Euro 2012'nin Favorisi Kim?
- Doç. Dr. Deniz GÖKÇE

- 21 Haz 2012
- 2 dakikada okunur
Avrupa Futbol Şampiyonası’nda sıra grupların son maçlarına geldi. Biz bu yazıyı pazar sabahı yazarken, Yunanistan’ın seçim sorunundan bıkıp futbolu seçtik.
İlk iki maç sonrasında turnuvada daha ileri gitmekte iddialı takımlar olarak herkesin favorisi İspanya ve Almanya’ya ilaveten, bence Fransa ve İtalya da olabilir gibi gözüküyor. Geçmişe bakılırsa da bu listede aslında sürpriz yok. Başarılı milli takımların ilginç yaklaşımları var: Kiminin ligi çok kuvvetli, kiminin futbol anlayışı farklı, kimi yabancı kökenli oyuncularla beceri katıyor, kimi milli takımda tek bir kulübün omurgasını kullanarak başarıya ulaşıyor, kimi de iyi teknik adam buluyor.
Üçüncü maçları oynanan ve grup etabı biten A Grubu’nda, aslında iddialı olabilecek potansiyele sahip Rusya ve ev sahibi Polonya ilginç şekilde elendi.
2004 Avrupa Şampiyonası’nda Rehhagel komutasında katı savunma futboluyla şampiyon olan Yunanistan, yeni teknik adam F. Santos olsa da ve oyuncular değişse de yine aynı katı savunma anlayışıyla Rusya’yı hüsrana uğratarak Çeklerle birlikte üst tura çıktı.
Rusya, aşırı yabancı oyuncu kullanımı ve zayıf lig yapısı nedeniyle handikaplıydı. Zenit takımı Advocaat ile 2008 UEFA Kupası’nı kazanmıştı ama orada yabancı oyuncuların katkısı büyüktü. Zenit omurgası, Rus oyuncularla Yunanistan savunmasını aşamayınca elendi. Ancak Yunanistan’ın bu sefer çok ileri gideceğini sanmıyorum. Halbuki 2004 yılında Portekiz’de, ilk iki maçtan sonra onları favori göstermiştik.
C Grubu’nda lider İspanya olurken, turnuvanın gediklisi İtalya’nın iki maç sonrası üçüncü sırada olması tuhaf gelebilir. İspanya, liglerinde çok sayıda yabancı oyuncu bulundurmasına rağmen güçlü bir lige sahip. Barcelona altyapısından yetişenlerin oynadığı, çok paslı, topa sahip olan özel bir futbol tarzları var. Takım çoğunlukla Barcelona oyuncularından kurulu, Real Madrid’den gelen katkılarla daha da güçlenmiş durumda. Ancak D. Villa’nın sakatlığı, Torres’in uzun süredir formsuzluğu, savunmadaki sakatlıklar, oyuncuların sezon yorgunluğu ve “Barcelona tarzı futbolun” artık rakiplerce çözülmüş olması, İspanya’yı zaman zaman tökezletiyor.Yine de İtalya’nın son maçta zayıf İrlanda’yı farklı yenip lider İspanya ile birlikte gruptan çıkacağını düşünüyorum.
İtalya, M. Lippi’nin yerine gelen C. Prandelli yönetiminde, namağlup şampiyon Juventus’un omurgası üzerine kurulan bir takım. Balotelli ve Nocerino gibi gençlere de fırsat verilmiş. Oyun kurucu Pirlo formda görünüyor ve İtalya her zaman olduğu gibi kolay gol yemiyor. Hırvatistan ve İspanya ile berabere kalmak kolay değil. İtalya, İspanya’nın Hırvatistan’ı yenmesi durumunda üst tura çıkacaktır. Prandelli’nin 3-5-2 sistemi, İspanya’nın orta sahayı domine etmesini büyük ölçüde engelledi. Zaten orta sahaya hâkim olmayan bir anlayışla İspanya’yı durdurmak mümkün değil.
B Grubu’ndaki Almanya, Bayern Münih’in omurgası üzerine kurulu, Dortmund’un yıldız oyuncularıyla desteklenmiş bir ekip. Oyuncular birbirini iyi tanıyor ve Löw uzun süredir görevde. Almanya, İspanya’nın en ciddi rakibi olarak görünüyor. Portekiz ise Hollanda gibi hedefsiz bir görüntüde.
D Grubu’nda ise Fransa farklı bir yapılanma içinde. Önceki dönemde kötü yönetilen milli takım, şimdi iddialı bir teknik adam olan Laurent Blanc’a emanet. Blanc, gençlerden oluşan yeni bir takım kurdu; kadro tek bir kulüp iskeletine dayanmıyor. Gençleştirilmiş, dengeli bir karma ekip. Fransa’nın geçmişe kıyasla daha iyi bir görüntü vermesi, etkili bir teknik yönetimle doğrudan ilişkili.
Birkaç gün önce bu sütunda Hollanda ve Almanya’nın durumunu detaylı analiz etmiştim. Almanya tabii ki İspanya ile birlikte kupanın favorisi. Ancak Türkiye’nin gelecekteki milli futbol planlaması açısından en önemli ders, İngiliz futbolunun incelenmesinden çıkabilir. Bizce İngiltere, kontratak takımı Ukrayna’yı geçer ama gruplar sonrası geleceği karanlık. Bir sonraki futbol yazımız yalnızca İngiltere üzerine olacak.






















Yorumlar