Futbolcu Annesi Nafiye Hanım
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 9 May 2020
- 3 dakikada okunur
Genç yaşta 3 Kız 3 Erkek çocukla dul kalan Nafiye Hanım için bu dünya, saadet yeri değildi…
Kocası öldükten sonra, Sipahi Pazarında eski elbise satarak büyüttüğü altı çocuğun iki numarası Vedat, henüz 9 yaşındayken babasının mezar taşını okşayarak vaktinden önce büyüyen kaderi “devrik bir cümle gibi” yaşadığı topraklara benzeyen bir çocuktu...
Mağrur ve heybetli bir yüreği olan Nafiye Hanıma felek bir oyun daha oynamış, kocasından sonra büyük oğlu da ölmüştü. Yoklukla büyüttüğü bir diğer oğlu öğretmen olmuş, İzmir’e tayini çıkmış, kızlarını küçük yaşta evlendirmek zorunda kalmıştı.
Nafiye Hanım artık, Urfakapı’nın kenar mahallerinin birinde 1,5 odalık kerpiç evde oğlu Vedat’la baş başa kalmıştı…
Vedat, okul oku(ya)mamıştı ama “kaderin topluma okuttuğu” bir çocuk olarak yalnızca büyüdü…
Açlık ile tokluk arası bir sınırda beslendiği için hiç kilo almadı…
Hayatında sigara içmedi, içki tatmadı…
Kendine bile söyleyemeyeceği birine âşık oldu ama kızın hiç haberi olmadı, sonrasında kalbini boş bıraktı…
Hayattaki görevi; annesine yardım etmek, işi gazete satmak, tek tutkusu sokakta top oynamaktı.
Yıllarca, bu tutkusunu gerçekleştirmek için çalışmış, bu yolda zaman zaman Diyarbakır’ın kara taşlı sokaklarında düşüp sakatlanması bile yıldırmamıştı onu. Çok şükür, onu engelleyen değil, destekleyen bir anası vardı Nafiye Hanım…
Öyle ki Nafiye Hanım, her zaman inanmıştı oğluna...
Sonunda muradına ermiş, Diyarbakır’ın güzide kulüplerinden Doğanspor’a transfer olmuştu. Ancak, futbol yeteneği çok iyi olan Vedat’ın maçlarda bir sorunu vardı. İkili mücadelelerde rakip kendisinde dokunmadan “ahh!” diyerek kendisini yere atıyordu. Bunun için Vedat, antrenörü Tostav Meheme “korkma oğlım ne korkisan, rakip seni yiyecağ mı?” diye uyardı, olmadı…
Takım kaptanı Plase Nevzat “artistlik yapma” diye uyardı yine olmadı…
Takımın en sert oyuncusu Kemik kıran Şehmuz “korkma oğlum, ben arkandayım!” diyerek cesaret vermeye çalıştı ama yine olmadı.
Sonunda işin gırgırında olan takım arkadaşları çözümü Vedat’a “Yaylı” lakabı takarak buldular.
Vedat’ın parası olmadı, arabası olmadı, evi olmadı ama bu fani dünya da bir lakabı oldu…
Vedat, artık futbol camiasında “Yaylı” olarak anılıyordu…
Ancak hiç kimsenin Vedat’ın “Ahh!” diye bağırmasının nedeninin yetimliğinden ve yoksulluğundan olduğundan haberi yoktu.
Bir bilselerdi, Vedat’ın rakipten korktuğundan değil, benliğine saklanmış feleğin, arkadan taktığı çelme için ‘Ahh!’ diye bağırdığını...
Bu onların suçu değildi, çünkü fakirlik; Diyarbakır’da Vedat’a has bir şey değil, sıradandı…
Annesi Nafiye Hanım, ona ‘düz (dürüst) yaşamayı’, antrenörü Tostav Meheme ‘düz futbol oynamayı’ öğretmişti ama Yaylı Vedat bu ‘düz’ yaşamı sanki biraz abartmıştı, çünkü sonrasında hayata ve insanlara hep ‘düz’ baktı:
- ‘Düz’ sevdi,
- ‘Düz’ konuştu,
- ‘Düz’ yolda yürüdü,
- ‘Düz’ cahillerden hep uzak durdu,
- Saçlarını ‘düz’ taradı,
- Elbiselerini ‘düz’ giydi,
- Futbolu ‘düz’ oynadı,
- Maçlarda ‘düz’ koştu profesyonelde oldu, ama hayat bu kadar basit değildi hiç ‘düz’e çık(a)madı.
Profesyonel olduktan sonra annesiyle tam rahat yaşayacağını düşünürken kader yine cilvesini yapmış, annesi Nafiye Hanım felç geçirip yatalak olmuştu.
Yaylı Vedat, yatalak annesi Nafiye Hanım’ı tek başına bırakmaya kıyamadı... Profesyonel futbolu bırakıp eski amatör takımı Doğanspor’a geri döndü…
Annesinin bakımı için hiç evlenmedi…
Annesine olan sevgisinden yaşadığı hayata inat yüzündeki o güzel tebessümü hiç eksiltmedi…
Ağladığını hiç kimse görmedi.
Asla neşesini kaybetmedi…
Dile kolay, tam yirmi yıldır yatalak annesinin bakımını ihmal etmedi…
“Ateş düştüğü yeri yakıyordu” ama “Yanmayı da en güzel Yaylı Vedat anlatıyordu.” Belki dizeli, çok süslü püslü kelimelerle değil, ama bütün çıplaklığı ile anneler gününde felçli ve Alzheimer hastası annesi ile yaşayarak…
Diyarbakır’da girdiği ortamda takdime gerek duyulmayan, güler bir yüz, samimi bir dost olarak…






















Yorumlar