

 

Endustriyel_futbol

 

Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı Üzerine

Futbolun Endüstriyel gelişimi, kulüplerin sportif ve iktisadi/mali yapılanışını derinden etkiliyor. Dorukhan Acar’ın Kurumsal Yönetim temelli yaklaşımı ile "Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı"yı okumak için klikleyiniz

 

 

Türkiye'de Kadın Futbolunun Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu

 

imagesCAVM4O4L

 

Dr. Lale ORTA’nın Kadın Futboluna Entelektüel Bir Yaklaşım Sergilediği makalesi için tıklayınız.” 

 

 

İngiliz Futbolunda Kurumsal Yönetişim Üzerine

 

governance_in_football

 

Tüm kulüplerimize ve Türk Futbol yapılanmasına farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşündüğümüz, İngiliz Parlementosu’nun Kültür, medya ve spor Komitesi’nin hazırladığı raporu okumak için tıklayınız. 

 

money-and-soccer

“Money scorring goals”, Gerçekten de “Para Gol Kaydedebiliyor mu? “

Euro 2012’nin olası ekonomik etkilerini
okumak için tıklayınız. 



FFP

Futbolda Finansal Sürdürülebilirlik Kapsamında ''Finansal Fair Play Başa Baş Kuralı ve Beşiktaş Futbol Kulübü Üzerinde Bir Uygulama 
Hüseyin AKTAŞ/Salih MUTLU,

okumak için tıklayınız.