x
14 Şubat 2019- Spor Toto İddaa ihalesini Şans Girişim Ortaklığı (Demirören-Scientific Games) Kazandı.  4 Şubat 2019- Deloitte Para Ligi'nin 2017-18 Lideri 750 Milyon Euro'luk geliriyle Real Madrid oldu. İkinci sırada ise  690 Milyon Euro'luk geliriyle Barcelona yer alıyor. Türkiye'den tek takım Beşiktaş ise 167 Milyon Euro geliriyle 26.s... 10 Ocak 2019- Süper Lig kulüplerinin borçları, kredilerin bulunduğu  bankalar tarafından yapılandırılacak. 26 Aralık 2018- Ligin ilk yarısını Medipol Başakşehir 35 Puanla zirvede bitirdi. 17 maçta 16 puan toplayarak Ligin ilk yarısını 17. sırada tamamlayan Fenerbahçe ise 2018-19 sezonunun en büyük sürprizini yaptı. Süper Lig'de ... 12 Aralık 2018- 27 Kasım 2018'de yapılan ve inteltek firmasının 10 yıllığına 200 Milyar TL ciro taahhüdü vererek kazandığı  İDDAA ihalesine yeterli firma katılmadığı ve yeterli rekabet oluşmadığı için Spor Toto Teşk... 27 Kasım 2018- Düzenlenen İddaa ihalesine  sadece Turkcell iştiraki olan Inteltek teklif verdi. 10 yıl için 200 milyar TL hasılat taahhüdü verilen ihalede son karar Spor Toto Teşkilat Başkanlığı'nın olacak... 27 Kasım 2018 - Futbol Ekonomisi raporu- Eko lig'in üçüncüsü yayınlandı. Rapora göre, Süper Lig 2017-18 sezonunda Türk Futbol gelirleri 3.2 Milyar TL'na ulaştı.  13 Kasım 2018- Alman basını tarafından 70 milyon elektronik belgenin incelenmesi ile ortaya çıkarılan skandalda UEFA’nın kirli sırları, ve kulüplerin menejerler ile olan uygunsuz ilişkileri belgelendi. 29 Ekim 2018-  10 Maçta 2 Galibiyet, 3 beraberlik, 5 mağlubiyet alan Fenerbahçe'de yönetim teknik direktör Philip Cocu'yu görevinden aldı.  23 Ekim 2018- UEFA 2018/19 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde toplam 1.950 Milyon Euro parasal ödül dağıtacak. Avrupa Ligi'nde ise dağıtılacak tutar 560 Milyon Euro olarak gerçekleşecek. UEFA'nın Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Süper Kupa o...
Buradasınız >> Ana Sayfa Haberler & Makaleler Genel Ömer GÜRSOY Demirören (yine) Yumurtayı Dik Tutabilecek mi?

Demirören (yine) Yumurtayı Dik Tutabilecek mi?

10170780-728xauto

Ömer Gürsoy- 14 Ocak 2019 Yıllardır dövülerek şekil alan Türk futbolunun kangren olmuş 3 temel sorunu oldu.Birincisi hepimize büyük acılar yaşatan tribün terörü.

 

İkincisi hepimizde bir travma oluşturan ve Türk futbolunda tsunami etkisi yaratan “şike” süreci.

 

Üçüncüsü de yıllardır hepimizin ağzına pelesenk olmuş “kulüpler batıyor, acil kulüpler yasası çıkmalı” sözlerinin işaret ettiği kulüplerimizin borç sarmalına düşmesi ve komik bir şekilde bunu da sadece bir yasayla düzeleceği inancına sahip olmamızdı. Tabii daha alt yapıdan oyuncu yetişmemesi, hakemlerin profesyonelliğe geçişi ve VAR sisteminin hayata geçmesi gibi önemli ama daha alt başlıkta ele alınması gereken sorunlar da yıllardır gündemimizde oldu. 

Ama en temel önemli 3 sorunumuz oldu her zaman. 

TFF’ nin İçişleri ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yaptığı üst düzey çalışmalar sayesinde artık tribün terörü bugün ülkemizde minimum seviyeye inmiştir. Ara sıra meydana gelen olaylar da münferit hadiseler olarak değerlendirilebilir ve bunlar da normaldir. Unutmayalım 1980’lerden itibaren tribün terörü ile en büyük mücadeleyi en katı şekilde vermiş İngiltere’de dahi halen yılda ortalama 3000 taraftar için sahalardan men cezası veriliyor. Dolayısı ile bu bir süreç ama artık karamsar hava dağıldı tribünlerde. Eskiden “kötü taraftar iyi taraftarı kovardı”, bugün ise artık durum tersine dönmüş durumda. Alınan önlemlerle kötü taraftarlar artık stat dışına itilmiştir. 

Gelelim yazının başlığını da oluşturan 2011’li 2012’li yıllara… 

2011 yılında ki “Şike yasasının” ardından yaşananlar. Kulüp başkanlarından menajerlere futbolculara kadar uzanan tutuklamalar, kulüplerimize UEFA’dan verilen men cezaları, asırlık kulüplerin küme düşme tehlikesi yaşaması derken gerçekten sadece Türk futbolu değil tüm ülke bir travma yaşadı. 7 aylık görevinin ardından Mehmet Ali Aydınlar’ın TFF Başkanlığı’ndan ayrılmak zorunda kalması üzerine aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı ve Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören TFF’ nin başına geçtiği günlerdi. Tekrar o günlere dönmek istemiyorum ama o zamanki travmayı ve hepimize düşen ümitsizliği de unutmamak lazım. Bunu “Futbol Büyük İskender'ini arıyor” yazımda belirttiğim ve teması “Gordion Düğümü” ne benzettiğim Türk futbolunun sorunlarının çözümünü Makedonyalı lider İskender'in hikâyesiyle anlatmıştım. Kimsenin çözemediği düğümü İskender kılıcıyla kesmişti. Karmaşık görünen sorunlara bulunan kolay ve kestirme çözümlere örnek olarak İskender'in kılıcı bir sembol olmuştu. 

O zamanlar bu sorunun çözümünde kamuoyu da doğrusu ne Demirören’den ne de yönetiminden pek ümitli gözükmüyordu. Ülke de herkesi bir kasvet sarmıştı. Konuya dönemin Başbakanı olarak Cumhurbaşkanımız da dâhil olmak zorunda kalmıştı. 

Ben de işte o sıralarda “Demirören yumurtayı dik tutabilecek mi?” başlıklı bir yazıyı artık tarihin sayfalarına karışmış Habertürk Gazetesi’nde ki köşemde kaleme almıştım. Başlığı, içeriği ve içinde ki hikâyesiyle belki de 10 yıllık yazarlık hayatımda en çok ilgi gören yazım olduğunu söyleyebilirim. 

Yazımın girişini bu kadar uzun tutmamın nedeni TFF Başkanı Yıldırım Demirören ile Bankacılar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın’ın kulüpleri borç batağından kurtaracak düğümü çözecek hamleleri başlatmasına değinmek için. 

Burada en önemli nokta sadece düğümü kesmekle kalmıyorlar sorunu da çözecek bir modeli ve iradeyi de ortaya koymak istiyorum. Tabii futbol kamuoyunun genel ekseriyetinde büyük bir ümit ışığı yaratmış olmakla beraber halen naftalinli kafalarda da bu sorunun çözülemeyeceği kanaatini de görüyorum. Ne zaman bu ülke bir konu da çözüme gidecek bir adım atsa hemen dolambaçlı yollardan süreci baltalamak için hurafe gibi dedikodular piyasaya sürülüyor. En saçması da kulüplere kayyum atanacak iddiaları. Hâlbuki aynı kişiler hep bir ağızdan yıllardır “kulüpler battı, federasyon ve devlet müdahale etsin” diye içeriği belli olmayan ilkel söylemler üretmiyorlar mıydı? Sanki UEFA, devletin müdahalesine izin verecekmiş gibi bunları söylüyorlar. 

Yine bir ümitsizlik, karamsarlık ve şüphe. 

İşte o yüzden şu yumurtayı dik tutma hikâyesini tekrar anlatmak istiyorum. 

Bakın tarihin en büyük kâşifin başından geçen öyküsüne. 

“Kristof Kolomb, bir akşam vakti, İspanyollar arasında yemek yiyor. Misafirlerden çoğu, Kolomb'un şöhretini küçümsüyordu. Yemek arasında söz Amerika'nın keşfinden açılınca, içlerinden biri, yüksek sesle: "Oraları keşfetmek zor bir iş değil" dedi. Kolomb, bu söze karşılık bir şey demeden eline bir yumurta aldı ve masanın yanında oturanlara dönerek: "İçinizden hanginiz bu yumurtayı dik olarak dengede tutabilir?" diye sordu. Herkes bunu denedi, fakat hiçbiri başaramadı. O zaman Kristof Kolomb yumurtayı aldı, ucunu tabağın üstüne hafifçe vurarak yassılaştırdı ve yassı kısmını tabağa yerleştirdi. Elini yumurtadan çektiği halde, yumurta dik vaziyette dengede duruyordu. Hepsi bağırarak: "Bu zor bir iş değil ki!" dediler. Kolomb gülerek; "Doğru... Bu zor bir iş değil. Zor olan, bunu düşünebilmektir" dedi. 

Bakalım Demirören de, Kolomb gibi yumurtayı dik tutabilecek kolay ve kestirme bir çözümü bulabilecek mi? 

İşte tarihin ve hayatın gerçekleri; Kolomb, Hindistan'a gitmek üzere yola çıkıp Amerika'yı keşfetti. Sonra da Amerika'yı yeniden keşfetmenin anlamı kalmadı. Demem o ki, hem denemeden sonucu görülebilecek ya da çıkışa varan kolay bir yol yok hem de güçlü bir desteği arkasına alıp elini taşın altına sokanları kestirmeden kestirip atmadan, destek olmaktan başka bir çare...” 

2012 Mart ayında bunları yazmışım. Daha sonra ki süreci hepimiz biliyoruz… 

Türk futbolu sancılı süreçlerden geçerek bugünlere kadar geldi. Demirören’in yumurtayı dik tutması ile travmadan çıktık ama hala bekleyen yapısal sorunlarımız olduğu da ortada. Bunun gizlisi saklısı da yok zaten. Bunların en önemlisi ve acil olanı da kulüplerimizin 10 milyar liranın üzerinde artık döndürülemez ve sürdürülemez hale gelen borçları var. Bugüne kadar Kulüpler Yasası dışında bir çözüm önerisi getiremeyen futbol aktörleri için Demirören ve Aydın’ın ürettiği formülü post modern bir çözüm olarak görüyorum. Hem devletin içinde hem de dışında olduğu bir model bu. Her konuyu yasayla çözmeye çalışan ülkemizde farklı bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum bu çözümün. Çünkü devlet girdiği yere züccaciye dükkânına giren bir fil gibi olabilir. Ortalıkta ne var ne yoksa yıkabilir. Şike yasası sürecinde de son 40 yıl süreyle kimlerin hangi demeçleri vererek yasa çıkması isteğini derleyen bir çalışma yapmıştım. Gün geldi yasa çıktı ne oldu kolluk kuvvetleri futbolun içine girdi. Dolayısı ile de yıllarca devlet tarafında bu konularda çalışan birisi olarak Kulüpler Yasasına hep şüpheyle yaklaştım. Ve bunu da yazılarıma taşıyarak ortalıklarda dolaşan tasarının felsefesinin ve yaklaşımının doğru olmadığını anlatmaya çalıştım. Çözüm futbolun içinde olmalıydı. Kulüpler yasası ile devletin yapabileceği tek şey olabilir. Paslanmış menteşelere yağ sürmek. O da kulüp yöneticilerinin kendi dönemleri ile ilgili borçlanmasına ilişkin sorumluluk getiren tek maddelik bir yasa. 

İşte bu yüzden geldiğimiz noktayı borç sarmalından kurtaracak bu yaklaşımı post modern bir yöntem olarak görüyorum. Fransızların spor yönetiminin temel felsefesini oluşturan en temel cümle “devlet federasyonların özerkliğine ve bağımsızlığına müdahale etmeksizin nüfuz eder”. Demirören / Aydın işbirliğinin içinde devletin olmaması mümkün değildir, ancak devlet futbolda ki krize bu kez müdahale etmemiş post modern bir yaklaşımla nüfuz ederek çözüm üretmeyi arzulamışlardır. Zaten medyada Cumhurbaşkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açık desteğinin de olduğunu görüyoruz. Aksi de düşünülemezdi. Siyasetçiler de toplumun için de yaşayan kişilerdir. 

Yıllar önce Rahmetli Özal’a “bir Başbakan olarak niçin bu kadar futbolla ilgileniyorsunuz” diye sorarlar. O da şu cevabı verir. “Ben bu toplumun Başbakanı değil miyim? Onların mutluluğu, öfkesi benim de problemim değil mi? Statlardan mutlu ayrılan ve üzüntülü ayrılan, hayal kırıklığı yaşayan her taraftarın konusu beni de ilgilendirir, çünkü ben de bu toplumun Başbakanıyım”. 

Hatırlayın Özal futbolun ilk özerk yasasını çıkaran, Türk futbolunu toprak sahalardan çamurdan kurtaracak hamleleri yapan çim bu felsefe ve yaklaşım üzerine hayata geçirdi. Bugün de Erdoğan ve Albayrak bir türlü çözülemeyen ve Türk futbolunu saran borç kanserinden kurtarmak için yasa dışında bir çözümü hayata sokacak iradeyi ortaya koymuşlardır. Demirören de bana göre yumurtayı bir kez daha dik tutmayı başararak Türk futbolunda ki her basamağı cehennem ateşi gibi yanan sorunları tek tek çözebilmiş ve Türk futbolunun liderlik merdivenine yükselmiştir. Aslına bakarsanız büyük bir riskin de altına girmiştir. Sürecin başarılı ya da başarısız olması da gelecekte Demirören’in liderliğinin seviyesini de belirleyecektir. Dolayısı ile cayır cayır yanan kestaneleri eliyle toplamaya çalışıyor. Bu ön alma, sorunların arkasına sığınmak değil sorunların üzerine gitme cesareti bence bir liderlik tavrıdır. 

Bundan sonra daha birçok değişiklik olacak. 

Mesela tüm spor bakanlarının her daim çıkaracağız dediği ama bir türlü çıkmayan kulüpler yasası da gündemde daha farklı bir şekilde yerini alacaktır. En azından mevcut Gençlik ve Spor Bakanımız Mehmet Kasapoğlu selefleri gibi bu konuyla muhatap olmayacaktır. 

Ve artık zengin başkan modelinden bir mesih gibi gelecek tüm borçları bir gecede çözecek mucizevi başkan arayışları yerine becerikli, ekonomi yönetimini bilen kulüplerin gelirlerini arttıracak özel projeleri hayata sokarken gider dengesini de sağlayacak CEO dönemlerinin de temeli atılmış oldu. Kulüplerde profesyonel marketing elemanları daha çok önem kazanacak. Aynı zamanda bu süreç alt yapıdan oyuncu yetiştirmenin çok önemli olduğunu ortaya koyacak ve kulüplerimiz daha çok alt yapıya önem verecektir. Süper Lig takımlarında Türk futbolcularını mücadele ederken görmek istiyorsak bunun tek yolu alt yapıları güçlendirerek Türk oyuncularının uluslararası arena da mücadele edecek seviyeye getirmekle olur. Ondan sonra sıra yabancı kuralına gelebilir ancak. Bir aşamayı tamamlamadan diğerine geçemeyiz. 

İşte bu süreç aynı zamanda kulüplerimizin de yeniden yapılanmalarının yolunu açacak ve eski alışkanlıklardan vazgeçilecektir. 

Türk futbolu yeniden take - off pozisyonuna geçmiştir. 

PLASEBO ETKİSİ 

Bu aslında ekonomik bir konu. İster dernek statüsünde ister şirket statüsünde bile olsa kulüplerin faaliyetleri bir futbol endüstrisinin bir parçasıdır. Dolayısı ile de konu teknik, oyuncu, hakem ve transferden daha çok futbol ekonomisi veya futbolun ekonomisi olarak adlandırabileceğimiz bir konudur. Türk futbolunda borçların yeniden yapılandırması söylemi dahi pozitif bir etki yaratacaktır. Adeta futbol ekonomisinde bir plasebo etkisi yaratacaktır. 

Plasebo: Yoklukla gelen varlık. Beynin inandığına bedenin de inanması bir anlamda. Aldığımız bir ilaç-diyelim ki içinde şeker var, lakin biz mide ağrılarına iyi geldiğini zannederek yutuyorsak, midemize (bünyemize) faydalı olabiliyor hakikaten. 

Bunun tersi ise "nosebo". Latince "zarar vermek" fiilinden geliyor. İnsan kullandığı ilacın ya da tedavinin kendisine kötü geleceğini düşündüğü andan itibaren ondan zarar görüyor. Beyin bir kez daha bedenden önde gidiyor. Doludizgin. Yani kötümserlerin kendilerine verdikleri zararın haddi hesabı yok. 

Mesela Türkiye yıllardır IMF ile anlaşabileceği havasını plasebo etkisi gibi kullanıyor. Giderek artan bütçe açığına ve kamu kesimi borçlanmasına bakarak kamu maliyesinde eski sorunlu günlere dönüleceği korkusunu bir anksiyete haline getiren piyasaları yatıştırmak için IMF ile anlaşılacağı izlenimi yayılarak yaratılıyor bu plasebo etkisi.  

IMF ile anlaşma olacağı haberini alan piyasalar tıpkı gerçek ilaç aldığını sanan hastalar gibi kendini daha iyi hissediyor. Bu etkiyi bozabilecek olan tek şey IMF’nin böyle bir anlaşmanın söz konusu olmadığı biçiminde yapacağı açıklama. Ama onlar da oyunu bozmuyorlar ve plasebo etkisine destek oluyorlar. Yine aynı şekilde Amerika ile ilişkilerimiz siyasi ve diplomasi alanında iyileşse ekonomimiz de bu iyimser havadan olumlu olarak etkilenmiyor mu? Konu aslında biraz da psikolojik ve beynimizde. 

Ekonomide beklentilerin önemli olduğu 1930’larda Keynes’le birlikte anlaşılmış bir konu. Buna karşın beklentilerin en az gerçekleşmeler kadar etkili olduğunun kavranması çok daha yeni zamanlarda oldu. “Beklenti neyse gerçekleşme de o yönde olur”. Kanser gibi kulüplerimizin hücrelerine yayılmış borç sarmalından kurtulma beklentimiz ne kadar ümit var olursa o kadar daha kolay çözüme ulaşırız. Yönetilemez ve sürdürülemez yapıların kırılması sadece tek bir ilaçla olmaz. Beyinlerimizin de buna olumlu tepki vermesi gerekir. 

Harvard Üniversitesi web sitesinde "Plasebo Çalışmaları" nı anlatırken düşündürücü bir ifade kullanılmış: "Hayal gücünün, güvenin ve umudun kudreti!" Üçü de ne kadar güç veriyor insanlığa: hayal gücü, güven ve umut. 

İşte Demirören ve Aydın’ın ortak yayında yaptığı açıklamalarda ben kendi adıma bu 3 şeyi de gördüm: 

Hayal gücü, güven ve umut… 

FUTBOLA DA MALİ KURAL GEREK 

Biliyorum geçmiş yazılarıma çok fazla sayıda atıfta bulundum ancak görüşlerimin bugün değil yıllar önce de aynı şekilde olduğunu ve uzun yıllar kamu tarafında da bu konularda çalıştığımı belirtmek isterim. O zamanlar ne Demirören TFF Başkanı idi ne de Aydın Bankalar Birliği Başkanı idi. 28 Mayıs 2010 yılında “futbola da mali kural gerek” yazımda yazdıklarımı bugün yapılan açıklamalar çerçevesinde okumak daha anlamlı hale gelmiştir. 

“Mali kural ile iş dünyasının özlem duyduğu, ekonomiye uzun vadeli bakış açısı ve yol haritası ortaya konulması hedeflenmişken, kulüplerimizin de uzun vadeli projeksiyonlara ihtiyacı olduğu kaçınılmaz. Devlet kendi mali disiplini için kendisini bağlarken, herhalde kimse dernekler statüsüyle yönetile(meye)n ve 1.5 milyar doları aşan borcu olan kulüpleri, kulüplerine pranga vuran başkanları böyle başıboş bırakamaz. 

Futbolda mali disiplin demek, kulüplerin bütçe açığı verme hastalığı da denilebilecek problemi gidermek için bir disiplin getirmek, aşırı borç stokunun büyümesini engellemektir. Aksi halde nelerle karşılaşacağını peşinen kabullenmektir.(aşırı borçtan yani bütçe açığından dolayı puan silme, kayyuma devretme ve küme düşme.) 

Bunu yaparken disiplin ile sınırlama arasındaki fark da dikkate alınacaktır. “Her koşulda tartışmasız tasarruf” ve “her koşulda bütçe disiplini” bağnazlığı da doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü mali kural, disiplin ile esnekliği birleştiren bir yaklaşımdır. Bu durum kulüpler için de geçerlidir. Mali kuralın 4 temel ilkesi sanki kulüplerimiz için kaleme alınmış: Basitlik, doğruluk, saydamlık ve hesap verilebilirlik. Mali kural Avrupa Birliği’nin, futbolda da mali disiplin UEFA’nın temel ilkelerinden biridir. Demirören ve Aydın’ın başlattığı süreci de bir mali disiplin olarak adlandırabiliriz. Dayanaksız sala binmiş giden kulüplerimizin bu gelişmeleri ne kadar takip ettiği bilinmez ama sürdürülemeyen borçlar yüzünden hem “hamlesizlik” hem de “zaman sıkıştırması” içerisine girmiş olan yöneticilerimizin de artık kulüplerini sağlıklı bir yapılanma modeline hazırlamaları kaçınılmaz. 

İLACIN DOZAJI 

Yazıma ikinci bir başlık koymak imkânım olsaydı kesinlikle “Türk reçetesiyle çözüm” olurdu. Yalnızca birileri mutlaka acı ilacı içeceği ortada iken bu çalışma konusunda bütün kesimlerin ortak ve yoğun arzusu bende hem umut uyandırıyor ama aynı şekilde de şüphe doğuruyor olsa da burada ki en önemli konu; adeta tahta barakaya benzeyen ve dizginsiz ırmak gibi akan kulüplerimizi iyileştirecek ilacın bulunmasında, ama dozunun da ayarlanmasında. Ne demiş dünyaca ünlü İsviçreli hekim Paracelsus; "Her madde zehirdir, zehirli olmayan yoktur. Bir maddenin zehirli olmamasını sağlayan dozudur." Benim gözümde, can çekişen kulüplerimize can suyu verecek iddiası ile ölüm döşeğindeki hastaya verilecek ilaç ve dozu aynıdır. Bu nedenle, Demirören ve Aydın ilacın dozunu ayarlayan hekim gibi dikkatli ve hassas olmalıdır. Bence ikisinin işi herkesten daha zor. Şike sürecinde yaşadıklarımızı aklımızdan çıkarmadan, hastayı iyileştireyim derken dozunu kaçırmayalım… 

Bu yüzden ‘yasasız çözümü’ çok önemli görüyorum… 

Şimdi hepimize düşen görev de günah keçileri yaratmak değil ayağa kalkmayı başarabilmek zamanıdır. Demirören ve Aydın; Kennedy’nin dediği gibi “her bedeli ödeyecek, her yükü çekecek kadar” bu işin içine girdiler. 

Demem o ki, hem denemeden sonucu görülebilecek ya da çıkışa varan kolay bir yol yok, hem de güçlü bir desteği arkasına alıp elini taşın altına sokanları kestirmeden kestirip atmadan, destek olmaktan başka çare… 

İSPANYA NE YAPMIŞTI? 

Süreçte ortalarda başarısız bir İspanya örneğinden bahsedilir. Uzun yıllar önce buna benzer bir çözümü hayata sokmaya çalışmış ama başarılı olamadığı yazılıyor çiziliyor. Ama unutmayalım, aynı İspanya ülkenin büyük ekonomik krize girdiği dönemde Kulüpleri de stres testine sokmuş ve 2010 yılında İspanya hükümeti futbol kulüplerine “720 milyon Euro tutarındaki vergi borcunuzu ödeyin talimatı vermiş, bunun yanında futbolcu ücretlerinin kısıtlanmaması ve 3,5 milyar Euro’luk borçlarının takvime bağlanmaması halinde, kulüplere transfer yasağı getirilmesini kararlaştırıyor. Hükümet öncelikle bunu İspanya Futbol Federasyonu’nun yapmasını aksi halde yasa değişikliği ile bunu sağlayacaklarını söylüyor. Yani İspanya hükümeti kriz anında dahi sisteme müdahale etmeden futbol içi bir çözüm bulunmasını istemiştir. Bugün de biz de yaşanan süreci İspanyollar 9 yıl önce yaşamışlar ve bugün İspanya futbol ekonomisi sürdürülebilir hale gelmiştir.{jcomments on} 

Bu İçerik  138  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Ömer Gürsoy Pazartesi, 21 Haziran 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Neden Futbol Ekonomisi?

 

www. Futbolekonomi.com’un  vizyon ve misyonu temel olarak  Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi’nin (FESAM) vizyon ve misyonuna paralel ve aynı düzlemdedir.

 

Bu bağlamda temel misyonumuz: Futbolun yerel ve küresel makro özelliklerini incelemek ve yeni yapısal modeller önermek; bu kapsamda entelektüel gelişimi hızlandırmak ve buna ilişkin referans olabilecek bir database oluşturmak ve bunu tüm futbol araştırmacılarının emrine sunmak... Bu amaçla yapılan çalışmaları yayımlamak; gerekli her türlü bilimsel futbol araştırma ve geliştirme projelerine entelektüel anlamda destek vermek.

 

Temel Vizyonumuz: Önerilen yeni modellerin gerçekleştiğini görmektir.

 devamı >>>

tbmm-logo

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Spor Kulüplerinin Sorunları ile

Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak

Alınması Gereken Önlemlerin

Belirlenmesi Amacıyla Kurulan

 

MECLİS ARAŞTIRMASI

KOMİSYONU

RAPORU

tugrulaksar_ge_roportaj

Tuğrul Akşar Güngör Urasın sorularını yanıtlıyor

  Yazar Tuğrul Akşar,
Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras'ın
sorularını yanıtlıyor.
detay için tıklayınız..

 

e- Bülten Üyeliği

E-Bülten listemize üye olmak için lütfen aşağıdaki alanları doldurunuz.

Spor Endexi

11.02.2019 Kapanış Günlük
Değişim %
  IMKB 100

104.395

0,00

 bjk BJKAS

1,83

0,55

 fb FENER

7,43

0,80

 gs GSRAY

1,49

3,47

 trabzon TSPOR

1,20

-0,83

       

Videolar

Tuğrul, Tuğrul Akşar, Pusula, Ekonomi, Futbol, Futbol Ekonomi, Mali,VİDEONUN DEVAMI VE DİĞER VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN.

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 20267403

Lefter Küçükandonyadis Sezonu 2018-19 Puan Durumu

 Sıra TAKIMLAR O G B M A Y AV P
1

Başakşehir

 21  13  6    2   32  11   21    45
2 Galatasaray  21  11  6   4  41  23  18  39
3 Beşiktaş

 21

 10 6  5  40  26  14  36
4

Malatyaspor

 21  9 7  5  33

 23

 10  34
5 Trabzonspor  21  9  6  6  37  30  7

 33

6

Konyaspor

 21

  8 

 9  4  28  22  6  33
7

Sivasspor

 21

  8 

 7  6  30  28  2  31
8

Kasımpaşa

 21  9  2  10  38  37  1  29
9

Antalyaspor

 21  8

 5

 8  22  30  -8  29
10

Göztepe

 21  8  1  12  23  27  -4  25
11 Alanyaspor  21

  7 

 4  10  20  26  -6  25
12 Kayserispor  21
 6  7   8   18  27  -9  25
13 Bursaspor  21  4  12  5  19  21  -2  24
14 Fenerbahçe  21  5  8  8  22  28  -6  23
15 Ankaragücü

 21

 7  2  12  20  35

  -15 

 23
16

Rizespor

 21

 4  10  7  25  30  -5  22
17 Erzurumspor  21  3  9  9  19  27  -8  18
18 Akhisarspor   21   4  5  12  21  37  -16  17

Okur Yazar


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı  info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

 

Money Football League

 2019 Deloitte Para Ligi Raporu

“ Yirmiikincisi  yayınlanan 2019 Deloitte Para Ligi Raporu’na göre Real Madrid 750 Milyon Euro’luk geliriyle zirvedeki yerini korudu. Tek Türk takımı Beşiktaş 167 Milyon Euro ile 26. Sırada bu ligde kendisine yer buldu. 
Raporu okumak için Tıklayınız

 


    

EkoLig-Foto

 

EkoLig - Futbol Ekonomisi Raporu, Türk Futbolunun gelirlerini ve ekonomik görünümünü mercek altına alan ve futbolun finansal verilerini Avrupa'nın önde gelen ligleri ile karşılaştırmalı olarak sunan rapor 
için tıklayınız 

 

 

Süper lig Marka değeri araştırma

''Taraftar Algısına Göre Türkiye Süper Ligi Marka Değerini Etkileyen Faktörlerin ve Marka Değeri Boyutlarının Değerlendirilmesi'' Prof. Dr. Musa PINAR öncülüğünde yapılan bu araştırmayı okumak için tıklayınız.

 

 

Endustriyel_futbol

 

Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı Üzerine

Futbolun Endüstriyel gelişimi, kulüplerin sportif ve iktisadi/mali yapılanışını derinden etkiliyor. Dorukhan Acar’ın Kurumsal Yönetim temelli yaklaşımı ile "Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı"yı okumak için tıklayınız

 

 

Türkiye'de Kadın Futbolunun Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu

 

imagesCAVM4O4L

 

Dr. Lale ORTA’nın Kadın Futboluna Entelektüel Bir Yaklaşım Sergilediği makalesi için tıklayınız.” 

 

 

İngiliz Futbolunda Kurumsal Yönetişim Üzerine

 

governance_in_football

 

Tüm kulüplerimize ve Türk Futbol yapılanmasına farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşündüğümüz, İngiliz Parlementosu’nun Kültür, medya ve spor Komitesi’nin hazırladığı raporu okumak için tıklayınız. 

 

money-and-soccer

“Money scorring goals”, Gerçekten de “Para Gol Kaydedebiliyor mu? “

Euro 2012’nin olası ekonomik etkilerini
okumak için tıklayınız. 



FFP

Futbolda Finansal Sürdürülebilirlik Kapsamında ''Finansal Fair Play Başa Baş Kuralı ve Beşiktaş Futbol Kulübü Üzerinde Bir Uygulama 
Hüseyin AKTAŞ/Salih MUTLU,

okumak için tıklayınız.