Fenerbahçe ve Diyojen
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 19 Ara 2018
- 2 dakikada okunur
Maç Başlamadı! Yine kafalar her zamankinden daha karışık.
Çünkü çoğu eski hakem ve futbolcu olan futbol yorumcuları konuyu aydınlatmak, futbolseverleri bilgilendirmek için değil; ya sulandırmak, ya karıştırmak, ya da çarpıtmak için bir şeyler söylüyor, yazıyor, çiziyor. Kimi olup bitenlerin derinliğini anlamaya çalışırken, başka birileri durmadan konuyu magazinleştirmeye çalışıyorlar...
Çünkü ülkemizde “ilginç ve enteresan olmak!” reyting yapıyor.
Programlar ilginçlik üzerine planlanınca, kavgacı yorumcular bulmak zor olmuyor.
Bir keresinde Diyojen, sürekli faziletten dem vurup öğütlerinden hiçbirini yapmayanlar hakkında şunları söylemişti: "Onlar, çok güzel sesler çıkardıkları halde, hiçbir şey hissetmeyen musikî aletlerine benzerler..."
*
Tribün kırılgan kalplerle dolu olsa da, taraftarlığı benliğine sinmiş bir grup “Beşikten mezara kadar” Fenerbahçeli oldukları için susmadan tezahüratlarına devam ediyor.
Bu insanlar ben ”hasta” fenerliyim dediğinde, kullandığı mecazlar bilinçaltı dünyasının önemli yansımasını gösteriyor.
Diyojen’e "Altının rengi neden sarıdır?" diye sorduklarında, "Kıskananı çoktur da ondan" der.
Ersun Yanal’a özel ilgi var. Kaptan Volkan Demirel’in af edilmesi “medya önünde” özür dilemesi şartına bağlanmış.
Yunan-Pers savaşları sonunda Pers (İran) askerleri esir edilip Atina meydanında satılığa çıkarılırlar. İranlı esir askerlerin üzerindeki göz kamaştırıcı elbiselerin bir çırpıda satılmasına karşılık, esirlere alıcı çıkmaması üzerine; orada bulunan Diyojen, düşünceli düşünceli:
"İnsan ne garip mahlûk! Arızî meziyetler üzerinden sökülüp atılınca, kendisi beş para bile etmiyor" der.
Maç başlıyor!
Fenerbahçe oynadığı futbol ve oyuncu kadrosuna göre fikstürde değerlerin çok altında bir görüntü veriyor.
Sahada, Sokrat’ın beyninle düşünen, formasına Yunus’un yüreğiyle aşk duyan, Fenerbahçe’nin büyüklüğünü, taraftarın gücünü anlayan; Ersun Yanal’ın sözünü, Descartes’in sözünü dinler gibi dinleyen futbolcular vardı.
Spataküs’ün köle sahiplerine başkaldırdığı gibi ligde bulunduğu yere isyan eden, güzel günlerin habercisi…
Fenerbahçe, baskılı ve hücum oyunuyla, bu sezon hiç olmadığı kadar galibiyete yakın gözüküyor.
Diyojen, yaşlandığı için kendini yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:
"Eğer bir yarışa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?"
Ama…
Futbolcuların çoğu zihnen özgür değil.Orta saha oyuncuları dağınık ve düzensiz oynadıkları için pas trafiği bir türlü sağlanamıyor. Eljif Elmas’ın hırsının takıma faydası yok.
"Yeryüzünde en iyi şey nedir?" diye sorarlar Diyojen'e. O da, "Hür olmak" diye cevap verir.
Olduğundan daha iyi görünmeye çalışan, Ersun Yanal, müsabakayı lehine çevirmek için henüz vakit varken, üzerinde çalışılmamış bir hamle yapıyor.
Diyojen'e bir gün servet düşkünü biri, insanı servete kavuşturan yolun hangi yol olduğunu sormuş. O da yüzünü ekşiterek şöyle cevap vermiş:
"Aynı zamanda hem sağdan gidersin, hem soldan gidersin, hem bütün yollardan birden gidersin:
işte o zaman hedefine ulaşırsın."
Maç bitiyor!
Hakem, on kere daha serbest vuruş verse gol olmayacağını anlıyor ve maçı bitirmek zorunda kalıyor.
Bu gerçeği düşünmek bile insanın içine ürperti veriyor. Fenerbahçe bu hafta da sondan ikinci…
Rus ata sözünü futbolcular hatırlatmak gerekirse: 'Büyük gemiler, büyük seferler yaparlar.' Siz,yolcuları bir nehrin kıyısından diğer bir kıyıya taşıyan küçük bir sandal değilsiniz. Siz okyanusları aşabilecek büyük bir transatlantiksiniz."
Konfüçyüs’ün dediği gibi, “En zor şey, karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa”
Kaynak:
1. Kılıç, C. (2010), Bilgelik Hikayeleri, İnsan Yayınları, İstanbul.





















Yorumlar