x
14 Eylül 2018- Fenerbahçe Başkanı Ali Koç kulüp televizyonundan yaptığı açıklamada, Fenerbahçe'nin borçlarının son kur artışından sonra 400 Milyon TL artarak, 4.5 Milyar TL'na ulaştığını belirtti. 31 Ağustos 2018- Galatasaray, 2018-19 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi D Grubu'nda Rusya'nın Lokomotiv Moskova, Portekiz'in Porto ve Almanya'nın Schalke 04 takımları ile eşleşti. 15 Ağustos 2018- UEFA 2018/19 Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Süper Kupa Finali’nden  toplam 3.25 Milyar Euro gelir elde edecek. Bu gelirin 2.55 Milyar Euro'luk kısmı kulüplere dağıtılacak.  Şampiyonlar Ligi'ne katılacak ... 13 Ağustos 2018- Süper Lig 61.sezonu başladı. Spor Toto Süper Lig  11, 12 ve 13 Ağustos 2018 tarihlerinde oynanacak maçlarla başlayıp 26 Mayıs 2019'da sona erecek. Futbolekonomi- 1 Ağustos 2018  Toplam gelirleri 3.5 Milyar TL civarında olan Süper Lig'de kulüplerin toplam borçları 9.8 Milyon TL'na Ulaştı.   Futbolekonomi- Rusya'nın ev sahipliği yaptığı 2018 Dünya Kupası'nın finalinde Fransa, Hırvatistan'ı 4-2 yenerek 2. kez Dünya Kupası'nın sahibi oldu. Futbolekonomi- 12 Temmuz 2018 Real Madrid'in Portekizli yıldızı Chiristiano Ronalda 99.2 Milyon Sterlin (yaklaşık 112 Milyon Euro) karşılığı İtalyan devi Juventus'a transfer oldu. Juventus'a imza atan Ronaldo 4 yıllık imza kar... 15 Haziran 2018-  FIFA 21.Dünya Kupası başladı. Bir ay sürecek turnuva Rusya’da 11 kentte ve 12 farklı statda oynanacak. FIFA 32 takıma 400 Milyon $ dağıtacak. Şampiyon takım 38 Mio $ kazanacak.  4 Haziran 2018- Aziz Yıldırım'ın 20 yıllık başkanlık dönemine son veren Ali Koç, Fenerbahçe'nin yeni başkanı oldu. Resmi sonuçlara göre geçerli oy sayısı 20 bin 736 olarak açıklanırken oyların 16 bin 92'sini Ali Koç, 4 bin 644'... 27 Mayıs 2018-Galatasaray Lisesi'nde gerçekleştirilen genel kurulda , 2525 oy alan Mustafa Cengiz yeniden Galatasaray'ın başkanı oldu. 
Buradasınız >> Ana Sayfa Haberler & Makaleler Hukuk Murat Başaran Rekabet Kurulu'nun Futbol Kulüpleri hakkında vermiş Olduğu Kararlar ve Bunların Yorumları

Rekabet Kurulu'nun Futbol Kulüpleri hakkında vermiş Olduğu Kararlar ve Bunların Yorumları

Endustriyel futbol

Murat Başaran- 4 Mart 2014 Futbolekonomi.com yazarlarından Murat Başaran'ın spor kulüplerinin yayın hakları, gelir havuzu, faaliyetlerinden elde ettikleri gelirler,

sporcu transferi, müsabaka bilet satışları, elde olunan hasılat, kulüplerin şirketleşme ve birleşmelerine ilişkin Rekabet kurulu'nun vermiş olduğu kararlar ve bu kararların spor ekonomisi ve hukuku ile mali açıdan değerlendirilmesine ilişkin kapsamlı araştırmasını sizlerle paylaşıyoruz.

 

REKABET KURULU KARARLARI:

KARAR NO 1: ANAHTAR KONULAR: YAYIN HAKLARI, YAYIN SÖZLEŞMESİ YAYIN GELİRLERİ, HAVUZ SİSTEMİ

KARAR NO 2: ANAHTAR KONULAR: ŞİKE, SPOR KULÜPLERİNİN FAALİYETLERİ, SPOR KULÜPLERİNİN GELİRLERİ, SPOR EKONOMİSİ, SPOR FAALİYETİNİN TARAFLARI/AKTÖRLERİ

KARAR NO 3: ANAHTAR KONULAR: YAYIN HAKLARI, YAYIN SÖZLEŞMESİ, YAYIN GELİRLERİ, HAVUZ SİSTEMİ

KARAR NO 4: ANAHTAR KONULAR: YAYIN HAKLARI, YAYIN SÖZLEŞMESİ, YAYIN GELİRLERİ, HAVUZ SİSTEMİ

KARAR NO 5: ANAHTAR KONULAR: SPORCU TRANSFERİ

KARAR NO 6 ANAHTAR KONULAR: MÜSABAKA BİLETLERİNİN SATIŞI, HASILAT, TARAFTAR,

KARAR NO 7: ANAHTAR KONULAR: SPOR KULÜPLERİ, ŞİRKETLEŞME, BİRLEŞME

KARAR NO:1

Dosya Sayısı : D1/1M.Ç./98-1 (Önaraştırma)

Karar Sayısı : 02-44/525-218

Karar Tarihi : 18.7.2002

HAKKINDA ÖNARAŞTIRMA YAPILAN: Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı - Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu

DOSYA KONUSU: Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı (TFF) ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) arasında imzalanan ve Türkiye İkinci Lig maçlarının yayınına ilişkin sözleşme ile stadyumlara TRT dışındaki TV kuruluşlarının kameralarının alınmaması suretiyle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği iddiası.

İDDİALARIN ÖZETİ: Egevizyon Görsel ve İşitsel Medya Yayınları ve Ticaret A.Ş. (Ege TV)’nin şikayet dilekçesinde özetle;

- 1998-1999 sezonuna ilişkin TFF ile TRT arasında imzalanan sözleşme sonrası Türkiye İkinci Lig maçlarının yayınlanmasında TRT’nin tekel haline geldiği,

- TFF’nin Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri’ne gönderdiği yazı ile ikinci lige ilişkin olarak oynanan karşılaşmalarda TRT dışında televizyon kameralarının stadyumlara girişininin önlendiği ifade edilerek, konunun incelenmesi talep edilmiştir.

DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 14.8.1998 tarih ve 2691 sayı ile giren şikayet üzerine, Rekabet Kurulu’nun 10.12.1998 tarih ve 94/457-162 sayılı toplantısında, konuya ilişkin olarak hazırlanan 9.12.1998 tarih ve D1/1/M.Ç./98-1 sayılı İlk İnceleme Raporu görüşülmüş ve soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının belirlenmesi amacıyla 4054 sayılı Kanun'un 40/1. maddesi uyarınca önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.

İlgili karar uyarınca düzenlenen 9.7.2002 tarih ve 2002-2-47/Ö.A.-2-I.S. sayılı Önaraştırma Raporu, 15.7.2002 tarih ve REK.0.06.00.00/61 sayılı Başkanlık önergesi ile 02-44 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda;

- TFF ile TRT arasında imzalanan 4.7.1998 tarihli ikinci lig futbol maçlarının yayınına ilişkin sözleşmenin ve

- TRT dışında televizyon kanallarının kameralarının stadyumlara alınmamasının 4054 sayılı Kanun anlamında rekabet ihlali oluşturduğuna dair bir bulguya rastlanamadığı ve dolayısıyla konu hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığı

ifade edilmiştir.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME

1. Tespitler: 1998-1999 futbol sezonunda Türkiye Profesyonel İkinci Liginde oynanacak maçların televizyondan yayınlanmasına ilişkin olarak 4.7.1998 tarihinde TFF ile TRT arasında bir sözleşme imzalanmıştır.

Söz konusu sözleşmenin "Esaslar ve Ödeme" başlıklı 3. maddesinin

- (a) bendi;

“İşbu sözleşmenin konusu 1998-1999 futbol sezonunda Türkiye Profesyonel İkinci Liginde oynanacak kademe müsabakalarının yurtiçi ve yurtdışı radyo ve televizyon yayın haklarının aşağıdaki bedel karşılığında TRT’ye verilmesi ve müsabakaların TRT radyo ve televizyonlarından naklen ve banttan yayın esaslarının belirlenmesidir.”

- (e) bendi;

“TRT yayınlarında TFF yayın talimatı ve UEFA yayın esaslarına uymak zorundadır.”

- (I) bendi;

“TRT müsabakaların tümünü banda alacak, canlı ve banttan yayınlanacak müsabakaları haber amaçlı olarak diğer yayın kuruluşlarına bedeli karşılığında verecektir. Yayın kuruluşlarının TRT’ye ödeyecekleri bedel TRT tarafından belirlenecektir.”

şeklindedir.

Ayrıca bu sözleşmeye istinaden TRT, ikinci lig futbol maçları görüntü satış koşullarını belirleyerek, isteyen yayıncılara görüntüleri servis edebileceğini duyurmuş ve örnek bir sözleşme hazırlamıştır.

Raportörlerce şikayet konusu ile ilgili olarak EGE TV Ankara temsilcisi ile yapılan görüşmede, “14.8.1998 tarihinde yapılan başvurunun konusu olan, Gençlik ve Spor İl Müdürlüklerinin TFF'nin yazısına istinaden Türkiye İkinci Futbol Ligi karşılaşmalarının oynandığı stadlara TRT'nin dışındaki diğer yayın kuruluşlarının kameralarının girişini önlemeye yönelik uygulamalarının şu anda mevcut olmadığı; kendi bölgelerinin takımlarından herhangi birisinin karşılaşması olduğunda Ege TV kameramanlarının karşılaşmanın yapıldığı stada girebildikleri ve çekim yapabildikleri; stada girmekte veya maçın görüntülenmesinde herhangi bir sorun yaşanmadığı; diğer yayın kuruluşlarından, kendilerinin çekim yapamadığı karşılaşmaların görüntülerini satın almak gibi herhangi bir taleplerinin şimdiye kadar olmadığı” ifade edilmiştir.

2. Değerlendirme: Şikayet dilekçesinde 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilecek iki konu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, TFF ve TRT arasında İkinci Lig maçlarının yayınlanmasına ilişkin olarak akdedilen sözleşme, ikincisi ise TRT dışındaki TV kuruluşlarının kameralarının stadyumlara girişinin engellenmesidir.

TFF ile TRT arasında imzalanan sözleşmede, bir yıl süre ile İkinci Lig maçlarının TRT tarafından yayınlanacağı ve haber amaçlı görüntü satış koşullarının TRT tarafından belirleneceği yer almaktadır. Sözleşmenin yukarıda yer verilen ilgili hükümlerinin 4054 sayılı Kanun anlamında rekabeti kısıtlayıcı bir yönü bulunmamaktadır.

İkinci şikayet konusu olan kameraların stadlara girişi hususu ise, TFF tarafından yayımlanan Yayın Talimatları ile hüküm altına alınmakta ve şikayet konusu olan Gençlik ve Spor İl Müdürlüklerine gönderilen yazılarda da aynı talimata atıfta bulunularak, yayın yetki belgesi verilmeyen yayıncıların stadlara girişinin engellenmesi istenmektedir.

Yayın Talimatının “Yayın Yetki Belgesi” maddesinde, “Federasyon sözleşmelerini onayladığı veya kulüpler adına bizzat imzaladığı yayın kuruluşlarına yayın yetki belgesi verir. Bu belgeye sahip olan kuruluşlar, yayın gerçekleştirmek için tüm futbol tesislerine ve stadlara girmek ve kullanacakları donanımları oralara sokmak hakkına sahip olurlar…….Federasyon yayın yetki belgesi verdiği yayın kuruluşlarını Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne ve İl Müdürlüklerine bildirir.”ifadeleri yer almaktadır.

Bu madde gereğince, yayın haklarını satın alan yayın kuruluşlarının dahi her hafta oynanacak maçlara ilişkin olarak TFF’den yayın yetki belgesi alma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu anlamda konunun TFF tarafından düzenlenen Yayın Talimatı ile şekillendiğinden söz etmek mümkündür. Ayrıca raportörlerce EGE TV yetkilisi ile yapılan görüşmeden, halihazırda maçlara girişlerde herhangi bir sorun yaşanmadığı, yetki belgesinin alınması halinde maçlara ait görüntülerin çekilebildiği anlaşılmaktadır.

Bu anlamda imzalanan yayın sözleşmesi ve stadyumlara kameraların girişi ile ilgili olarak, TFF ile TRT’nin şikayet konusu eylemlerinin 4054 sayılı Kanun anlamında rekabet ihlali yarattığına dair bir bulguya rastlanmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda verilen bilgiler ve yapılan tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda;

1. TFF ile TRT arasında imzalanan 4.7.1998 tarihli İkinci Lig Futbol maçlarının yayınına ilişkin sözleşmenin,

2. TRT dışında televizyon kanallarının kameralarının stadyumlara alınmamasının 4054 sayılı Kanun anlamında rekabet ihlali oluşturduğuna dair bir bulguya rastlanmadığına, dolayısıyla konu hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına ve şikayetin reddine OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

KARAR NO:2

Dosya Sayısı : 2011-4-255

Karar Sayısı : 11-54/1385-495

Karar Tarihi : 27.10.2011

DOSYA KONUSU: 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında ortaya çıkan spor kulüpleri hakkındaki şike iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti ihlal eden anlaşma niteliğinde olduğu iddiası.

İDDİALARIN ÖZETİ: İlgili başvuruda, 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarındaki şike iddialarına konu olan eylemlerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabet ihlaline yol açabilecek anlaşmalar niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. Bu çerçevede başvuru sahibi tarafından, doğrudan veya dolaylı olarak reklam anlaşmaları yaparak, televizyon gelirleri getiren sözleşmelere imza atarak, sportif gelir getiren sponsorluk anlaşmalarına taraf olarak ekonomik faaliyet yürüten spor kulüplerinin birer teşebbüs olduğu ve dolayısıyla söz konusu spor kulübü başkan ve yönetim kurulu üyelerinin futbol müsabakalarında sonucu önceden belirlemek suretiyle yaptıkları uzlaşmanın, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında spor kulüpleri arasındaki rekabeti ihlal ettiği belirtilmiştir.

DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 11.08.2011 tarih ve 5843 sayı ile giren başvuru üzerine düzenlenen 25.08.2011 tarih ve 2011-4-255/ İİ-11-365.BK sayılı İlk İnceleme Raporu, 14.09.2011 tarih ve 11-47 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve “Hukuk Müşavirliğinin de görüşü alınarak konunun yeniden değerlendirilmesini teminen, dosyanın Kurul gündeminde incelemeye alınmasına” 1194-Mİ sayı ile karar verilmiştir.

Anılan Karar çerçevesinde hazırlanan, 18.10.2011 tarihli Bilgi Notu, 20.10.2011 tarih ve REK.0.18.00.00-110.01.03/511sayılı Başkanlık Önergesi ile 11-54 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: Raportörlerce, söz konusu kulüplerin müsabaka sonuçlarını etkilemeye yönelik uzlaşmaya varmalarının, sportif rekabeti olumsuz yönde etkilese bile, bu eylemlerin iktisadi bir faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği; bu çerçevede, 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında ortaya çıkan şike iddialarına yönelik eylemlerin, 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği neticesine varılmıştır.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME : 4054 sayılı Kanun’un “kapsam” başlıklı 2. maddesinde,“Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer” ifadeleriyle Kanun’un kapsamı belirlenmiştir. Kanun’un 3. maddesinde ise teşebbüs kavramı, “piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler” şeklinde tanımlanmıştır.

4054 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen maddelerinden anlaşılacağı üzere, ülkemizde rekabet hukuku kurallarının uygulanması bakımından kamu teşebbüsleri ile özel teşebbüsler arasında bir ayrıma gidilmediği gibi sektörel bir istisna da öngörülmemiştir. Dolayısıyla, spor sektöründe faaliyet gösteren kulüplerin veya federasyonların, teşebbüs veya teşebbüs birliği statüsüne sahip olmaları ve bu statüleri çerçevesinde iktisadi rekabeti bozucu nitelikte bir eylemde bulunmaları halinde, bu eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Nitekim gerek Kurulun gerekse dünyadaki çeşitli rekabet otoritelerinin ve mahkemelerin spor sektörüne ilişkin uygulamaları incelendiğinde, sportif faaliyetlerin salt sportif yönünün yanında, iktisadi bir yönünün de bulunduğunun genel olarak kabul edildiği ve bu sektörde faaliyet gösteren teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin rekabeti bozucu nitelikteki eylemlerinin rekabet hukuku incelemelerine konu edildiği görülmektedir.

Spor kulüplerinin ve federasyonların rekabet hukuku incelemelerine konu olan uygulamalarının başında, yayın ve sponsorluk haklarının pazarlanması hususu gelmektedir.

Ülkemizde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’nun yaptığı ihaleler neticesinde futbol maçlarının yayın haklarını yayıncı kuruluşlara devrini içeren sözleşmeler, Kurulun çok sayıda kararında 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiştir. Bu kararlardan, TFF ile Teleon arasında imzalanan sözleşme ile tesis edilen havuz sisteminin 4054 sayılı Kanun kapsamında bir ihlal teşkil edip etmediğinin değerlendirildiği Teleon Kararı’nda(1)[1], yayın haklarının satışının spor olaylarının ekonomik yanı ile ilgili olarak en önemli konuyu teşkil ettiği, özel hukuk tüzel kişisi olan TFF’nin ekonomik nitelik taşıyan faaliyetleri dolayısıyla bir teşebbüs olduğu ve TFF ile Teleon arasında imzalanan sözleşmenin 4054 sayılı Kanun’un uygulama alanı içinde olduğu belirtilmiştir. TFF ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) arasında imzalanan ve Türkiye İkinci Lig maçlarının yayınına ilişkin sözleşme ile stadyumlara TRT dışındaki TV kuruluşlarının kameralarının alınmaması suretiyle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip edilmediğinin tespitine ilişkin Kurul kararında ise, imzalanan yayın sözleşmesinin tarafları olan TFF ve TRT birer teşebbüs olarak kabul edilerek, söz konusu teşebbüslerin şikâyet konusu eylemleri 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenmiştir (2). Avrupa Birliği (AB) rekabet hukukunda da, Komisyonun UEFA Şampiyonlar Ligi (3), Bundesliga (4) ve FAPL(5) kararlarında, spor müsabakalarına ilişkin yayın haklarının pazarlanmasına ilişkin sözleşmeler, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (Antlaşma) 101. maddesi kapsamında değerlendirilmiş ve bu sözleşmelere ilişkin olarak muafiyet incelemesi yapılmıştır.

Spor kulüplerinin ve federasyonların rekabet hukuku kapsamında incelenebilecek eylemleri, yayın ve sponsorluk haklarının pazarlanması ile sınırlı değildir. Örneğin, Galatasaray Spor Kulübü, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün aralarında akdettikleri bir protokol ile birbirlerinden futbolcu transfer etmeme ve diğer kulüplerden yapılacak futbolcu transferlerinde rekabete girmeme konusunda anlaştıkları yönündeki iddialara ilişkin Kurul kararında (6), futbol kulüpleri 4054 sayılı Kanun kapsamında birer teşebbüs olarak kabul edilmiştir. Kurulun Biletix kararında (7) ise, Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş. ile futbol kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmeler, 4054 sayılı Kanun kapsamında dikey sözleşmeler olarak değerlendirilmiş ve bu çerçevede spor kulüpleri birer teşebbüs olarak kabul edilmiştir.

AB Rekabet Hukuku’nda ise Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), sporcuların serbest dolaşımdan faydalanabileceğine ilişkin olarak verdiği Bosman kararında (8) , Antlaşma’nın 101. ve 102. maddeleri bağlamında bir inceleme yapmamakla birlikte, futbolun bir ekonomik sektör olarak kabul edilmesi gerektiğini; futbol dâhil tüm profesyonel spor dallarının, birer ekonomik alan ve aktivite olarak görülmesi gerektiğini; Avrupa Topluluğu vatandaşı futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını; futbolcuların istediği kulüple sözleşme imzalayabileceğini; bu konuda kulüpler tarafından yapılacak rekabeti engelleyici centilmenlik anlaşmalarının Avrupa Komisyonu tarafından en ağır şekilde cezalandırılacağını belirtmiştir. ABAD, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin, yüzmeyi düzenleyen organı olan Federation Internationale de Natation (FINA) tarafından uygulanan anti doping kurallarını Antlaşma’nın 101. ve 102. maddeleri bağlamında incelediği Meca Medina (9)[2] kararında ise, herhangi bir spor dalında kural koyucu konumundaki bir teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından konulan kuralların salt sportif nitelikte olmasının, söz konusu kuralların 101. ve 102. madde kapsamı dışında tutulması için yeterli olmayacağını, sporcuların hizmet sunmasını ölçüsüz bir şekilde engelleyen sportif kuralların da, rekabet hukuku kapsamında incelenebileceğini belirtmiştir. Spor kulüplerinin ve federasyonlarının çeşitli karar ve uygulamalarının rekabet hukuku kapsamında değerlendirilebileceğini ortaya koyan yukarıdaki kararların ortak özelliği, rekabet hukuku incelemesine konu eylem ve kararların, ilgili teşebbüslerin iktisadi faaliyetlerini doğrudan etkilemesidir.

En genel tanımıyla şike anlaşmaları, herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu etkilemeye yönelik anlaşmalardır. Söz konusu anlaşmalar, iki kulüp arasında yapılabileceği gibi, herhangi bir kulüple ile diğer kulübün sporcuları arasında da yapılabilmektedir. Bu anlaşmalarda genellikle amaçlanan husus, müsabakanın ilgili kulüp lehine sonuçlanması suretiyle söz konusu kulübün rakipleri ile olan sportif rekabette ön plana çıkmasının sağlanmasıdır.

Başvuru konusu iddiaların 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, öncelikle iddia edilen şike eylemini gerçekleştiren spor kulüplerinin, söz konusu eylemleri, teşebbüs veya teşebbüs birliği statüsü çerçevesinde gerçekleştirmesi gerekmektedir. 4054 Kanun’un 3. maddesinde yer verilen teşebbüs tanımına göre, rekabet hukuku bakımından teşebbüs statüsünün iki temel koşulu, iktisadi faaliyette bulunma ve bağımsız karar verebilmedir.

Spor kulüplerinin teşebbüs statüsü bu çerçevede incelendiğinde, 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında bir dernek veya Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde bir şirket olarak kurulan spor kulüplerinin, üyelerinden veya ortaklarından bağımsız bir tüzel kişiliğe ve iradeye sahip olmaları nedeniyle bağımsız karar verme yeteneğini haiz oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.

Spor kulüplerinin iktisadi bir faaliyette bulunup bulunmadığı hususunun ise, inceleme konusu

eylem özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira belirli bir alandaki iktisadi faaliyeti nedeniyle teşebbüs statüsüne sahip olan bir hukuki varlığın, eylemde bulunduğu her alanda teşebbüs statüsünü taşıyacağını ileri sürmek mümkün değildir. Örneğin, ülkemizde belediyeler genellikle şehir içi ulaşımın düzenlenmesi ve bu alanda hizmet sunulması faaliyetlerini bir arada yürütmektedirler. Belediyelerin, şehir içi toplu taşıma hizmetini sunarken iktisadi bir faaliyette bulunduğu ve dolayısıyla teşebbüs statüsünü haiz olduğu bir gerçektir.

Ancak, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin sunulması esnasında sahip olduğu teşebbüs statüsünün, şehir içi ulaşımın düzenlenmesi bağlamındaki faaliyetleri bakımından da geçerli olacağını ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Zira belediyelerin bu alandaki faaliyet ve görevleri, mal veya hizmet üretimi, satımı veya pazarlanması şeklinde özetlenebilecek iktisadi bir faaliyet değil, bir düzenleme ve denetim faaliyetidir. Bu örnekten de açıkça görüldüğü üzere, 4054 sayılı Kanun kapsamında teşebbüs statüsü, gerçek veya tüzel kişilerin bir alandaki faaliyetleri nedeniyle kazanmaları ile birlikte her alandaki faaliyetlerine sirayet eden bir statü olmayıp, söz konusu gerçek veya tüzel kişilerin sadece iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak taşıdıkları bir statüdür. Dolayısıyla, herhangi bir eylemi nedeniyle rekabet hukuku incelemesine taraf olan bir hukuki varlığın teşebbüs statüsünü haiz olup olmadığı değerlendirilirken, ilgili hukuki varlığın çeşitli alanlardaki faaliyetlerinin iktisadi bir faaliyet teşkil edip etmediğinden ziyade, inceleme konusu eylemin iktisadi bir faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, teşebbüs statüsünün tespiti bakımından “iktisadi faaliyette bulunma” ifadesinden anlaşılması gereken, 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de işaret edildiği üzere, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyette bulunmaktır.

Mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanması söz konusu olmaksızın bir gelir elde etme faaliyetinin ise, rekabet hukuku açısından iktisadi bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Örneğin ülkemizde siyasi partilerin en önemli gelir kaynaklarından birisi, hazine yardımlarıdır. Siyasi partilerin milletvekili genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları halinde elde ettikleri bu gelir, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetleri birer iktisadi faaliyet, siyasi partiler ise birer teşebbüs olarak kabul edilmemektedir.

Spor kulüplerinin faaliyetleri bu çerçevede değerlendirildiğinde, kulüplerin bilet satışı, yayın haklarının satışı, reklam ve sponsorluk haklarının satışı ve futbolcu transferi gibi alanlardaki faaliyetleri, doğrudan mal veya hizmet satışına yönelik iktisadi faaliyetlerdir. Dolayısıyla spor kulüplerinin bu alanlardaki faaliyetleri esnasında teşebbüs statüsüne sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, spor kulüplerinin söz konusu faaliyetleri gerçekleştirirken teşebbüs statüsüne sahip olması, bu kuruluşların sporla ilgili tüm faaliyetlerinde teşebbüs statüsünü taşıyacağı anlamına gelmemektedir. Spor kulüpleri tarafından gerçekleştirilen sportif müsabakalar, son tahlilde şampiyonluk primi elde etmek veya yayın havuzundan daha fazla pay almak gibi birtakım kazanç beklentilerini içinde barındırsa bile söz konusu kazançlar, doğrudan mal veya hizmet üretimi, satımı veya pazarlanması neticesinde elde edilen kazançlar olmayıp, sportif başarıya bağlı olarak elde edilen kazançlardır. Dolayısıyla, belirli bir iktisadi kazanç beklentisini içinde barındırsa bile sportif müsabakaların birer iktisadi faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, spor kulüplerinin sportif alandaki başarı veya başarısızlığının bir şekilde söz konusu kulüplerin bilet satışı, futbolcu transferi, reklam ve sponsorluk haklarının satışı gibi iktisadi faaliyetlerini etkilediğinin kabul edilmesi mümkün olmakla birlikte, sportif performans ile iktisadi performans arasındaki bu ilişki doğrudan bir ilişki olmayıp, dolaylı bir ilişkidir.

Dolayısıyla, herhangi bir sportif olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, o olayı kendi başına bir ekonomik faaliyet olarak nitelendirmek için yeterli değildir.

Bu çerçevede, yapılacak herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu kulüplerden birinin lehine çevirmeyi amaçlayan şike anlaşmalarının yapılması esnasında, ilgili kulüplerin teşebbüs statüsü ile hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla, şike anlaşmalarının rakip teşebbüsler arasında gerçekleştirilen iktisadi rekabeti bozucu bir anlaşma olarak değerlendirilmesinden ziyade, spor etiğine aykırı ve sportif rekabeti bozucu eylemler olarak değerlendirilmesi daha uygundur. Aksinin kabulü ise, rekabet hukuku kurallarının teşebbüsler arasındaki iktisadi rekabetle doğrudan ilgili olmayan pek çok alanda uygulanması sonucunu doğuracaktır ki, bu durum en başta söz konusu kuralların konulma amacı ile bağdaşmayacaktır. Nitekim sporcuların ve spor kulüplerinin sportif müsabakalar sonucunda belirli bir kazanç beklentilerinin bulunması veyahut birtakım iktisadi faaliyetlerinin sportif faaliyetlerden etkilenmesi nedeniyle teşebbüs olarak kabul edilmesi halinde, herhangi bir atletizm müsabakasında şampiyonluğa yarışan bir atletin, en büyük rakibini sportif kurallara aykırı bir şekilde ekarte etmek üzere, görece şampiyonluk şansı az olan bir diğer atlet ile yapacağı bir anlaşmanın da Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti bozucu bir anlaşma olarak kabul edilmesi gerekecektir. Doğrudan sportif rekabet ve spor etiği ile ilgili bir sorun olan bu tür bir duruma rekabet hukuku araçları ile müdahale etmenin, 4054 sayılı Kanun’un kapsamı ve amacı ile bağdaşmayacağı açıktır.

SONUÇ :Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre; 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında ortaya çıkan şike iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında olmadığına OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.

Rekabet Kurulu’nun 27.01.2011 Tarih ve 11-54/1385-495 Sayılı Kararına KARŞI OY GEREKÇESİ

Kurulumuz 27.01.2011 Tarih ve 11-54/1385-495 Sayılı Kararı ile başvuru konusu 2010-2011

yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarındaki şike iddialarına konu olan eylemlerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabet ihlaline yol açabilecek anlaşmalar niteliğinde olduğu ve bu nedenle anılan yasaya göre karar verilmesi talebiyle yapılan başvuru sonucunda; şike iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında olmadığına karar vermiş bulunmaktadır.

Aşağıda açıklayacağımız nedenlerle, başvuru konusu eylemlerin Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında olduğu kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ‘Kapsam’ başlıklı 2.maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer.’’ hükmü yer almış, yine aynı Kanun’un “Tanımlar’’ başlığı altındaki 3.maddesinde de; Teşebbüs: Piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimleri, ifade eder şeklinde düzenleme yapılmıştır.

4054 Sayılı Kanun’un 2.maddesinde kanunun kime ve kimlere, hangi şartlarda uygulanacağı genel olarak gösterilmiştir. Bir başka anlatımla öncelikle bu maddede kanunun süjesi belirlenmiştir. Maddeye göre Kanun, teşebbüslerin yasanın çeşitli maddeleri ile yasaklanan veya yükümlülük verilen her türlü hukuki işlem ve davranışlarının, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkindir.

Yukarıda hükmü açıklanan 2.maddenin gerekçesinde de ; ‘’ Rekabetin sağladığı yararların bir bütün olarak ekonominin tüm alanlarından istenmesi normaldir. Bu nedenle rekabet kuralları ekonomik faaliyette bulunan her teşebbüse uygulanmalıdır. Teşebbüslerin kamu kurumlarına veya özel kişilere ait olmasının önemi yoktur. Her ne kadar rekabet hukukunda da kamu yararı ve kamu düzeninin korunması amaçları ön plana çıkıyorsa da genel ekonomik menfaatlere hizmet etmekle görevlendirilmiş teşebbüslerin bu görevlerini yerine getirmelerinin rekabet kurallarıyla çatışmaması gerekir.’’ denilmekle, yasa koyucu her ne şekilde olursa olsun, kısmen de olsa ekonomik faaliyeti olan her teşebbüsü, ister kamu veya özel kişilere aidiyet ve özel veya genel ekonomik menfaatlere hizmet ayrımı yapmaksızın kapsamı geniş tutarak, ekonomik faaliyet kriterine haiz bütün sektörlerin aktörlerini Kanun kapsamına almayı amaçlamıştır.

Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’un süjesi olan teşebbüs yukarıda belirtildiği gibi, piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler olup, Kanuna göre teşebbüs, üretim, dağıtım ve hizmet verme şeklinde ekonomik faaliyetlerde bulunan ve bağımsız karar verme özgürlüğüne haiz olan ekonomik varlıklardır. Bu tanımlarda da görüleceği üzere teşebbüsün unsurları, ekonomik faaliyette bulunma, bağımsız karar verme özgürlüğüne sahip olma ve ekonomik varlık olmasıdır.

Olayımızda öncelikle belirlenmesi gerekli olan ilk husus uyuşmazlık konusu başvuru ile ilgili

eylemlerde bulunduğu ileri sürülen spor kulüplerinin (Futbol Kulüplerinin ) 4054 Sayılı Kanun anlamında teşebbüs olup, olmadığı başka bir anlatımla anılan Kanunun süjesi olup olmayacağıdır. Bunun devamında da ikinci husus olarak, teşebbüsün asli unsuru olarak, bu kulüplerin müsabaka şeklinde oluşan faaliyetlerinin salt sportif bir faaliyet mi? yoksa bu faaliyetlerinin sportif faaliyetle birlikte doğrudan ekonomik faaliyet kavramı içinde değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği konusudur. Yukarıda teşebbüs tanımı yapılırken hukuki varlıktan söz edilmemiş ekonomik varlıktan söz edilmiştir. Rekabet hukukunda süje olabilmek için hukuki bir varlık olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Şirket olmayan tüzel kişiler genelde kamu tüzel kişileri olmalarına rağmen, şirket olmayan özel hukuk tüzel kişileri ise spor kulüpleri ve spor organizasyonlarıdır. Komisyonun kendisine yöneltilen yazılı sorulara verdiği yanıtlarla ortaya koyduğu görüşüne göre Roma Antlaşması (R.A.) md. 81 ve 82 hükümleri ekonomik faaliyetlerde bulunmaları nedeniyle spor kulüplerine de uygulanabilir. Bu kulüplerin üye olduğu kuruluşlar ise teşebbüs birliği niteliğinde sayılmalıdırlar.10[3]

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ATAD) sporcuların serbest dolaşımdan faydalanabileceğine ilişkin olarak verdiği Bosman kararı, yine Komisyonun İngiltere’de Premier Futbol Ligi’nin organizasyonunu yürüten İngiliz Futbol Birliği Ltd. Şti.’ni kendisine bildirimde bulunduğu bir anlaşma nedeniyle yaptığı bir incelemede, hakim durumda bulunduğuna karar vermiştir. Yine Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) ile Formula 1 Yönetim Ltd (FOA)’yı aralarında yaptıkları, dünya şampiyonası düzenleme konusundaki anlaşmanın bildirilmesi üzerine yapılan incelemede teşebbüs olarak nitelendirmiştir.(11) Ayrıca, ATAD Karen Murphy (BskyB) davasında Naklen yayın sağlayan ve Yunanistan’dan aldığı decoderin Avrupa Birliği Ülkesi olmasından dolayı İngiltere’de serbestçe kullanabileceğine karar vermiştir.(12)

Kurulumuz 2006 yılında Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş.(GSSTY) ile Galatasaray Spor ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. (GSFİ)’nin , GSSTY bünyesinde birleşmesi işlemine izin veya menfi tespit belgesi verilmesi talebine ilişkin olarak verdiği kararında Galatasaray Spor Kulübü Derneği’ni teşebbüs ve ilgili pazarı da “futbol oyunları pazarı” olarak belirlemiştir.(13)

Bu açıklamalarımızın sonucu olarak söyleyebiliriz ki, spor kulüpleri 4054 Sayılı Kanun’un süjesi olan teşebbüs kavramı içerisine giren özel hukuk tüzel kişileridir. Futbol kulüplerinin müsabaka şeklinde oluşan faaliyetin salt sportif bir faaliyet mi? yoksa bu faaliyetin sportif faaliyetle birlikte doğrudan iktisadi faaliyet olarak değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği konusunu da aşağıdaki paragraflar da geniş olarak açıklamaya çalışacağız.

Günümüzde spor, hızla büyüyen bir endüstri haline gelmiş ve gerçek amacı olan sportif boyutu artık işleyişte kaybolmuştur. Spor; para, iş, zevk ve bazı örgütler için ürün aktivitesi halini alarak pazarlanabilir bir hizmet haline gelmiş ve ticarileşmiştir. Bu nedenle spor müsabakalarına bakış açısı da günden güne değişmekte her gün daha yüksek performans ve daha iyi sonuçlar istenmektedir. Bunun sonucunda karşılaşmaların tek amacı da kazanmak olarak görülmektedir. Bu değeri meydana getiren etkenler arasında kazanmayla sporcunun ve kulüplerin elde edeceği büyük ödüller, antrenörün ya da kulübün kazanmaya aşırı değer vermesi, seyircilerin taraftarı olduğu takımın kazanmasını istemesi ve oynadığı şans oyunlarından para kazanma isteği, halka açılan futbol kulüp hissedarlarının hisselerinin değer artışı medya kuruluşlarının yer verdiği programlar sayılabilir.

Ülkemizde bir kısmı halen dernek statüsünde olan futbol kulüplerinin bir çoğunun dünya örneklerinde olduğu gibi, futbolun endüstriyel bir gelişim içine girmesiyle birlikte şirketleşme sürecine girdikleri bilinmektedir. Spor kulüplerinin şirketleşmekteki en önemli amaçları; sonucunda sağlayacakları fayda olarak kurumsallaşma, profesyonelleşme ve ayrıca gelir kaynaklarının arttırılmasıdır.(14) Futbol kulüplerinin gelişen endüstriyel futbol pazarında daha etkin aktörler olabilmeleri, onların bu piyasadan daha fazla pay alabilmelerine bağlıdır. Rekabetçi piyasa içinde futbol kulüplerinin karlarını maksimize edebilme ve daha fazla gelir elde edebilme mücadelesi, kulüpleri yeni gelir kaynakları yaratma konusunda yeni arayışlara sevk etmiş, bu amaçla futbol kulüpleri daha değişik, daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli fonları sağlayabilmek için sermaye piyasalarına açılmışlardır. Bugün Dünyada olduğu gibi ülkemizin Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzon gibi futbol kulüplerinin şirket hisseleri borsada işlem görmektedir.

Endüstriyel futbolun bugün dört farklı kesimi bulunmaktadır: Kulüpler, futbol arzını piyasaya sunmakla görevlidirler. Buna karşın bu metalaşan arzı pazarlayan federasyon ve dijital yayıncı kuruluşlar söz konusudur. Tabii son olarak bu ürünü satın alacak/izleyecek tüketiciler/seyirciler/taraftarlar ya da müşteriler söz konusu olacaktır. Stadyumların birer ticaret kompleksine dönüştürüldüğü ve kulüplerin yan ürünlerinin satışının yapıldığı bu süreçte, özellikle yeni iletişim olanakları üzerine büyük yatırımlarda bulunulmaktadır. Her şeyin paraya endekslendiği, kazanılan kupaların bile getirdiği paraların gerisinde kaldığı bir dönemde kulüpler, tüketim toplumunun istediği gibi birer marka ve ürün haline gelmeye başlamışlardır.(15[4])

Bugün sporcular ve takımlar özellikle futbolda sadece eski meslektaşlarının defne tacı, madalya ve metal kupa almanın aksine ekonomik, sosyal ve prestij yönünden sağladığı avantajlar için yarışmaktadırlar.

Futbol kulüplerinin Futbol takımı denen temel birimi kendi başına bir üretim gerçekleştiremez; maç/karşılaşma yapamaz; organizasyon düzenleyemez. Dolayısıyla, futbolda üretim tek birimle yapılamaz, birden fazla birimin katıldığı müsabaka biçiminde düzenlenen ilişkiyle yapılır. Dolayısıyla, varlıkları hiç değilse, bir futbol ligi oluşturacak sayıda kulübün olmasına bağlı futbol yapılanması, birim içi ve birimler arasında rekabet şeklinde biçimlendirilmiş; örgütlü ortak ilişkiyle yapılan üretimin sonucudur. Birimler arası rekabet müsabaka şeklinde düzenlenmiştir. Ligler ve özel maçlarla gerçekleştirilen bu ortak üretimle ticari bakımdan geçerli maç denen izleyici/taraftar/müşterinin seyir hizmetine sunulan bir ürün üretilir. Bu üretimin örgütlenmesi ve ilişkileri okul takımlarından, kümelere ve liglere, yerel, ulusal ve uluslararası turnuvalara kadar çeşitlenir. Futbolda müsabakayı sahada üreten emek futbolcudur. Üretim yeri stadyum, seyir şeklinde stadyumda, evinde veya kahvehanede tüketen de taraftar/müşteridir.

Futbolda pazar olgusunu irdelersek temel pazar yöresel olup, liglerde ise bu pazar ülke çapındadır. Ligde başarılı olan takımın pazarı sınırlı bir zaman ve dönem için uluslar arası (Avrupa) olmaktadır. Pazarın genişliği kazancın kapsamını belirlediğinden takımın başarısı için vazgeçilemezdir. Yerellik içine sınırlanmış bir pazarda finansal başarı kısıtlıdır. Geniş pazardaki takımlar hem karşılaşmalarda hem de iş dünyası faaliyetlerinde çoğunlukla daha başarılıdır. Bunların yanında pazarlama ve takımı yönetim becerileri malî başarıyı etkileyen diğer faktörler arasında önde gelenlerdir.

Futbol ekonomisinin en önemli unsurları olan örgütlenme ve fonksiyonlarında da, modern rasyonelleştirilmiş endüstriyel üretimin bütün temel karakterlerinin adeta kopyasını görmek mümkündür. Bunlar yüksek derecede uzmanlaşma ve standartlaşma, bürokratlaşmış ve tabakalaşmış idare, uzun dönemli planlama, bilim ve teknolojiye artan şekilde bağımlılık, maksimum verim elde etmeye zorlama (birinci olma, şampiyon olma), yapılan işin sayıma/istatistiğe vurulması (puanlar, averaj, her oyuncunun attığı goller) ve hepsinin ötesinde üretici (futbol işçileri) ve tüketicinin (taraftar/seyirci/izleyici/müşteri) durumudur. Futbolda üretim, seyircinin seyretmesini (1) seyir için maç sunarak, (2) seyrin tarzını belirleyerek (3) seyircide sadece maça gitme ve maç seyretme değil aynı zamanda diğer ek, yan veya ilişkili ve ilişkisiz ürünler olarak sunduğu maddeler için gereksinim yaratarak tüketimi üretir.(16)

Günümüzde endüstrileşen futbol sektöründe artık şirketleşmeyle birlikte, futbol kulüpleri kar amacı güden şirketler, sporcuları işçi, taraftarı müşteri, spor alanları işyeri, sportif faaliyetler yani sportif karşılaşmalarda bu faaliyetlere çeşitli şekilde katılanların, dizayn ettikleri gelir/gider dengesi ölçüsünde katıldıkları ve adeta üretime dönüştürdükleri bir pazar haline gelmiştir. İzleyici, taraftar ve ürün satın alan müşterinin tüketici olduğu bu pazarda spor kulüplerinin gelirler kaynakları ve bu pazarın aktörleri aşağıdaki şemada gösterilmiştir.(17)

(Tablo1) Kaynak: ://www.fesam.org/Bir Endüstri Olarak Futbol /Makale/ Mete İkiz

Endüstriyel futbolun en önemli unsurlarından biriside, hatta en önemlisi rekabetçi denge’dir. Sporun temelinde olan rekabet endüstriyel futbol pazarında parasal getirinin de motor gücüdür. Endüstriyel futbolun varlığını sürdürebilmesi reytinge bağlıdır. Reyting ise rekabet temelinde yükselen bir show-business değeri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir maçın, bir takımın, bir ligin izlenme oranı tamamen rekabet temelli reytingle doğrudan ilişkilidir. En çok izlenen maç, takım veya lig en çok para kazandıran özelliğe sahiptir. Çünkü reyting pazarlamanın en önemli enstrümanıdır. Rekabetçi dengesi en yüksek ligler en çok izlenen ve dolayısıyla en çok kazandıran liglerdir.(18)[5]

Rekabetçi dengede başarı döngüsüne gelince; futbolda sportif başarının parasal başarıya dönüşmesi sorunu günümüz futbolunun en önemli konularından birisidir. Futbol kulüpleri sportif başarılarını parasal başarıya dönüştürebildikleri oranda sportif ve mali rekabet güçlerini arttırabilmekte ve sonuçta bu konuya bağlı olarak kulübün marka değeri artmaktadır. Sportif başarı parasal başarıya, parasal başarıda sportif başarıya dönebiliyorsa buna “ Futbolun Başarı Döngüsü’’ denilmektedir.

(Tablo 2) Kaynak :‘’Spor Kulüplerinin Mali ve Yönetişim Sorunları ve Bunlara İlişkin Çözüm Önerileri“Hakkında Rapordan alınmıştır.(Tuğrul Akşar-2005)Meclis Araştırma Komisyonuna sunulmuştur.

Futbolun başarı döngüsündeki en önemli argüman olan finansmanı sağlamak adına yapılan tüm faaliyetlerden elde edilen futbol kulüplerinin gelirleri; günümüzde ana faaliyet gelirleri olarak maç günü stadyum geliri, reklam ve medya geliri, logolu ürün satış geliri ve sponsorluk ile bahis gelirleridir. Diğer taraftan, futbol sektörü birçok sektöre ilave katma değer sağlamaktadır. Bunlar logolu ürün satışı için tekstil sektörüne, maç izlemek için TV ve elektronik sektörüne, reklam ve medya sektörü ile iletişim sektörüne, maçları ve turnuvaları izlemek için turizm sektörüne, eğlence ve yeme-içme sektörüne sağlanan ilave katma değerlerdir. Futbolun kendi ana faaliyet alanında sağladığı ana gelirleri dışında başka sektörlere sağladığı katma değerlerin toplamı 250 milyar dolara yaklaşmaktadır. (19[6])

Avrupa’da artık futbol kulüpleri devasa bütçelerle faaliyet göstermektedir. Sportif başarılar geldikçe gelirler artmakta, gelirlerin iyi bir yönetimle kullanılması, sportif başarıya dönüşecek yatırımlara (Futbolcu, Teknik Direktör transferi, tesis yapımı, stat yapımı v.b) dönüştükçe daha fazla ve daha önemli, sportif ve mali başarılar gelmektedir. Avrupa kulüplerinin gelirleri artık milyon eurolarla ifade edilmektedir.

Başlıca Avrupa Kulüplerinin Yıllar Bazında Gelirleri milyon euro olarak aşağıda gösterilmiştir. Bu tablo ile Avrupa da futbol pazarının ne denli ekonomik büyüklüğe sahip olduğu görülmektedir.

(Tablo3) Kaynak: Deloitte, 2005/2006 Football Money League, Şubat 2007

Ülkemizde de, Futbol kulüplerinin özellikle borsaya açılan 4 büyük kulübün gelirleri milyonlarla ifade edilmektedir. Aşağıdaki tablo süper ligde yer alan tüm kulüplerin diğer sektörlerde sağladığı katma değerlerin haricinde, TV yayın hakları, Süper Lig isim hakkı satışı, Tribün gelirleri, Sponsor gelirleri, saha içi reklam gelirleri Türkiye Kupası isim hakkı satışları ve diğer gelirler itibariyle rakamlar futbol pazarının büyüklüğünü aşağıda göstermektedir.

2005-2006 yılı itibariyle Türk Futbol Pastasının Büyüklüğü

Tutar (Milyon Dolar) Toplam Gelir İçindeki payı (%)

Tv yayın hakları 139 30

Süper Lig İsim hakkı satışı 20 4

Tribün gelirleri 70 13

Sponsor gelirleri 75 16

Saha içi reklam pastası 55 12

Türkiye Kupası ism.hak.sat. 13 3

Diğer gelirler 100 22

TOPLAM (Milyon Dolar) 472 100

(Tablo4) Kaynak: “Anadolu ve İstanbul Açısından Ligimizde İktisadi ve Mali Anlamda Rekabetçi Denge”, Tuğrul AKŞAR, http://www.fesam.org/sur_makale.php?kod=2&url=uzman/ta044.htm

Kurulumuz Spor kulüplerinin ve federasyonlarının çeşitli karar ve uygulamalarının rekabet hukuku kapsamında değerlendirilebilmesi bir başka anlatımla, teşebbüs olarak rekabet hukuku süjesi olabilmesi için bağımsız karar verebilme özelliğinin yanı sıra bu karar ve uygulamaların ilgili teşebbüslerin iktisadi faaliyetlerini doğrudan etkilemesinin zorunlu bulunduğunu, şike anlaşmalarının, herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu etkilemeye yönelik anlaşmalar olduğunu, Söz konusu anlaşmaların, iki kulüp arasında yapılabileceği gibi, herhangi bir kulüple ile diğer kulübün sporcuları arasında da olabileceğini, anılan anlaşmalarda genellikle, müsabakanın ilgili kulüp lehine sonuçlanması suretiyle söz konusu kulübün rakipleri ile olan sportif rekabette ön plana çıkmasının sağlanmasının amaçlandığını, başvuru konusu iddiaların 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, öncelikle iddia edilen şike eylemini gerçekleştiren spor kulüplerinin, söz konusu eylemleri, teşebbüs veya teşebbüs birliği statüsü çerçevesinde gerçekleştirmesi gerektiğini, spor kulüplerinin teşebbüs statüsü bu çerçevede incelendiğinde, 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında bir dernek veya Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde bir şirket olarak kurulan spor kulüplerinin, üyelerinden veya ortaklarından bağımsız bir tüzel kişiliğe ve iradeye sahip olmaları nedeniyle bağımsız karar verme yeteneğini haiz oldukları sonucuna ulaşıldığını, spor kulüplerinin iktisadi bir faaliyette bulunup bulunmadığı hususunun ise, inceleme konusu eylem özelinde değerlendirilmesi gerektiğini, zira belirli bir alandaki iktisadi faaliyeti nedeniyle teşebbüs statüsüne sahip olan bir hukuki varlığın, eylemde bulunduğu her alanda teşebbüs statüsünü taşıyacağını ileri sürmenin mümkün bulunmadığını, 4054 sayılı Kanun kapsamında teşebbüs statüsü, gerçek veya tüzel kişilerin bir alandaki faaliyetleri nedeniyle kazanmaları ile birlikte her alandaki faaliyetlerine sirayet eden bir statü olmayıp, söz konusu gerçek veya tüzel kişilerin sadece iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak taşıdıkları bir statü olup, dolayısıyla, herhangi bir eylemi nedeniyle rekabet hukuku incelemesine taraf olan bir hukuki varlığın teşebbüs statüsünü haiz olup olmadığı değerlendirilirken, ilgili hukuki varlığın çeşitli alanlardaki faaliyetlerinin iktisadi bir faaliyet teşkil edip etmediğinden ziyade, inceleme konusu eylemin iktisadi bir faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi gerektiğini, diğer taraftan, teşebbüs statüsünün tespiti bakımından “iktisadi faaliyette bulunma” ifadesinden anlaşılması gerekenin, 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de işaret edildiği üzere, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyette bulunmak olduğunu, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanması söz konusu olmaksızın bir gelir elde etme faaliyetinin ise, rekabet hukuku açısından iktisadi bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmadığını, örnek olarak da ülkemizde siyasi partilerin en önemli gelir kaynaklarından birisinin, hazine yardımları olduğunu , siyasi partilerin milletvekili genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları halinde elde ettikleri bu gelir, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetlerinin birer iktisadi faaliyet, siyasi partilerin ise birer teşebbüs olarak kabul edilmediğini belirtmekte, yine devamla, spor kulüplerinin sportif alandaki başarı veya başarısızlığının bir şekilde söz konusu kulüplerin bilet satışı, futbolcu transferi, reklam ve sponsorluk haklarının satışı gibi iktisadi faaliyetlerini etkilediğinin kabul edilmesi mümkün olmakla birlikte, sportif performans ile iktisadi performans arasındaki bu ilişki doğrudan bir ilişki olmayıp, dolaylı bir ilişki olduğunu bu nedenle herhangi bir sportif olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, o olayı kendi başına bir ekonomik faaliyet olarak nitelendirmek için yeterli olmadığını savunarak bu nedenlerle, dosya konusu iddiaların 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığına karar vermiştir.belirtmektedir.

Öncelikle belirtilmesi gereken husus, futbolda düzenleyici konumunda olan federasyonun kurallarının ihlali ile spor kulüplerinin anlaşmak yoluyla yaptığı işbirliği aynı kategori içinde değerlendirilemez. Çünkü, futbol oyun kurallarının ihlali benzetme anlamında Ticaret Kanun’unda öngörülen, rekabetin dürüstlük kurallarına aykırı olarak veya aldatıcı davranışlarla bozulması olarak tanımlanan haksız rekabet niteliğindedir. Müsabaka da yapılan faul, elle oynama gibi kural dışı hareketler bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kural ihlalleri ile müsabaka aktörlerinden birisi müsabakayı kendi lehine çevirme adına kural ihlali yapmaktadır. Bir anlamda haksız rekabette bulunmaktadır. Bu eylemlerin müeyyidesi, futbol üretiminin emeğini yaratan futbolcuların müsabaka içerinde hakem tarafından verilen ihtarla başlayan, ceza atışı veya kart gösterilmesi şeklinde oyundan atılması sonucuna kadar uzanan ve müsabakadan sonra ise disiplin kuruluna sevk edilerek çeşitli ceza müeyyidelerine maruz kalmasıdır. Spor kulüplerinin rekabetçi ve adil yarışın dışına çıkarak, birbirleriyle anlaşıp, maçın/maçların sonucunu/sonuçlarını ve bu yolla kendi lehlerine veya 3 üncü bir futbol kulübünün lehine sonuçlandırıp, yakın hedef olarak, ülkemiz anlamında Süper Lig Şampiyonluğu veya Türkiye kupasını kazanması ve uzak hedef olarak da UEFA nezdinde düzenlenen organizasyonlara katılması amacı ilk bakışta gerçekten sportif bir başarı olarak görünmektedir. Kurulumuzun bir sportif olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, olayı kendi başına bir ekonomik faaliyet olarak nitelendirmek için yeterli bulunmadığı şeklinde düşündüğü futbol pazarı, futbol kulüplerin oluşturduğu yukarıda geniş olarak açıklanan ve rakamsal olarak da ifade edilen adeta endüstri haline gelen büyük meblağlarla ifade edilen bir futbol pazarıdır. Hiç kimse sportif başarısı olmadan bir kulübün gelirlerinin artacağını söyleyemez. Yukarıda açıklandığı gibi sportif başarı ekonomik başarıyı getirmektedir.(Futbolun Başarı Döngüsü) Sportif başarı ile ekonomik başarı doğru orantılıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi futbol üretiminin, ürünü olan bir başka anlatımla futbolun varlık nedeni olan müsabaka olmazsa, futbolla ilgili hiçbir ekonomik faaliyet mümkün olmaz. Bir futbol kulübü düşünün, futbol takımı en iyi oyunculardan kurulmuş, en iyi tesislere sahip, ekonomik durumu en üst düzeyde ancak hiçbir müsabaka yapmıyor, başka bir deyişle sportif faaliyeti yok. Bu durumda maç bileti mi satabilir? sponsor mu bulabilir, naklen yayından pay mı alabilir? logolu ürünler mi satabilir? hisse senedi mi pazarlayabilir? veya bahis oyunlarına mı konu olabilir. Tabiatıyla bu sorulara yanıtımız olumsuz olacaktır. Benzetmek gerekirse bu durumda olan bir futbol kulübü adeta her türlü binaya, makineye, işçiye, hammaddeye, finansmana sahip, bir başka deyişle üretim araçlarına haiz olan ancak faaliyette bulunmayan, üretim yapmayan bir işletmeye benzer. Futbolun varlık nedeni olmazsa olmazı olan müsabakanın sportif faaliyet olduğu, başarının da sportif olduğu, ekonomik faaliyet olmadığı yolundaki bir görüş, bu örneğimiz karşısında izahtan varestedir.

Kurulumuz kararında sportif başarı ile ekonomik başarı arasındaki doğrudan illiyet bağı göz ardı edilmektedir. Süper Lig’de şampiyon olan veya Türkiye Kupası’nı alan bir futbol kulübünün gelirlerinin ne oranda artacağı herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Şampiyon olan veya Türkiye Kupasını alan kulübün TV yayın gelirlerinde havuzdan daha fazla miktarda pay alacağı, tribün gelirlerinin artacağı, buna bağlı olarak tribün doluluğuyla doğru orantılı olarak saha içi reklam gelirlerinde yükselme olacağı, sözleşme süresinin bitmesi halinde eski veya yeni sponsorlarla daha büyük meblağlarla sponsorluk anlaşmaları yapabileceği logolu ürün satışlarının artacağı ve bu yolla gelirlerinde ekonomik anlamda büyüme meydana geleceği tartışmasız açıkça ortadadır. Bu nedenle sportif başarının sonucu ekonomik başarıyı (sonucu) da beraberinde getirmektedir. Bu iki başarı birbirine sıkı sıkıya bağlı ve ayrılmaz başarılardır.Bütün bu açıklamalarımız göstermektedir ki futbol kulüpleri arasındaki sportif rekabet aslında ekonomik rekabettir. Sportif başarı sadece yerel düzeyde organize edilen amatör ligler için söz konusu olabilir. Kaldı ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı (ATAD) Belçika vatandaşı, judo sporunu yapan Christelle Deliege ile ilgili verdiği kararda amatör spor dallarını bile ekonomik faaliyet olarak kabul etmiştir.

ATAD’ın Christelle Deliege ile ilgili verdiği amatör sporların ekonomik faaliyet olarak kabul edilmesine ilişkin kararındaki saptamalarda, bir sporun ve o sporu yapan sporcuların, her ne kadar amatör spor ve amatör sporcu olarak tanımlansalar da AB Hukuku anlamında ekonomik faaliyet kavramının geniş yorumlanması gerektiğine ve bu nedenle sporcular doğrudan bir kulüp yada bir kurumdan maaş almasalar bile o sporu icra etmekten ve elde ettikleri başarılardan dolayı hangi sıfatla olursa olsun bir maddi gelir elde etmelerinin ekonomik faaliyet için yeterli olduğuna karar vermiştir.(ATAD Birleştirilmiş Dava C-51/96 ve C-191/97 Christelle Deliege karşısında Belçika Judo Ligi,1997,Prg.24) (20)[7]

Burada yeri gelmişken kurulumuzun karar gerekçesinde verdiği örneklere de ayrı ayrı değinmekte yarar görüyoruz. Kurulumuz kararının son sayfasında, sporcuların ve spor kulüplerinin sportif müsabakalar sonucunda belirli bir kazanç beklentilerinin bulunması veyahut birtakım iktisadi faaliyetlerinin sportif faaliyetlerden etkilenmesi nedeniyle teşebbüs olarak kabul edilmesi halinde, herhangi bir atletizm müsabakasında şampiyonluğa yarışan bir atletin, en büyük rakibini sportif kurallara aykırı bir şekilde ekarte etmek üzere, görece şampiyonluk şansı az olan bir diğer atlet ile yapacağı bir anlaşmanın da Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti bozucu bir anlaşma olarak kabul edilmesi gerekeceği, doğrudan sportif rekabet ve spor etiği ile ilgili bir sorun olan bu tür bir duruma rekabet hukuku araçları ile müdahale etmenin, 4054 sayılı Kanun’un kapsamı ve amacı ile bağdaşmayacağı açık olduğu belirtilmiştir. Eğer örnekte verilen atletizm müsabakasının sonucunda alınacak şampiyonluk nedeni ile şampiyon olan atlet maddi bir kazanç, gelir elde ediyorsa, yukarıda açıklanan Christelle Deliege kararında ATAD tarafından belirlenen “elde ettikleri başarılardan dolayı hangi sıfatla olursa olsun bir maddi gelir elde etmeleri” unsurunun ekonomik faaliyet kabul edilmesi yolundaki saptaması karşısında, kurul görüşünün aksine, bu duruma rekabet hukuku araçları ile müdahale etmenin gerekli ve hatta zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Kurulumuzun verdiği bir diğer örnek olan, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetini sunarken iktisadi bir faaliyette bulunduğu ve dolayısıyla teşebbüs statüsünü haiz olduğu, ancak, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin sunulması esnasında sahip olduğu teşebbüs statüsünün, şehir içi ulaşımın düzenlenmesi bağlamındaki faaliyetleri bakımından da geçerli olacağını ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmayacağı, zira belediyelerin bu alandaki faaliyet ve görevleri, mal veya hizmet üretimi, satımı veya pazarlanması şeklinde özetlenebilecek iktisadi bir faaliyet değil, bir düzenleme ve denetim faaliyeti olduğu yolundaki görüşüne de olayımız özelinde katılmak mümkün değildir. Zira, bu örnekte verilen belediyelere ilişkin düzenleme faaliyeti olsa olsa futbol sektöründe Türkiye Futbol Federasyonunun süper lig statüsündeki düzenleme yetkisine, Futbol takımı bazında da Federasyonun belirlediği statüye göre teknik direktörün takımı belirlemesi, oyun içinde en fazla anılan statüye göre belirlenen sayıda oyuncuyu değiştirmeye eşdeğer olarak düşünülebilir. Bu nedenle düzenleme, kural koyma, şartları belirleme olgusu ile futbolun varlık nedeni ve Futbol sektörünün arz ürünü olan seyirci/müşterinin talebi ile ekonomik değere dönüşen maç aksiyonunu ve bu aksiyon sonucu müşteri/seyircinin seyretmesine sunulan ürünü eşdeğer tutmanın mümkün bulunmadığı görüşündeyiz.

Bu konuda Kurulumuz karar gerekçesinde verilen bir diğer örnekte, ülkemizde siyasi partilerin en önemli gelir kaynaklarından birisinin, hazine yardımları olduğu, siyasi partilerin milletvekili genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları halinde elde ettikleri bu gelirin, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetlerinin birer iktisadi faaliyet, siyasi partilerin ise birer teşebbüs olarak kabul edilmeyeceği ileri sürülmekte ise de; örnekte belirtilen, siyasi partilerce elde edilen gelir, Anayasa’nın 68.maddesinin son fıkrasına göre düzenlenmiş olan hazinece ödenecek bir mali yardım olup, bu meblağın alınan oy oranına göre belirlenmesindeki amacın, anılan maddede geçen mali yardımın “yeterli düzeyde ve hakça yapılması ilkesi’’ni sağlamak adına bir ölçü olarak konulması, öte yandan yine Anayasa’mızın 69.maddesinin 2.fıkrasında yer alan “Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler” hükmü karşısında, Anayasa ile düzenlenen bir alanda Rekabet Otoritesinin müdahale etmesinin söz konusu olmaması, artık siyasi partilerin faaliyetlerinin ve bunun sonucundaki gelirlerinin Rekabet Hukuku bağlamında iktisadi faaliyet noktasında tartışılmasına olanak bulunmaması nedenleriyle somut olayımıza örnek teşkil etmeyeceği inancındayız.

Futbol pazarında, teşebbüslerin (somut olayda futbol kulüplerinin) iktisadi alandaki faaliyetlerine ve bu alandaki rekabete bir olumsuz etkisinin olup olmadığının (örneğin belirli pazarların bazı rakiplere kapatılması, ticari haklarının ya da yayın haklarının pazarlanmasında bazı kısıtlamalar gibi) göz önüne alınmasının gerektiği açıktır. Artık milyon eurolarla ifade edilebilen Dünya Futbol pazarında, bir anlamda alt pazar niteliğinde olan Şampiyonlar Ligi Pazarı, UEFA Kupası v.b pazarlardan söz edilebilir. Bilindiği gibi Süper Lig’de şampiyon olan futbol takım Şampiyonlar Ligi, Türkiye Kupası’nı kazanan futbol takımı da UEFA Kupası organizasyonlarına katılmaktadır. Şampiyonlar Ligi’ne veya UEFA Kupasına katılan takımların, yukarıda belirtilen ülke düzeyinde alınan şampiyonluk ve kupa nedeniyle sağlanan ekonomik getiriye göre ne denli büyük ekonomik gelirleri olacağını sanırız anlatmaya gerek bulunmamaktadır.

Başvuru konusu olayımıza gelince, iki futbol takımının anlaşarak maç veya maçların sonucunu/sonuçlarını şike veya teşvik primi denilen hukuk dışı anlaşma veya işbirliği ile buna bağlı olarak Süper Lig Şampiyonluğu’nu ve Türkiye Kupası’nı, adil yarışma koşullarında kazanması gereken futbol takımların elinden rekabete aykırı bir şekilde alması bir anlamda, bu futbol takımlarına Şampiyonlar Ligi veya UEFA Kupası pazarlarına tamamen kapatmaktadır. Yine bu şike/teşvik anlaşması televizyon ve internet yayın gelirleri, tribün gelirleri, saha içi reklam gelirleri gibi pazarları da anılan spor kulüplerine kısmen kapatacaktır.

Bu durumda iki futbol takımının anlaşma yoluyla maç sonucunu değiştirmesi her ne kadar sportif rekabet gibi görünse de asıl olarak ekonomik rekabete dayanmaktadır.

Aşağıda bulunan tablo ülkemiz takımlarının Şampiyonlar Ligi’ne veya UEFA Kupası’na katılıp, katılmamanın getirilerini ve ne denli ekonomik sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir.

(Tablo5) Kaynak : http://sihirlikrampon.blogspot.com/2011/10/4-buyuklerin-1ceyrek-sonunda-mali.html

Tabloda görüleceği üzere Trabzonspor Kulübünün 21.299.507 TL olan yayın gelirinin 18.000.000 luk kesimi Şampiyonlar Ligi katılım payından gelen gelirdir.Yine aynı şekilde Beşiktaş Jimnastik Spor Kulübünün yayın gelirlerinin diğer kulüplere göre yüksek oluşu UEFA kupasına katılmasından dolayıdır.Bu durumda Fenerbahçe Spor Kulübünün Şampiyonlar Ligine katılamaması nedeniyle gelir eksikliği 18.000.000 TL dir. Bu miktarlar yukarıdaki açıklamalarımızı rakamsal olarak doğrulamaktadır.Günümüzün Futbol Sektöründe ekonomik boyut öyle ön plana çıkmıştır ki , düzenleyici konumunda olan Türkiye Futbol Federasyonu için özerkliği ve sektörün ekonomik yapısıda gözönüne alınarak , Futbolun BDDK sı denilmektedir.(21)[8]

Bu sezon ülkemizde ilk kez Spor Toto Süper Lig’de uygulanan “Süper Final” olarak adlandırılan play off sistemi ile Lig bitiminde ilk 4 sırayı alan takımların kendi aralarında oynayacakları play-off maçları sonucuna göre şampiyonun tayin edileceği bilinmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Hürriyet Ekonomi haberinde aynen “bu sezon ilk defa uygulanan ‘Süper Final’ Türk futbol endüstrisine de önemli bir katkı yapacak. Türkiye’nin en büyük 4 takımının şampiyonluk yarışına sahne olacak Süper Final’de kulüpler, 73 milyon liralık gelir elde edecek. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor lisanslı ürün satışı, yayın geliri ve bilet hasılatıyla kasasını dolduracak. 6 haftada 12 derbinin oynanacağı Süper Final Şampiyonluk Grubu’nda kupayı kaldıran takım 2011-2012 sezonunun en çok kazanan takımı olacak. Kulüpler 27 milyon liralık geliri bilet ve lisanslı ürün satışından elde edecek. Bir önceki sezon ligi ilk 6 içerisinde bitiren takımlara dağıtılan 46 milyon 500 bin liralık yayın gelirinin de bu sezon Şampiyonluk Grubu takımlarına ödenmesi planlanıyor. Böylece 4büyük kulüp 6 haftada kasasına 73 milyon lira para koyacak.” denilmektedir. Play off karşılaşmalarının yukarıda belirtilen ekonomik getirileri karşısında: futbolda, sportif başarı ile birlikte ekonomik getiriyi yaratan asli faaliyetin müsabaka olduğu, müsabakalar sonucunda oluşacak sportif başarıya göre gelirin ne denli artacağı açıkça ortadadır.(22)

Öte yandan, bu karşı oyun kaleme alındığı tarihte, başvuru konusu olayla ilgili olarak devam eden, görev alanımızın dışında bulunan ceza yargılaması ile ilgili olarak düzenlenen ve mahkemeye sunularak, mahkemece kabul edilen T.C İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (C.M.K’nın 250.Maddesi ile İlgili Yetkili) 02.12.2011 gün ve 2011/598 sayılı iddianamesinde; iddianamede geçen eylemlerin Türkiye Süper Ligi şampiyonluğunu elde eden ve Türkiye Kupasını kazanan takımlar dışında kalan takımlar aleyhine oluşan zarar, bu kulüplerin Avrupa kupalarına direk katılmaya hak kazanmaları ve maçlar sonunda yüklü miktarda gelir elde etmeleri (kupaları almalarından dolayı verilen ödül gelirleri , televizyon gelirleri v.s) dikkate alınarak, şüpheliler hakkında ceza tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması yolundaki kararı, Futbol kulüplerinin ekonomik faaliyetleri ile ilgili yukarıdaki belirttiğimiz tüm açıklamalarımızı da doğrular niteliktedir.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; iki futbol takımının anlaşarak maç veya maçların sonucunu/sonuçlarını şike veya teşvik primi anlaşması ile değiştirmesi, bu maç/maçlarla ilgili bahis oynayan tüketicilerin şans ve dolayısıyla kazançlarını etkileyeceği, Yine aynı hukuk dışı işlem ve eylemlerle kazanılan maç sonuçlarına göre, borsada hisseleri işlem gören futbol kulüplerinden bazılarının hisselerinin haksız olarak yükselmesi, bunun tabii sonucu olarak bazı futbol kulüplerinin hisselerinin ise düşmesi, yükselen hisse sahiplerinin haksız kazanç sağlamasına, düşen hisse sahiplerinin ise zarar görmesine neden olacağı da göz ardı edilmemelidir. Vatan Gazetesinin 24.04.2012 günlü haberinde ‘’ Fenerbahçe'nin hafta sonu oynanan Galatasaray derbisinden galip ayrılarak şampiyonluk şansını artırması kulübün borsada işlem gören hisselerine de doping yaptı. Fenerbahçe'nin hisseleri yüzde 8 yükselirken, maçı kaybeden Galatasaray'ın hisseleri ise yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti.’’ Denmektedir. Bu maçlarla ilgili bahis oyunları oynayan tüketicilerin ve yine futbol kulüplerinin hisse senedine sahip küçük yatırımcıların kazançları veya zararları yönünden maç sonuçlarının ne denli ekonomik sonuçlar doğurduğu açıkça görülmektedir.

Yukarıda geniş olarak açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, başvuru konusu 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında ortaya çıkan şike iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında bulunması karşısında, başvurunun esastan incelenerek aynı Kanun’un 40.maddesine göre önaraştırma açılması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

KARAR NO:3

Dosya Sayısı : 2005-2-68 (Menfi Tespit)

Karar Sayısı : 05-59/880-237

Karar Tarihi : 22.9.2005

BİLDİRİMDE BULUNAN : Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı

İLGİLİ TARAFLAR : - Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı - Digital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş.

DOSYA KONUSU : Türkiye Futbol Federasyonu ile Digital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş. arasında imzalanan “Ek Porotokol” isimli sözleşmeye menfi tespit belgesi verilmesi talebi.

DOSYA EVRELERİ : Kurum kayıtlarına 8.8.2005 tarih, 5561 ile intikal eden başvuru üzerine 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca düzenlenen 9.9.2005 tarih, 2005-2-68/MM-05-D.Y. sayılı Menfi Tespit Raporu, 05-59 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Digital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş. (Digitürk) arasında akdedilen ve 2004-2005, 2005-2006, 2006-2007, 2007-2008 sezonlarını kapsayan Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi maçlarından haftada 4 adedinin yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile bu maçlar ve geri kalan maçların bant ve/veya özet yayını hakkının Digitürk’e devredilmesini düzenleyen 19.7.2004 tarihli sözleşmenin süresinin 2008-2009 ve 2009-2010 sezonlarını kapsayacak şekilde uzatılmasına ilişkin “Ek Protokol” isimli anlaşmaya mevcut koşullar dahilinde menfi tespit belgesi verilebileceği ifade edilmiştir.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME:

1. Anlaşmanın Konusu ve Niteliği “Ek Protokol”, Digitürk ile TFF arası akdedilmiş olan 2004-2005, 2005-2006, 2006-2007, 2007-2008 sezonlarını kapsayan Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi maçlarından haftada 4 adedinin yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile bu maçlar ve geri kalan maçların bant ve/veya özet yayını hakkının Digitürk’e devredilmesini düzenleyen 19.7.2004 tarihli sözleşmenin süresinin 2008-2009 ve 2009-2010 sezonunu kapsayacak şekilde uzatılmasına ve 19.7.2004 tarihli sözleşmenin “Yayın Bedeli” başlıklı 4.a. maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkindir.

Protokolün hükümleri incelendiğinde, 2. madde uyarınca 19.7.2004 tarihli sözleşmeye ilişkin uzatmanın ilk ve son kez yapıldığının ve 2009-2010 futbol sezonunun sona ermesiyle birlikte TFF’nin yeni bir yayın ihalesi açacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır.

Söz konusu 2 sezonluk uzatma sonucunda yayın bedelinde artırma yapılmış, bununla birlikte Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi maçlarının yayınlandığı Lig Tv’nin abone sayısının belli bir düzeyi aştığı durumlarda da yayın bedeline ilişkin taksitin artırılarak ödeneceği düzenlenmiştir.

Protokolün geçerliliği, anlaşmanın Rekabet Kurulu’ndan menfi tespit belgesi alması şartına bağlanmıştır.

2. İlgili Pazar

2.1. İlgili Ürün Pazarı İnceleme konusu anlaşma Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi maçlarının yayın hakkının münhasıran Digitürk’e verilmesine ilişkindir. Önemli spor olaylarının yayın haklarının devri söz konusu olduğunda, bu devrin rekabet üzerindeki etkilerinin, bu etkilerden ise özellikle potansiyel “kapama” riskinin (potential foreclosure effects) değerlendirilebilmesi için, iki farklı seviyede ilgili pazardan bahsedilmesi mümkündür: hakların ve yayın içeriğinin (yayıncılar açısından hammadde niteliğinde) lisanslara konu olduğu üst pazar ve içeriğin izleyicilere iletildiği yayın faaliyetlerini kapsayan alt pazarlar.

Yukarıda bahsedilen ilk aşama, yayın hakkı sahipleri ile yayıncıların karşı karşıya geldiği ve haklar ile görüntülerin hak sahiplerince yayıncılara devredildiği alandır. Hakların satışa konu olduğu bu pazar, toptan pazar olarak da tanımlanabilmektedir. Belirli türde spor olayları, izlenme oranlarının yüksekliğine dayalı olarak reklam toplama kapasitelerinin çok fazla olması nedeniyle kritik veya birincil nitelikteki içerik olarak tanımlanabilmektedir.

Profesyonel futbol karşılaşmaları da bu nitelikte spor olayları arasında ön sıralarda gelmektedir.

Burada vurgulanması gereken nokta, bu yayın haklarının, özellikle paralı yayın yapan kuruluşların abone kaydedebilmek gayesiyle duydukları bir ihtiyacı karşılıyor olmasından dolayı ayrı bir kategori olarak ele alınması gerektiğidir. Paralı yayıncılar açısından, 1. lig yayın hakları veya yeni vizyona çıkmış filmlerin yayın hakları, belirli yayın dönemleri boyunca abone kaydedebilme kapasitesi yaratabilmeleri nedeniyle, diğer yayın haklarına kıyasla çok daha değerli ve vazgeçilmez niteliktedir. Dolayısıyla 1. lig yayın haklarının ayrı bir pazar olarak ele alınması, esasen paralı yayıncıların belirli türdeki yayın ihtiyaçları ile açıklanmaktadır. Bu çerçevede dosya konusu olaya ilişkin ilk ilgili pazar, “Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi (Süper Lig) maçlarına ilişkin yayın hakları” pazarıdır.

Yayın haklarının kullanımından doğan etkiler ise bu haklara dayanılarak çekilen görüntülerin yayın programlarına konu edildiği yayıncılık pazarlarında kendini göstermektedir. Dolayısıyla ikinci ilgili ürün pazarı “televizyon yayıncılığı pazarı”dır ve bu pazar yayınların finansman şekline göre iki türe ayrılmaktadır: “ödemeli televizyon yayıncılığı pazarı” ve “açık televizyon yayıncılığı pazarı”.

Türkiye ödemeli televizyon yayıncılığı pazarından bahsedildiğinde ilk bakışta Digitürk, Cine5 ve Kablo TV olmak üzere üç aktörün varlığından bahsetmek mümkündür.

Ancak Cine5’in tek kanal üzerinden analog yayın yapan bir yayıncı olduğu ve Digitürk tarafından verilen çok sayıda ve çok çeşitte kanal ve bunun yanı sıra çeşitli interaktif hizmetler ile ikame olabilecek bir yayın hizmeti sunmadığı, bu nedenle Digitürk’e bir rakip olarak kabul edilmesinin ve ikisinin aynı pazarda mütalaa edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Kablo TV yerli ya da yabancı televizyon kanallarının kablo üzerinden herhangi bir değişiklik yapılmaksızın yeniden iletimi ile iştigal etmekteyken, dijital tv (Digitürk) bu yayınlar ile beraber ek hizmetlerin, örneğin izlediğin kadar öde, şans oyunları, uzaktan eğitim, radyo, bankacılık ve benzerlerinin sunumunu da içermektedir. Bunun yanı sıra Kablo TV bugün itibarıyla, analog teknolojiye dayalı olarak yayınların iletimini öngörmekte iken, dijital TV analog gelen yayınların sıkıştırılmak suretiyle iletimini konu edinmekte, bu husus bahsi geçen içeriği temin ederken dijital yayınların alımı için ayrı bir televizyon cihazının yanı sıra ayrı bir cihaza (set top box) gereksinim duyulmasına neden olmaktadır.

Digitürk tarafından iletilen televizyon yayınlarına bakıldığında, Kablo TV üzerinden iletilen yayınlara kıyasla çok daha fazla çeşidi kapsadığı, sadece belirli kanallara ait yayınların iletimi ile sınırlı olmayıp, çok sayıda ve çeşitte tematik kanallara da yer verildiği (sinema, müzik, çocuk kanalları v.b.). Bu nedenlerle, Kablo TV, mevcut haliyle, Digitürk’ün sunduğu hizmetlerin önemli bir kısmını sunmamakta, sayısal teknolojinin sağladığı olanaklardan faydalanmak isteyen bir tüketici açısından bir ikame niteliği taşımamaktadır.

Ancak halihazırda dijital yayıncılığa geçiş için uygun durumda bulunan Kablo TV altyapısının bu şekilde kullanılmaya başlanması; üzerinden dijital yayıncılık verilmeye geçilmesi halinde Kablo TV’nin rahatlıkla Digitürk’e rakip bir hizmet olabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Digitürk ile Kablo TV arası ikame edilebilirlik ilişkisi mevcut durum ve olanaklar gözetilerek yapılmış ve bu ikisinin mevcut koşullarda rakip olmadığı saptanmıştır.

Bu çerçevede esasen Digitürk tarafından sunulan ve klasik anlamda televizyon yayıncılığından daha fazlasını içeren televizyon hizmetleri “dijital platform hizmetleri” (ya da dijital yayıncılık hizmetleri) olarak tanımlanabilecek ayrı bir pazarı oluşturmaktadır.

2.2. İlgili Coğrafi Pazar Digitürk’ün verdiği hizmetin tüm Türkiye’yi kapsadığı ve Türkiye sınırları içerisinde rekabetin farklılaşmasına neden olacak bir durum bulunmaması sebebiyle ilgili coğrafi pazar, “Türkiye Cumhuriyeti sınırları” olarak tespit edilmiştir.

3. Yapılan Hukuki Tespitler ve Değerlendirme

3.1. Ek Protokol Öncesi Alınmış Olan Rekabet Kurulu Kararları ve Mevcut Durumun Tespiti TFF ile Digitürk arasında akdedilen “Ek Protokol”, aynı taraflar arasında akdedilmiş olan 19.7.2004 Tarihli Yayın Sözleşmesi’nin süresinin 2 sezon uzatılmasına ilişkindir.

Rekabet Kurulu’nun, TFF ve Digitürk hakkında yürüttüğü soruşturma sonunda verdiği 28.8.2002 tarih ve 02-50/636-258 sayılı kararında;

A) …

d) Gelecekteki yayın hakkı devirleri ile ilgili yeni soruşturmalara ve cezalara meydan verilmemesi bakımından, ihale şartnamesi taslağının, o tarihte geçerli olacak Yayın Talimatı ile birlikte Rekabet Kurulu’nun incelemesine sunulmasının yerinde olacağı…”

ifade edilmektedir.

Mezkur karar uyarınca TFF, Kurum kayıtlarına 28.5.2004 tarih ve 2808 sayı ile giren başvurusu ile 2004-2005 futbol sezonu ve takip eden dönemler için yapılacak yayın ihalesi ile ilgili Şartname’nin Kurumumuzca incelenerek oluşacak görüşün TFF’ye bildirilmesini talep etmiştir.

Şartnamenin incelenmesi sonucunda;

- Şartname’nin öngördüğü 4 senelik sürenin rekabeti kısıtlayıcı etkiler yaratacak bir süre olduğuna ilişkin bir tespite ulaşılamadığı,

- Bununla birlikte, maçlara ilişkin görüntülerin diğer yayıncılar açısından erişilebilir olmasını garanti eden düzenlemelerin sağlıklı olması ve süre ile yaratılan dezavantajın etkin ve adil bir “alt-lisanslama” rejimi ile telafi edilmesinin zorunluluk arz ettiği,

- Sonuç olarak, Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi karşılaşmalarının yayın haklarının devredilmesine ilişkin ihale hakkında Türkiye Futbol Federasyonu tarafından hazırlanan Şartname’nin, “İhaleyi Kazanan Kişi/Kuruluşun Sair Yükümlülükleri” başlıklı maddesinin 6. fıkrasının 2. bendinde yer verilen haber amaçlı görüntülerin satılması ile ilgili düzenlemelere, haber amaçlı görüntülerin, talep eden yayın kuruluşlarının oynanan herhangi bir maça ilişkin talepleri üzerine ve ücret dışında görüntülerin teminine ilişkin başkaca bir şart ileri sürmeksizin satışa sunulması ile ilgili bir hükmün eklenmesi koşuluna bağlı olarak, mevcut haliyle Rekabet Kurulu’nun konuya ilişkin önceki tarihli kararları ile uyum içinde bulunduğu ve genel olarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca rekabeti kısıtlayıcı, bozucu ve engelleyici bir etki doğuracak nitelikte bulunmadığına ilişkin Başkanlık görüşü oluşturulmuştur.

Bu süreç sonunda 2004-2008 arası süreye ilişkin yayın hakları, yukarıda yer verilen Başkanlık görüşü doğrultusunda düzenlenen 19.7.2004 tarihli Yayın Sözleşmesi ile Digitürk’e devredilmiştir.

2005 sezonu başlangıcında ise olağandışı koşullar gelişmiş ve bazı kulüplerin ligden çekilme tehdidi ile havuz sistemi krize girmiştir. Söz konusu kriz, ödemelerde yaşanan zorluklar sonucu ortaya çıkmış, TFF’nin sözleşmenin süresini uzatmak suretiyle ek gelir yaratması konusunda ise kulüpler fikir birliği içinde olmuşlar ve TFF’yi bu hususta desteklemişlerdir.

TFF, menfi tespit başvurusunda, mevcut krizin Yayın Sözleşmesi’nin imzalanması sırasında öngörülemediğini, anılan krizin ligin başlamasına çok kısa bir süre kalmışken ortaya çıktığını, bu kadar kısa bir sürede ihaleye çıkmanın zor olduğunu, kaynak temin etmede belirsizlik yaratacağını, söz konusu sözleşmenin çok ciddi bir altyapı, teknik donanım ve yatırım gerektirdiğini, bu nedenle ihaleye katılım imkanlarının çok sınırlı olduğunu ifade etmiş ve Ek Protokol’ün bu koşullarda zorunluluk olarak ortaya çıktığını ifade etmiştir.

Ek Protokol ile sözleşme süresinin uzatılmasının “istisnai” olarak ilk ve son kez yapıldığı da belirtilmiştir. Bu husus Ek Protokol’de de hüküm altına alınmış ve süre sonunda tekrar ihaleye çıkılacağı taahhüt edilmiştir.

Ayrıca, 15.7.2004 tarihinde yapılan ihaleye sadece iki yayın kuruluşunun katıldığı ve katılımcılardan birinin boş teklif verdiği ve sadece Digitürk’ün muhammen bedele uygun ve geçerli bir teklif verdiği de başvuruda Rekabet Kurumu dikkatine sunulmuştur.

Ek Protokol ile yayın bedelinde (…………) ABD Doları tutarında bir artış beklenmekte, bunun yanı sıra abone sayısındaki artışa bağlı olarak da bedel artırımı öngörülmektedir.

Başvuruda ayrıca, 1. lig maçlarına ilişkin görüntülerin erişilebilir olmasını garanti eden düzenlemelerin aynen korunduğu, 19.7.2004 tarihli sözleşmenin bir yıllık uygulamasında diğer yayın kuruluşlarının bu görüntülere erişim konusunda hiçbir şikayetinin bulunmamasının adil ve etkin bir alt-lisanslama rejiminin yürütüldüğünün bir göstergesi olduğu belirtilmektedir(1)[9].

3.2. Ek Protokol’ün 4054 sayılı Kanun Çerçevesinde Yaratacağı Etkiler Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligine ait maçların yayın haklarının bir yayıncıya devredildiği yayın sözleşmeleri, Rekabet Kurulu’nun daha önceki kararlarında, tek bir yayıncıya münhasır devrin yaratabileceği olumsuz etkiler açısından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde incelenmiştir. Bu incelemelerin sonucunda, TFF tarafından yayın haklarının tek bir yayıncıya devredilmesi konusunun yani münhasır hak tesisi konusunun, bu işlemin 3813 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan bir ikincil düzenleme olan Yayın Talimatı’nın ilgili hükümlerinin açıkça verdiği yetkiden kaynaklanması nedeniyle 4. madde çerçevesinde ihlal olarak kabul edilmemiştir.

Bu sebepten dolayı yayın sözleşmesi, geriye kalan diğer iki temel unsur olan, süre ve kapsam açısından 4. madde kapsamında değerlendirilmiştir.

TFF’nin Digitürk ile akdettiği dört sezonluk son yayın sözleşmesinin dayandığı yayın şartnamesi hakkında yapılan inceleme sonucunda, şartnamenin kapsam ve süresinin o günkü koşullarda ilgili pazarlarda kapatıcı etkileri saptanamamış ve 3 dakikalık haber amaçlı görüntülere ilişkin özel bir düzenleme yapılması koşuluyla şartnameye Başkanlık tarafından olumlu görüş verilmiştir.

Bahse konu Ek Protokol ise, içeriği itibarıyla sadece süre açısından bir incelemeyi gerektirmektedir. Bu incelemenin, mevcut koşullarda pazardaki rakiplerin konumu, potansiyel rekabet olanakları ve bunlarla birlikte bu anlaşmanın ortaya çıkmasına neden olan havuz sistemine özgü özel koşullar açısından yapılması uygun olacaktır.

Digitürk, dijital platform hizmetleri (ya da dijital yayıncılık hizmetleri) pazarında Türkiye’de faaliyet gösteren tek kuruluştur (Yukarıda yine aynı bölümde ayrıntılarına değinildiği üzere, paralı yayıncılık alanında faaliyet gösteren Cine 5’ten, gerek yayın teknolojisi, gerekse yayınlarında sunduğu hizmetler açısından farklı bir konumdadır ve bu teşebbüsler ile rakip kabul edilmesi bugünkü koşullarda mümkün değildir. Yine, bugünkü teknolojik koşullarda kablolu yayınlar ile dijital yayıncılık hizmetlerinin de ikame sayılması mümkün değildir).

Abonelik esasına dayalı yayıncılık türlerinde, yayıncılar açısından sürekli bir yayın planını garanti altına alan 1. lig yayın haklarının önemi tartışmasızdır.

Hatta, bu tür yayın hakları olmaksızın abone sayısında öngörülen büyüklüklere ulaşabilmek neredeyse imkansızdır. Buna rağmen, Digitürk’ün öngördüğü abone sayısına ulaşamadığı, gerek fiziki altyapıya gerekse 1. lig yayın haklarına yapmış olduğu yatırımın geri dönüşünün henüz gerçekleşmediği de anlaşılmaktadır. Digitürk’ün dijital yayıncılık hizmetleri pazarına ilk giriş yapan teşebbüs olduğu dikkate alındığında, henüz pazara giriş aşamasının tamamlanamamış olduğunun söylenmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. Bu noktada yayın sözleşmesinin süresinin uzatılmasına ilişkin beklentiler önem kazanmaktadır.

Diğer yandan 1. lig yayın haklarına talip olabilmek de, yayın bedellerinin ulaşmış olduğu düzeyler göz önüne alındığında, artık abonelik geliri elde edemeyecek yayıncılar açısından oldukça güç bir hale gelmiştir. Daha önceki iki ihaleyi Digitürk’ün alması, özellikle de son ihalede başka bir teklif dahi çıkmamış olması bunun göstergesidir.

Bunlarla birlikte, havuz sisteminde yaşanan ve kulüplerin ligden çıkması ile sonuçlanabilecek olan mali krizin aşılabilmesi için de 2 senelik süre uzatımı tek çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Kulüplere ihtiyaç duydukları gelir aktarımının yapılabilmesi, 10 milyon ABD Doları nakit artırımı ve abone sayısındaki artışa bağlı gerçekleşecek artırım sayesinde mümkün olacaktır.

Bu olağandışı ve bir kereye mahsus olduğu belirtilmiş bir uygulamadır. Bu sürenin sonunda rekabetçi koşullarda bir yayın ihalesine gidilecek olması, bu hakları gelecekte talep edebilecek (ki bugünkü koşullarda, geçen seneki ihale de dikkate alındığında Digitürk dışında ihale bedelini ödeme gücüne sahip başka bir yayın kuruluşunun olmadığı görülmektedir) yayın kuruluşları açısından bir güvence teşkil etmektedir.

Özetle, Digitürk’ün yayın sözleşmesinin 4 sene olan süresinin 6 seneye çıkarılmasının,

- dijital yayıncılık hizmetleri pazarının yeni gelişme aşamasında ve 1. lig yayın hakları gibi yatırımın geri dönüşünü sağlayabilecek kapasitede bir tetikleyici güce ihtiyaç duyan bir pazar olması,

- havuz sisteminin olağandışı ve hızlı çözüm gerektiren bir mali kriz içinde olması,

- 2 senelik uzatımın sonunda ihale yapılacağı güvencesinin verilmiş olması,

- diğer yayıncılar açısından kritik öneme sahip 3 dakikalık haber amaçlı görüntülerle ilgili yayın sözleşmesinde Rekabet Kurumu’nca istenilen düzenlemelerin eksiksiz yapılmış olması;

- bunlarla birlikte tüketici ihtiyaçları açısından bakıldığında, gerek Digitürk-TRT arası 2004’te akdedilmiş olan anlaşma gereği yayın haklarının bir kısmının alt-lisanslama yoluyla 2008’e kadar TRT’ye devredilmiş olması sonucunda tüketicilerin halihazırda bazı maçları canlı ve diğer bazılarını özet ve banttan açık televizyonda izleme şansına sahip olması, gerekse mali krizin aşılamaması ve bazı kulüplerin ligden çekilmesi halinde lig karşılaşmalarından tamamen mahrum kalmak suretiyle en fazla taraftarların zarar göreceği; son olarak da en son yayın ihalesinde Digitürk dışında hiçbir yayıncının teklif vermemiş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, 4 senelik süreye ilişkin olarak daha önce olumlu Başkanlık görüşü verilmiş olduğu da göz önünde bulundurularak, mevcut koşullar dahilinde 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir işlem olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre;Türkiye Futbol Federasyonu ile Digital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen ve 2004-2005, 2005-2006, 2006-2007, 2007-2008 sezonlarını kapsayan Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi maçlarından haftada 4 adedinin yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile bu maçlar ve geri kalan maçların bant ve/veya özet yayını hakkının Digitürk’e devredilmesini düzenleyen 19.7.2004 tarihli sözleşmenin süresinin 2008-2009 ve 2009-2010 sezonlarını kapsayacak şekilde uzatılmasına ilişkin “Ek Protokol” isimli anlaşmaya mevcut koşullar dahilinde menfi tespit belgesi verilmesine OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

KARAR NO:4

Dosya Sayısı : 2006-2-53 (Menfi Tespit)

Karar Sayısı : 06-51/659-186

Karar Tarihi : 13.7.2006

BİLDİRİMDE BULUNAN : Türkiye Futbol Federasyonu

İLGİLİ TARAFLAR : Türkiye Futbol Federasyonu - Pluton Televizyon ve Yayıncılık A.Ş.

DOSYA KONUSU : Türkiye Futbol Federasyonu ile Pluton Televizyon ve Yayıncılık A.Ş arasında imzalanan ikinci lig A kategorisi maçlarının yayınlanmasına ilişkin Sözleşmeye menfi tespit belgesi verilmesi talebi.

DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 15.5.2006 tarih ve 3069 sayı ile intikal eden başvuru üzerine düzenlenen 19.6.2006 tarih ve 2006-2-53/MM-06-HSÖ sayılı Menfi Tespit Ön İnceleme Raporu, 3.7.2006 tarih ve REK.0.06.00.00-130/99 sayılı Başkanlık önergesi ile 06-51 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda, 2005-2006 futbol sezonunun ikinci yarısında oynanan Türkiye Profesyonel 2. Lig A kategorisi maçlarından haftada toplam üç adet maçın ve Turkcell Süper lig’e yükselme play-off maçlarının yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile sözleşme konusu maçların yurt içi ve yurt dışına banttan ve/veya özet yayın hakkının satışına ilişkin sözleşmeye menfi tespit belgesi verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

YAPILAN İNCELEME VE TESPİTLER

1. Taraflar Hakkında Bilgi Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu’nun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca kurulmuştur. Aynı Kanun’un 29. maddesi ile TFF, futbol müsabakalarının televizyon, radyo ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayımlanması, yayınların düzenlenmesi ve programlanmasına münhasıran yetkili kılınmıştır.

3813 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan ve Resmi Gazete’de 18.8.2005 tarih ve 25910 sayı ile yayımlanan “Türkiye Futbol Federasyonu Yayın Talimatı”nın 4. maddesi ise aşağıda yer verildiği üzere TFF’ye futbol müsabakalarının yayınlarının düzenlenmesine ilişkin genel bir yetki vermektedir:

“… Futbol müsabakalarının televizyon, radyo ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına münhasıran Federasyon Yönetim Kurulu yetkilidir.

En üst lig ve onun bir altındaki ligin kulüpleri yayın haklarını, Türkiye Futbol Federasyonu'nun bu liglere ait müsabakaların yayınlanması için yayın kuruluşları ile yaptığı ve / veya yapacağı sözleşmeler çerçevesinde kullanır. …”

Aşağıda belirtilen, aynı talimatın “Yayın Sözleşmesi” başlıklı 6. maddesi ise TFF’nin yayın haklarının satışı konusundaki münhasır yetkisini ne şekilde kullanacağını belirlemektedir.

“…

A – En üst lig ve onun bir altındaki lige ait müsabakalarla ilgili olarak Kulüpler adına ve hesabına yayın sözleşmesi yapmaya münhasıran Federasyon yetkilidir.

Federasyon, en üst lig ve onun bir altındaki lig ile Türkiye Kupası kupa aşamasındaki müsabakaların yayın haklarının satış suretiyle devrine ilişkin esasları ve satış şeklini tek taraflı olarak belirler. …”

Pluton Televizyon ve Yayıncılık A.Ş şifreli televizyon, radyo ve interaktif hizmetleri abonelik sistemi ile sağlayan bir uydu platform işletmecisi olan ve lig tv logosuyla da futbol yayınlarını yapan kanalın yayıncısıdır. Abonelik esasına dayalı olarak yayın paketlerini satışa sunmaktadır.

2. Anlaşmanın Konusu ve Niteliği Başvuruya konu olan 2005, 2006 ikinci yarısında oynanacak Türkiye Profesyonel 2. Lig A kategorisi maçlarından pazartesi günleri oynanan bir adedinin ve her hafta oynanan maçlardan en fazla iki adet olmak üzere haftada toplam üç adet maçın ve Turkcell Süper lig’e yükselme play-off maçlarının yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile sözleşme konusu maçların yurt içi ve yurt dışına banttan ve/veya özet yayın hakkının satışına ilişkindir.

Sözleşme konusunu oluşturan 2. Lig A Kategorisi maçlarının yayın haklarının satışı daha önce TRT tarafından alınmış olup, tarafların beyanıyla, sezon başında hiçbir kanalın ilgi göstermemesi nedeniyle yeniden satışı gerçekleştirilememiştir. Ligin bitimine kısa bir süre kala kulüplere ek gelir sağlamak amacıyla, yeni bir ihale yapmanın süresi ve zorluğu ve ayrıca bu yayınları yapabilmek için (şifreli) ciddi teknik donanım ve altyapı gerektiğinden dolayı, TFF sahip olduğu yetkiye dayanarak bu anılan sözleşmeyi imzalamıştır.

3. İlgili Pazar

3.1. İlgili Ürün Pazarı İnceleme konusu anlaşma Türkiye Profesyonel 2. Lig A Kategorisi maçlarının yayın hakkının münhasıran Digitürk’e verilmesine ilişkindir. Önemli spor olaylarının yayın haklarının devri söz konusu olduğunda, bu devrin rekabet üzerindeki etkilerinin, bu etkilerden ise özellikle potansiyel “kapama” riskinin (potential foreclosure effects) değerlendirilebilmesi için, iki farklı seviyede ilgili pazardan bahsedilmesi mümkündür: hakların ve yayın içeriğinin (yayıncılar açısından hammadde niteliğinde) lisanslara konu olduğu üst pazar ve içeriğin izleyicilere iletildiği yayın faaliyetlerini kapsayan alt pazarlar.

Yukarıda bahsedilen ilk aşama, yayın hakkı sahipleri ile yayıncıların karşı karşıya geldiği ve haklar ile görüntülerin hak sahiplerince yayıncılara devredildiği alandır.

Hakların satışa konu olduğu bu pazar, toptan pazar olarak da tanımlanabilmektedir. Belirli türde spor olayları, izlenme oranlarının yüksekliğine dayalı olarak reklam toplama kapasitelerinin çok fazla olması nedeniyle kritik veya birincil nitelikteki içerik olarak tanımlanabilmektedir. Profesyonel futbol karşılaşmaları da bu nitelikte spor olayları arasında ön sıralarda gelmektedir.

Burada vurgulanması gereken nokta, bu yayın haklarının, özellikle paralı yayın yapan kuruluşların abone kaydedebilmek gayesiyle duydukları bir ihtiyacı karşılıyor olmasından dolayı ayrı bir kategori olarak ele alınması gerektiğidir.

Paralı yayıncılar açısından, 1. lig yayın hakları veya yeni vizyona çıkmış filmlerin yayın hakları, belirli yayın dönemleri boyunca abone kaydedebilme kapasitesi yaratabilmeleri nedeniyle, diğer yayın haklarına kıyasla çok daha değerli ve vazgeçilmez niteliktedir. Dolayısıyla 1. lig yayın haklarının ayrı bir pazar olarak ele alınması, esasen paralı yayıncıların belirli türdeki yayın ihtiyaçları ile açıklanmaktadır. Bununla birlikte 2. lig maçları hem reyting açısından hem de müşteri (taraftar) profili bakımından 1. lig ile oldukça farklılıklar göstermektedir. Menfi tespit talebine yönelik olarak başvurusu yapılan sözleşme sadece 2. lig A kategorisi maçlarına yöneliktir. Bu çerçevede dosya konusu olaya ilişkin ilgili ürün pazarı, “Türkiye Profesyonel 2. Lig A Kategorisi maçlarına ilişkin yayın hakları” pazarıdır.

Yayın haklarının kullanımından doğan etkiler ise bu haklara dayanılarak çekilen görüntülerin yayın programlarına konu edildiği yayıncılık pazarlarında kendini göstermektedir. Dolayısıyla ikinci ilgili ürün pazarı “televizyon yayıncılığı pazarı”dır ve bu pazar yayınların finansman şekline göre iki türe ayrılmaktadır:

“ödemeli televizyon yayıncılığı pazarı” ve “açık televizyon yayıncılığı pazarı”. Türkiye ödemeli televizyon yayıncılığı pazarından bahsedildiğinde ilk bakışta Digitürk, Cine5 ve Kablo TV olmak üzere üç aktörün varlığından bahsetmek mümkündür.

Ancak Cine5’in tek kanal üzerinden analog yayın yapan bir yayıncı olduğu ve Digitürk tarafından verilen çok sayıda ve çok çeşitte kanal ve bunun yanı sıra çeşitli interaktif hizmetler ile ikame olabilecek bir yayın hizmeti sunmadığı, bu nedenle Digitürk’e bir rakip olarak kabul edilmesinin ve ikisinin aynı pazarda mütalaa edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Kablo TV yerli ya da yabancı televizyon kanallarının kablo üzerinden herhangi bir değişiklik yapılmaksızın yeniden iletimi ile iştigal etmekteyken, dijital tv (Digitürk) bu yayınlar ile beraber ek hizmetlerin, örneğin izlediğin kadar öde, şans oyunları, uzaktan eğitim, radyo, bankacılık ve benzerlerinin sunumunu da içermektedir.

Bunun yanı sıra Kablo TV bugün itibarıyla, analog teknolojiye dayalı olarak yayınların iletimini öngörmekte iken, dijital TV analog gelen yayınların sıkıştırılmak suretiyle iletimini konu edinmekte, bu husus bahsi geçen içeriği temin ederken dijital yayınların alımı için ayrı bir televizyon cihazının yanı sıra ayrı bir cihaza (set top box) gereksinim duyulmasına neden olmaktadır.

Digitürk tarafından iletilen televizyon yayınlarına bakıldığında, Kablo TV üzerinden iletilen yayınlara kıyasla çok daha fazla çeşidi kapsadığı, sadece belirli kanallara ait yayınların iletimi ile sınırlı olmayıp, çok sayıda ve çeşitte tematik kanallara da yer verildiği (sinema, müzik, çocuk kanalları v.b.). Bu nedenlerle, Kablo TV, mevcut haliyle, Digitürk’ün sunduğu hizmetlerin önemli bir kısmını sunmamakta, sayısal teknolojinin sağladığı olanaklardan faydalanmak isteyen tüketici açısından bir ikame niteliği taşımamaktadır. Ancak halihazırda dijital yayıncılığa geçiş için uygun durumda bulunan Kablo TV altyapısının bu şekilde kullanılmaya başlanması; üzerinden dijital yayıncılık verilmeye geçilmesi halinde Kablo TV’nin rahatlıkla Digitürk’e rakip bir hizmet olabileceği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla Digitürk ile Kablo TV arası ikame edilebilirlik ilişkisi mevcut durum ve olanaklar gözetilerek yapılmış ve bu ikisinin mevcut koşullarda rakip olmadığı saptanmıştır.

Bu çerçevede esasen Digitürk tarafından sunulan ve klasik anlamda televizyon yayıncılığından daha fazlasını içeren televizyon hizmetleri “dijital platform hizmetleri” (ya da dijital yayıncılık hizmetleri) olarak tanımlanabilecek ayrı bir pazarı oluşturmaktadır.

3.2. İlgili Coğrafi Pazar Digitürk’ün verdiği hizmetin tüm Türkiye’yi kapsadığı ve Türkiye sınırları içerisinde rekabetin farklılaşmasına neden olacak bir durum bulunmaması sebebiyle ilgili coğrafi pazar, “Türkiye Cumhuriyeti sınırları” olarak tespit edilmiştir.

4. Değerlendirme

4.1. Yayın Hakkının Münhasıran Verilmesi Sözleşme ile Türkiye Kupası Türkiye Profesyonel 2. Lig A kategorisi maçlarının canlı, banttan ve özet yayın haklarının tek bir yayıncıya devredilmesi ve bu çerçevede bu yayıncının statlara girerek çekim yapabilecek tek kuruluş olarak belirlenmesi, Digitürk’ü söz konusu görüntülerin tek temin kaynağı haline getirmektedir. Digitürk, TFF’nin belirlediği koşullarda ve yazılı onayına tabi olarak Sözleşme ile elde ettiği hakları yurt içine ya da dışına kısmen ya da tamamen devredebilecektir. Bu şekilde yayın haklarının devredilmesi, rekabet kuralları çerçevesinde kısıtlayıcı etkiler doğuran bir münhasır hak tesisidir.

Bir devir sözleşmesi kapsamında böyle bir münhasırlığın yaratılması, normal koşullar altında 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Ancak, Rekabet Kurulu’nun 1. Profesyonel Futbol Ligi maçlarının yayın hakkının münhasıran devrini içeren Sözleşmeyi değerlendirdiği 28.8.2002 tarih ve 02-50/636-258 sayılı Kararında, ilgili Sözleşme’de yer alan münhasırlık konusunun, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 3813 sayılı Kanun’a istinaden yayınlanan ve idari bir işlem niteliğinde olan Yayın Talimatı’na dayanması karşısında, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında bir ihlalin var olduğunun ileri sürülemeyeceğine hükmedilmiştir. Benzer şekilde Türkiye Kupası maçlarının münhasıran yayın hakkının devri de normal koşullar altında rekabeti sınırlayıcı etkileri nedeniyle 4. madde kapsamında ele alınması gereken bir konu olan münhasırlık tesisi olmakla birlikte, TFF’nin bu devir yetkisinin doğrudan 3813 sayılı Kanun’a istinaden çıkarılan 2005 yılı TFF Yayın Talimatı hükümlerine dayanıyor olması nedeniyle 4. madde kapsamı dışında kalmaktadır.

4.2. Haber Amaçlı Görüntü Taleplerine İlişkin Düzenleme Sözleşme’nin 6 ç. maddesinde, Yayıncı’nın, talep halinde, dakika bedeli 500 Amerikan Doları’ndan fazla olmamak ve üç dakika ile sınırlı olmak ve tüm yayıncılara eşit koşullarda, es zamanlı ve aynı içerikte olmak kaydıyla (gol, penaltı, off-side, oyuncu ihraçları, saha ve seyirci olayları ve benzeri önemli olaylar) haber amaçlı görüntüleri, makul boyutlardaki yayıncı ve Federasyon logosu ile ancak sair her türlü unsurdan arındırılmış şekilde vermek zorunda olduğu düzenlenmiştir.

Ayrıca aynı maddede yayıncı haber amaçlı görüntü taleplerini yukarıda sayılan şartlar dışında herhangi bir kayda bağlayamayacağı ve özellikle talebi karşılamak için diğer müsabaka veya müsabakaların görüntülerini de satın alma şartını getiremeyeceği yönündeki hükme yer verilmiştir.

TFF ile yayıncı kuruluşlar arasındaki yayın sözleşmelerde dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan bir tanesi; sözleşmelerde haber amaçlı görüntülerin satışında, bu görüntüleri talep eden kuruluşlar arasında ayrımcılığa yol açılmamasının ve tek temin kaynağı olan yayıncı kuruluşun bu konumunu kullanarak dışlayıcı uygulamalarda bulunmamasının gözetilmesidir. Diğer husus ise, sözleşmelerle haber amaçlı görüntüleri talep eden kuruluşların istedikleri maça ilişkin görüntüleri, talep etmediği diğer maçlara ait görüntüleri de satın almak zorunda kalmadan temin edebilmesinin sağlanması, başka bir deyişle, farklı maçlara ait görüntülerin paket halinde, toplu olarak satılmaması veya buna benzer başka bir takım uygulamalarla görüntülerin temin koşullarının, görüntülerin satın alınmasını engelleyecek şekilde zorlaştırılmamasıdır.

TFF ile Yayıncı arasındaki inceleme konusu Sözleşme’nin yukarıda bahsedilen hususların gözetilerek, bu hususlara uygun bir şekilde yapıldığı anlaşılmıştır.

4.3. Sözleşmenin Süresi Türkiye Kupası gibi popüler spor olaylarının yayın haklarının ne kadar süre ile münhasıran devredildiği de söz konusu devrin ilgili piyasalardaki rekabet üzerinde yaratacağı etkilerini belirleyici olabilmektedir. Spor olaylarına ilişkin hakların tek elde toplanması ve haklara erişimin zorlaştırılması, abonelik sistemine dayalı olan sayısal yayıncılık veya yayın taşımacılığı piyasalarına giriş engeli oluşturabilecek nitelikte görülebilmektedir. Uzun süreli, kollektif ve münhasır yayın sözleşmeleri ile sayısal yayıncılık piyasasında yaratılabilecek olan giriş engelleri, piyasanın yüksek teknoloji piyasası olmasından kaynaklanan dışsallıkların da katkısı ile piyasanın rekabetçi bir yapıya kavuşmasını önleyebilmektedir. Dolayısıyla “ödemeli yayın piyasası” futbol yayın haklarının devrinden doğrudan etkilenen bir piyasadır. Devir koşulları diğer yayıncıların piyasaya girişlerini uzunca süreler engelleyici nitelikte ise rekabetin sekteye uğraması sonucu doğmaktadır.

Sözleşme incelendiğinde, yürürlülük süresinin 2005-2006 futbol sezonunun ikinci yarısını kapsadığı ve Madde 3 uyarınca sezon bitimi tarihinde başkaca ihtar ve ihbara gerek olmaksızın sözleşme kendiliğinden sona erecektir. Dolayısıyla,başvuruya konu olan sözleşme bir sonraki futbol sezonunu kapsamamaktadır.

SONUÇ Düzenlenen rapora, toplanan delillere ve incelenen dosya kapsamına göre; 2005-2006 futbol sezonunun ikinci yarısında oynanan Türkiye Profesyonel 2. Lig A kategorisi maçlarından haftada toplam üç adet maçın ve Turkcell Süper Lig’e yükselme play-off maçlarının yurt içi ve yurt dışı canlı yayın hakkı ile sözleşme konusu maçların yurt içi ve yurt dışına banttan ve/veya özet yayın hakkının satışına ilişkin sözleşmeye menfi tespit belgesi verilmesine OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.

Rekabet Kurulu’nun 13.7.2006 günlü 06-51/659-186 sayılı Kararına KARŞI OY

Türkiye Futbol Federasyonu ile Pluton Televizyon ve Yayıncılık A.Ş. arasında imzalanan İkinci lig A kategorisi maçlarının yayınlanmasına ilişkin sözleşme 2005-2006 futbol sezonunun ikinci yarısını kapsamakta olup, sözleşmenin 3 üncü maddesi uyarınca sezon bitiminde de sözleşme kendiliğinden son bulmuştur.

Rekabet Kurulunun geçerliliği bulunmayan bir sözleşme için menfi tespit değerlendirmesi yapmaması gerektiği görüşüyle karara karşıyım.

KARAR NO:5

Dosya Sayısı : D4/1/M.Ö.-01/1 (Önaraştırma)

Karar Sayısı : 01-63/645-171

Karar Tarihi : 25.12.2001

ŞİKAYET EDEN: Re'sen

HAKKINDA ÖNARAŞTIRMA YAPILANLAR Galatasaray Spor Kulübü - Beşiktaş Jimnastik Kulübü - Fenerbahçe Spor Kulübü

DOSYA KONUSU: Galatasaray Spor Kulübü, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün aralarında imzaladıkları protokolle profesyonel futbolcu transferi pazarında rekabeti ihlal edip etmediklerinin tespiti.

DOSYA EVRELERİ: Sabah Gazetesi'nin 20.4.2001 tarihli nüshasında yer alan "Kutsal İttifak" başlıklı haber üzerine hazırlanan 29.5.2001 tarih, D4/1/M.Ö.-01/1 sayılı İlk İnceleme Raporu, REK.0.08.00.00/47 sayılı Başkanlık önergesi ile 10.7.2001 tarih, 01-32 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve 01-32/316-Mİ sayı ile konuya ilişkin bir literatür çalışması yapılmasına karar verilmiştir. Bu karar üzerine hazırlanan Bilgi Notu REK.0.08.00.00/79 sayılı başkanlık önergesi ile 9.11.2001 tarih, 01-55 sayılı Kurul toplantı gündemine alınmış, dosyanın görüşülmesi sonucunda 01-55/545-M sayı ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerinin ihlaline ilişkin bir soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, Kanun'un 40/1. maddesi uyarınca önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.

İlgili karar uyarınca düzenlenen 19.12.2001 tarih D4/1/C.A.-01/04 sayılı Önaraştırma Raporu 21.12.2001 tarih, REK.0.08.00.00/87 sayılı Başkanlık önergesi ile 25.12.2002 tarih, 01-63 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: Tarafların 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine aykırı davranışları tespit edilemediğinden, söz konusu teşebbüsler hakkında aynı REKABET KURUMU Kanun'un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı düşünülmektedir.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME

1. İlgili Pazar Ürün Pazarı: Önaraştırma konusu çerçevesinde ilgili ürün pazarı "profesyonel futbolcu transferi pazarı" olarak tespit edilmiştir.

Coğrafi Pazar: Önaraştırmaya konu olan futbol kulüplerinin ve futbolcuların ulusal nitelikteki Türkiye birinci futbol liginde faaliyet göstermeleri nedeniyle ilgili coğrafi pazar "Türkiye Cumhuriyeti sınırları" olarak belirlenmiştir.

2. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme Sabah Gazetesi'nin 20.4.2001 tarihli nüshasında yer alan "Kutsal İttifak" başlıklı haberde, Galatasaray Spor Kulübü, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün aralarında bir protokol imzaladıkları, bu protokol gereği adı geçen kulüplerden her birinin, diğer iki kulübün futbol takımında oynayan futbolculara transfer teklifinde bulunmayacağı ve diğer kulüplerden yapılacak futbolcu transferlerinde de rekabete girmeyecekleri yönünde ifadeler bulunmaktadır.

Dosya mevcudu bilgi ve belgeler çerçevesinde, 4054 sayılı Kanun kapsamında teşebbüs niteliğinde olan söz konusu spor kulüplerinin rekabeti sınırlamaya yönelik anlaşma yaptıklarına ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığı gibi, aralarında futbolcu transferi yaptıkları ve diğer kulüplerin aynı futbolcularına talip olabildikleri belirlendiğinden, 4054 sayılı Kanun'un ihlalinin söz konusu olmadığı neticesine varılmıştır.

SONUÇ Galatasaray Spor Kulübü, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettiklerine ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığından, adı geçen teşebbüsler hakkında Kanun’un 41. maddesi gereğince soruşturma açılmasına gerek olmadığına OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

KARAR NO:6

Dosya Sayısı : 2010-4-110 (Önaraştırma)

Karar Sayısı : 10-52/1056-390

Karar Tarihi : 5.8.2010

BAŞVURAN : Güney Yılmaz ERTÖRER Özel Şanlı Diyaliz Merkezi Sırrın Yolu Şanlıurfa

HAKKINDA İNCELEME YAPILANLAR : Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş.

DOSYA KONUSU : Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı maçların biletlerinin satışının sadece Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş. (Biletix)’nin internet sitesi üzerinden yapıldığı, söz konusu hizmetin sunumunda yüksek oranlarda hizmet bedellerinin tahsil edildiği ve hizmet arzında yaşanan sorunların tüketicilerin mağduriyetine neden olduğu iddiası.

İDDİALARIN ÖZETİ: Başvuruda, Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı olarak Türkiye Futbol Süperligi’nde oynanan maçların biletlerinin satışının sadece Biletix’in internet sitesi üzerinden yapıldığı ve bu satışlardan yüksek oranlarda hizmet bedellerinin tahsil edildiği; ayrıca internet dışındaki dağıtım kanalları aracılığıyla yapılan satışlarda yaşanan sorunların tüketici mağduriyetine yol açtığı belirtilmektedir.

DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 4.5.2010 tarih ve 3571 sayı ile giren başvuru üzerine hazırlanan 4.6.2010 tarih ve 2010-4-110/İİ-10-329.RG sayılı İlk İnceleme Raporu, 17.6.2010 tarih ve 10-44 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerinin ihlaline ilişkin bir soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, Kanun'un 40/1. maddesi uyarınca önaraştırma yapılmasına 10-44/781-M sayı ile karar verilmiştir.

İlgili karar uyarınca düzenlenen 2.8.2010 tarih ve 2010-4-110/ÖA-10-133.SC sayılı Önaraştırma Raporu 4.8.2010 tarih ve REK.0.08.00.00-110/318 sayılı Başkanlık önergesi ile 10-52 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili Rapor’da; Biletix ile futbol kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmelerin Biletix’e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümlerinin, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı oldukları; bununla birlikte süresi bir yılı aşan münhasırlıkların 2010-2011 sezonunu takiben ortadan kaldırılmaları amacıyla sözleşmelerin karşı tarafına sezon bitimine belirli bir süre kala ihbarda bulunmak kaydı ile cezai şart uygulanmaksızın sözleşmeden çıkma imkânı tanınması halinde, muhtemel zararın ve yürütülecek idari süreçler sonunda elde edilecek faydanın kısıtlı olması dikkate alınarak, soruşturma açılmamasının yerinde olacağı görüşüne yer verilmiştir.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME

1. İlgili Pazar

1.1. İlgili Ürün Pazarı Sanat, spor ve eğlence faaliyetlerine katılım hakkı sağlayan biletlerin tüketicilere etkin olarak ulaştırılması, söz konusu faaliyetin başarısını önemli oranda etkilemektedir. Bu faaliyetin gerçekleştirilmesi için organizasyonun ve organizatörün niteliklerine bağlı olarak tercih edilebilecek farklı dağıtım ve satış kanalı seçenekleri bulunmaktadır. Bu seçenekler esasen satış noktaları, organizasyonun gerçekleştirildiği tesisin girişinde yapılan doğrudan satışlar (gişe satışları), çağrı merkezi aracılığı ile satışlar ve internet üzerinden gerçekleştirilen satışlar olarak sıralanabilir. Yukarıda sayılan yöntemlerin geleneksel yöntemler (satış noktası ve gişe satışları) ile gelişmekte olan yöntemler (çağrı merkezi ve internet üzerinden satışlar) olarak gruplanması mümkündür. Gelişmekte olan yöntemlerin tüketiciye sağladıkları kolaylık, bu yöntemlerin giderek daha çok tercih edilmesine yol açmaktadır. Buna karşılık, özellikle nispeten seyrek veya düzensiz olarak gerçekleştirilen faaliyetler bakımından bilet satış, dağıtım ve denetim organizasyonu (biletleme hizmetleri) giderek karmaşıklaşmakta ve maliyeti artmaktadır.

Biletleme hizmetlerine ihtiyaç duyan bir organizatörün vermesi gereken ilk karar bu hizmetin kendi bünyesinde mi üretileceği yoksa uzmanlaşmış bir teşebbüsten tedarik mi edileceğine ilişkindir. Organizatör biletleme hizmetlerini kendi bünyesinde üretmeye karar vermesi (düzenli ve sık olarak organizasyonlar düzenleyen sinema, tiyatro ve seyahat şirketleri genelde bu yöntemi tercih etmektedir.) ve gelişmekte olan yöntemleri kullanmak istemesi halinde bu amaca hizmet eden yazılımlara ihtiyaç duyacaktır.

Diğer yandan, biletleme hizmetlerinin başka teşebbüslerden dışarıdan tedarik yoluyla sağlanmasına karar veren bir organizatör teşebbüs, elektronik bir yazılım ve ağ sistemiyle birbirine bağlı internet sitesi, çağrı merkezi ve satış noktalarından oluşan bir ağ ile hizmet sunan bir teşebbüsün hizmetlerini satın alma yoluna gidecektir. Biletleme hizmetleri sunan teşebbüsler, yaygın bilinirliği olan internet siteleri üzerinden organizasyonların günler öncesinden tanıtımını da gerçekleştirmektedir. Böylelikle organizasyon sahibi firmalar aldıkları bu hizmet ile hem hizmet satın aldıkları firmaların internet siteleri üzerinden daha geniş kitlelere ulaşma ve tanıtım imkânını ele etmekte hem de birden fazla dağıtım kanalından yararlanmaktadırlar. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu pazar artık uluslararası oyuncuların faaliyet göstermeye başladığı büyüyen ve gelişen bir pazar niteliğindedir.

Bu noktada üzerinde durulmasında yarar olan bir diğer nokta, dağıtım kanallarının hitap ettikleri kitleler arasında farklılık bulunmasıdır. Buna karşılık, bilişim teknolojilerinin süratle yaygınlaşması ve sağladıkları kolaylıklar dağıtım kanallarının hitap ettikleri kitleleri hızla birbirine benzeştirmektedir. Ayrıca, inceleme konusu alanda faaliyet gösteren teşebbüslerin tüm dağıtım kanallarında örgütlendikleri ve buralarda sunacakları hizmetleri bir paket olarak pazarladıkları bilinmektedir. Bu nedenlerle, inceleme konusu çerçevesinde dağıtım kanallarının ayrı birer pazar olarak tanımlanmalarında yarar görülmemektedir.

Öte yandan, ilgili ürün pazarına talep yönünden bakılmasında da yarar bulunmaktadır. Sanat eğlence ve spor başlıkları altında toplanan organizasyonların her birinin kendine özgü talep yapıları, arz imkânları ile dağıtım kanallarının tüketici gözündeki konumları dikkate alınarak alternatif pazar tanımlarında bulunmak mümkündür. Nitekim düzenlenen organizasyona bağlı olarak farklı tüketici gruplarının farklı kanalları tercih ettiği, sektörde faaliyet gösteren teşebbüsler tarafından da ifade edilmiştir. Sanat eğlence organizasyonları ile başta futbol olmak üzere spor müsabakaları oldukça farklı tüketici kitlelerini hedeflemektedir. Ayrıca tüketicilerin organizatöre karşı tutumları ve algılamaları da belirtilen segmentler arasında önemli derecede farklılaşmaktadır. Nitekim yine futbol başta olmak üzere spor müsabakalarının biletlerini satın alanlar, organizatör konumundaki futbol takımına karşı bir bağlılık hissi beslemektedir. Buna karşılık futbol takımları, taraftarlarının futbol müsabakalarında seyirci olarak bulunmasını, bilet satışından elde edilecek gelirlerin ötesinde gerekçelerle de isterler. Bilindiği üzere taraftar desteği spor müsabakalarında başarı unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenlerledir ki, spor özellikle de futbol müsabakaları bakımından organizatörlerin (spor kulüplerinin) tüketicilerin çıkarlarını temsil etme ve koruma fonksiyonu, diğer organizasyonlarda olduğundan daha belirgindir. Ortaya konulmasında yarar olan bir diğer farklılık futbol kulüplerinin sezon biletleri ve diğer özel nitelikli biletlerin doğrudan satışı yoluyla bilet satışına aracılık eden teşebbüsün pazardaki gücünü kısıtlayıcı bir etki yarattıklarıdır. Nitekim pazar yapısına ilişkin tespitlerin aktarıldığı bölümde ortaya konulacağı gibi müsabaka biletlerinin büyük kısmı futbol takımları tarafından genellikle de sezon bileti olarak satılmaktadır. Ayrıca genelde spor müsabakaları ve özelde de futbol bakımından dikkate alınması gereken bir diğer farklılık desteklenen takımın müsabakalarının başka takım müsabakaları ile ikame edilmesinin mümkün olmamasıdır. Benzer bir esneksizlik sanat veya eğlence organizasyonlarında bulunmamaktadır. Diğer yandan futbol ile diğer spor dalları arasında da pazar büyüklüğü ve taraftar tutumları bakımından önemli farklar bulunmaktadır.

Yukarıda yer verilen tespitler ve şikâyet konusu da dikkate alınarak, inceleme konusu dosya bakımından ilgili ürün pazarı “futbol müsabaka biletlerinin satışına aracılık hizmetleri pazarı” olarak belirlenmiştir.

1.2. İlgili Coğrafi Pazar Dosya mevcudu bilgiler çerçevesinde, ilgili coğrafi pazar “Türkiye” olarak tespit edilmiştir.

2. Yapılan Tespitler ve Deliller

2.1. Hakkında Önaraştırma Yürütülen Teşebbüs: Biletix 2000 yılından bu yana Türkiye’de büyük spor ve eğlence organizasyonları için bilet satış ve dağıtım işinde faaliyet göstermekte olan Biletix, hâlihazırda ABD ve Avrupa’da canlı müzik ve tiyatro aktiviteleri işletmesi işi ile iştigal etmekte ve dünya çapında canlı eğlence hizmetleri oluşturmakta ve pazarlamakta olan ABD merkezli Live Nation Inc. tarafından kontrol edilmektedir.

Dosya mevcudu bilgilere göre, son üç yıl içinde ilgili pazarda Biletix tarafından satışı gerçekleştirilen biletlerin dağılımına aşağıda Tablo 1’de yer verilmiştir.

Tablo 1: Biletix Tarafından Satılan Biletlerin Dağılımı.

2009-2010 Sezonu* 2008-2009 Sezonu* 2007-2008 Sezonu*

Biletix tarafından satılan eğlence faaliyeti / kültürel faaliyet biletleri … … …

Biletix tarafından satılan futbol karşılaşma biletleri … … …

Biletix tarafından satılan futbol harici spor karşılaşması biletleri … … …

Toplam Biletix Satışları … … …

* Sezonlar, futbol sezonları esas alınarak 1 Temmuz – 30 Haziran olarak tanımlanmıştır.

Yukarıda yer verilen rakamlardan da görüldüğü üzere, Biletix tarafından gerçekleştirilen bilet satışları içerisinde futbol müsabakalarına ilişkin satışlar oldukça önemli bir paya sahiptir. Eğlence ve kültürel faaliyetlerin kapsamının genişliği de düşünülüğünde (tiyatro, sanat, aile etkinlikleri -sirkler ve buz şovları gibi- sinema, müze, sergi ve seyahat biletleri vb) futbol satışlarının organizasyon türleri içerisinde en önemli paya sahip olduğunu belirtmek mümkündür. Futbol müsabakalarına ilişkin bilet satışlarının futbol kulüpleri bazında dağılımına ise aşağıdaki şekildedir:

Tablo 2: Futbol Karşılaşmalarına İlişkin Biletlerin Sayısının Futbol Kulüplerine Göre Dağılımı.

2009-2010 Sezonu 2008-2009 Sezonu 2007-2008 Sezonu

Biletix Müşterileri Toplam Katılım* Biletix’in Payı**

Toplam Katılım* Biletix’in Payı **

Toplam Katılım* Biletix’in Payı**

Türkiye Futbol Federasyonu *** … … … … … …

Galatasaray … … … … … …

Fenerbahçe … … … … … …

Beşiktaş … … … … … …

Trabzonspor … … … … … …

Konyaspor … … … … … …

Gençlerbirliği … … … … … …

Ankaraspor … … … … … …

Hacettepespor **** … … … … … …

Ankaragücü … … … … … …

Antalyaspor … … … … … …

Kasımpaşaspor … … … … … …

İstanbul Büyükşehir Spor … … … … … …

Bursaspor **** … … … … … …

Toplam Biletix Müşterisi… … … … … …

* Takımların kendi sahalarında oynadıkları maçlardaki toplam katılımı göstermektedir.

** Biletix’in karşılığında bir hizmet bedeli aldığı biletler.

*** TFF başlığı, Türk Milli Takımı, Türkiye Kupası ve Süper Kupa karşılaşmaları ve diğer etkinlikler de dahil olmak üzere, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Biletix’le olan sözleşmeleri çerçevesinde düzenlenen tüm etkinlikleri kapsamaktadır.

**** Söz konusu kulüpler 2007-2008 sezonunda Biletix’le çalışmamıştır.

Aşağıdaki tabloda Biletix tarafından gerçekleştirilen bilet satışlarının oranları görülmektedir.

Tablo 3: Satışlarına Biletix tarafından aracılık edilen bilet satışlarının toplama oranı

Biletix Müşterileri 2009-2010 2008-2009 2007-2008

Türkiye Futbol Federasyonu … … …

Galatasaray … … …

Fenerbahçe … … …

Beşiktaş … … …

Trabzonspor … … …

Konyaspor … … …

Gençlerbirliği… … …

Ankaraspor … … …

Hacettepespor… … …

Ankaragücü … … …

Antalyaspor … … …

Kasımpaşaspor … … …

İstanbul Büyükşehir Spor… … …

Bursaspor … … …

Ortalama … … …

Biletix tarafından gönderilen yazıda, Biletix’in futbol karşılaşmaları biletlerindeki pazar payı bakımından değerlendirmede, Türkiye’deki futbol karşılaşmalarına ilişkin toplam bilet pazarının büyüklüğünü gösteren mevcut en güncel bilginin 2008 yılına ait olmasından hareket edilerek toplam 7.402.968 biletin satıldığı, söz konusu pazarda Biletix’in … bilet satışı gerçekleştirildiği belirtilmiştir.

Öte yandan Biletix’in faaliyet gösterdiği futbol biletleri satış hizmetleri pazarında pazar

konumunu etkileyen en önemli unsurlardan biri futbol kulüpleri ile imzalanan sözleşmelerde münhasırlık hükümlerinin bulunup bulunmadığı ve bunların sürelerinin ne kadar olduğudur.

Bu bağlamda, Biletix’ten son üç sezon içerisinde bilet dağıtımına ve satışına ilişkin sözleşme imzaladığı futbol kulüplerinin bilgisi ve bu kulüplerle imzalanan sözleşmelerin süreleri talep edilmiştir. Tablo 4’te söz konusu bilgilere yer verilmiştir:

Tablo 4: Futbol Kulüpleri İle İmzalanan Sözleşmelerin Süreleri.

Biletix Müşterisi İmza Tarihi Sözleşme Süresi (Ay) Sözleşme Bitiş Tarihi

Hacettepe … … …

Ankaragücü… … …

Gençlerbirliği… … …

Galatasaray … … …

Bursaspor … … …

Konyaspor… … …

IBSBS … … …

Fenerbahçe… … …

TFF … … …

Kasımpaşaspor … …

Antalyaspor … … …

Trabzonspor… … …

Ankaraspor … … …

Beşiktaş … … …

Futbol biletlerinin satışına ilişkin önem arz eden bir başka husus da, Biletix tarafından bu satışlardan talep edilen hizmet bedeli ve bunun nihai tüketiciye nasıl yansıtıldığıdır. Biletix konuya ilişkin yaptığı açıklamada, hizmet bedellerinin yüzde formülüne göre belirlendiğini ifade etmiştir. Genelde bu formül her bir bilet başına, biletin üzerinde yazılı değerin belirli bir oranını ifade etmektedir. Bunun yanı sıra bazı hallerde taraflar arasında yapılan sözleşmelerde minimum ve maksimum hizmet bedelleri belirlenmektedir. Biletix, biletin üzerinde yazılı değeri belirlemenin oynanacak maçların gösterilmesi beklenen talebe bağlı olarak, bütünüyle ve daima futbol kulübünün sorumluluğunda olduğunu belirtmiştir. Buna göre, takımlar maçların bilinirliğine göre her maç bazında bilet fiyatlarını belirlemekte, bu fiyatın üzerine Biletix ile yapılan sözleşmede tespit edilen oran eklenerek nihai tüketiciden talep edilecek fiyata ulaşılmaktadır. Yapılan görüşmelerde, bazı takımlar tarafından öncelikle nihai tüketiciden talep edilecek tutarın belirlendiği, Biletix ile bilet fiyatlarına göre değişen oranlarda sabit tutarlarda hizmet bedeli anlaşması imzalandığı tespit edilmiştir.

Tablo 5’te futbol kulüpleri ile son üç sezonda imzalanan sözleşmelerde yer alan hizmet bedeli koşullarına yer verilmiştir:

Tablo 5: Biletix tarafından futbol kulüpleri ile son üç sezonda imzalanan sözleşmelerde yer alan hizmet bedeli

Takımlar Hizmet Bedeli Formülü

Hizmet Bedeli (biletin yazılı değerinin %’si)

Minimum Maksimum

Galatasaray … … …

Fenerbahçe … … …

Trabzonspor… … …

TFF … …

Ankaraspor … … …

IBSBS … … …

Kasımpaşaspor … … …

Antalyaspor … … …

Ankaragücü … … …

Gençlerbirliği… … …

Hacettepe … … …

Bursaspor … … …

Konyaspor… … …

Öte yandan, Biletix tarafından satılan biletlerde kullanılan dağıtım kanallarının dağılımına bakıldığında, Biletix satış noktalarının ağırlıklı paya sahip olduğu görülmektedir. Aşağıda yer verilen Tablo 5’de Biletix’in 2009 yılı içinde gerçekleştirdiği futbol bilet satışlarına ilişkin dağıtım kanallarının paylarına yer verilmiştir:

Tablo 6: Futbol biletlerini satımında kullanılan dağıtım kanallarının payları(1)[10].

Dağıtım Kanalına Göre Futbol Biletlerinin Dağılımı

Çağrı merkezi …

Satış Yeri …

İnternet …

Gişe satışları (hizmet bedeli olan) …

Biletix, kendilerinin pazarda faaliyet göstermeye başlamalarından bu yana piyasaya çok sayıda giriş ve çıkışın yaşandığını, bu süreçte Mybilet ve Tickettürk’ün ulusal çapta en önemli rakipleri haline geldiklerini belirtmiştir. Öte yandan Biletix, internet kaynaklı teknolojinin gelişmesinin, etkinlik yerleri, organizatörler ve sanatçıların kendi biletlerini satma, pazarlama ve dağıtma isteklerini arttırdığını; perakende zincirleri, müzik mağazaları ve medya şirketlerinin biletleri giderek artan bir şekilde elektronik ortamda satmaya ve dağıtmaya başladıklarını belirtmiş, bu nedenle pazar dinamik yapıya sahip bir pazar olarak nitelendirmiştir.

Biletix’e göre teknolojik gelişmeler hem Dünya çapında hem de Türkiye’de bilet pazarına giriş engellerini daha da azaltmıştır. Türkiye’de son yıllarda Mybilet, Ticketturk, Biletken ve en son olarak 2010’da iyibilet.com gibi birçok farklı şirket bilet pazarına giriş yapmalarının yanı sıra bilet satışları için gerekli olan yazılım (Mybilet’in kullandığı yazılım gibi) yerel olarak yazılabilir hale gelmiştir. Bu yazılımlar aynı zamanda uluslararası şirketlerden temin edilebilmekte veya lisanslanabilmektedir. Bu tür yazılımların bedelleri önemli ölçüde düşüş göstermiştir. Söz konusu yazılımlar artık internet üzerinden Uygulama Hizmet Sağlayıcısı (ASP - Application Service Provider) modeliyle dahi elde edilebilmektedir. Bilet pazarında dağıtım kanallarının oluşturulması için gerekli teknolojiler de buna benzer şekilde yaygındır.

İnternet sitesi geliştirme olağan bir olgu iken, Türkiye’de bulunan bir takım çağrı merkezi hizmetleri şirketlerinden bu hizmetler fason olarak temin edilebilmekte ve perakende satış zinciri oluşturabilecek binlerce perakende noktası bulunmaktadır. Bu gelişmelere paralel olarak Biletix etkinlik sahiplerinin, hizmet aldıkları sağlayıcılarını, yazılım platformlarını değiştirmekte ya da ekonomik çıkarları için en uygun çözüm olarak kendileri biletleme yapmayı seçmekte serbest olduklarını, bu nedenle de pazarda herhangi bir giriş engelinden bahsetmenin mümkün olmadığını belirtmektedir.

Son olarak Biletix, bilet hizmeti sağlayan bir teşebbüsten diğer üçüncü bir teşebbüse geçişin veya kendi biletleme faaliyetlerinin organizasyon sahibi tarafından yapılmaya başlanmasının düşük maliyetlerle gerçekleştirilebildiğini, bu sebeple, potansiyel olarak uzun vadede maliyetlerde tasarrufların söz konusu olması halinde biletleme hizmeti sağlayan teşebbüsün değiştirilmesinin (veya kendi biletleme faaliyetinin yürütülmesi) organizasyon sahipleri açısından tercih edilebildiğini belirtmiştir. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, Biletix’e göre, futbol kulüpleri bakımından bilet dağıtım ve satımı gerçekleştirilen firmayı değiştirmenin ciddi bir yatırım maliyeti, ya da yönetsel/organizasyonel maliyeti söz konusu olmamaktadır.

Buna karşılık, Ticket Master – Live Nation birleşmesine ilişkin ABD Adalet Bakanlığı raporunda önde gelen konser tesislerine yönelik birincil biletleme hizmetleri satışı pazarında önemli giriş engelleri bulunduğu tespit edilmiştir. Buna göre anılan pazarda esasen altı çeşit pazara giriş engeli bulunmaktadır. Buna göre ilk olarak biletleme hizmetlerinin verilebilmesi için kullanılacak platform yazılımları oldukça karmaşıktır, geliştirilmeleri ve uygulanmaları uzmanlık istemektedir. İkincisi önde gelen konser tesisleri pazara yeni giren teşebbüslerin yüksek miktarlardaki talebin gerektirdiği hizmetleri verebileceklerinden emin olamadıkları 220 için uzun dönemli sözleşmelere girmekten kaçınmaktadırlar. Üçüncüsü, çalışanların eğitilmesi masrafları, konser tesisi işleticilerini, biletleme hizmeti sunucularını değiştirmekten alıkoymaktadır. Dördüncüsü, birincil bilet satış platformlarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi yüksek sabit maliyetler içerdiğinden pazara yeni girecek teşebbüsler Ticketmaster ile rekabet edebilecekleri ölçeğe ulaşmakta zorluk çekmektedirler. Beşincisi, Ticketmaster’ın geçen yıllar boyunca tüketiciler hakkında elde ettiği ve biriktirdiği bilgilerin kendisine önemli bir pazarlama avantajı sağlamasıdır. Son olarak, Ticketmaster’ın akdettiği uzun dönemli sözleşmeler, pazara yeni girecek teşebbüslerin Ticketmaster ile rekabet edebilecek ölçeğe ulaşmak için ihtiyaç duydukları süreyi uzatmaktadır.

Pazar yapısının ele alındığı bu bölümde son olarak, Biletix’in hâlihazırdaki rakipleri olan Mybilet ve Tickettürk’ün futbol müsabakaları biletlerinin satışına aracılık pazarından son derece kısıtlı faaliyetleri bulunduğu vurgulanmalıdır. Dolayısıyla Biletix’in bu alandaki payı fiilen % 100’dür.

2.2. Spor Kulüpleri ile Yapılan Sözleşmeler İnceleme kapsamında üç büyük futbol kulübü ile imzalanan sözleşmeler incelenerek karşılaştırılmıştır. Futbol kulüpleri ile imzalanan sözleşmeler futbol kulüplerinin ev sahibi olarak oynayacakları müsabakaların biletlerine ilişkin düzenlemeler getirmektedir.

Sözleşmeler, bilet fiyatlarının futbol kulüpleri tarafından belirleneceğini öngörürken, bilet satışına aracılık hizmetleri fiyatının Biletix tarafından belirlenmesini öngörmektedir.

3. Değerlendirme

3.1. Biletix’in Futbol Müsabaka Biletleri Satışına Aracılık Hizmetleri Pazarında Hâkim

Durumda Bulunması Dosya mevcudu bilgilere göre, futbol müsabaka biletlerinin satışına aracılık edilmesi faaliyetinin neredeyse tamamı Biletix tarafından sunulmaktadır. Nitekim Tablo 2’den belli başlı tüm takımların bilet satışına aracılık edilmesine yönelik hizmetleri Biletix’ten aldıkları görülmektedir. Ayrıca Biletix’in uzun dönemli sözleşmeleri, potansiyel rakip teşebbüslerin futbol bileti pazarlaması alanındaki tecrübe sahibi olmamaları gibi etkenler de rakip teşebbüslerin pazara girişini zorlaştırmaktadır. Bu hususlar Biletix’in futbol karşılaşmaları biletlerinin satışına aracılık hizmetleri pazarında hâkim durumda bulunabileceğine işaret etmektedir.

Diğer yandan, yine Tablo 2’den ve ondan türetilen Tablo 3’ten tablodan satışına aracılık edilen biletlerin toplam bilet satışlarının ancak küçük bir kısmını oluşturduğu görülmektedir.

Daha önce de ifade edildiği gibi futbol takımlarının sezon bilet satışları, perakende bilet satışları bakımından sınırlayıcı bir etki yaratmaktadır. Nitekim sezon biletleri karşılaşmalara mutlaka gitmek isteyen ve bu nedenle fiyat esnekliği düşük taraftarlar için ekonomik bir seçenek olarak sunulmaktadır. Sezon biletlerini alan taraftarlardan sonra pazarda fiyat esnekliği daha yüksek olan taraftarlar kalmaktadır ki bu da Biletix’in pazar gücünü kısıtlamaktadır. Pazarın nispeten küçük bir bölümünde faaliyet göstermek durumunda kalan bilet satıcısı teşebbüsün ikamesi bulunmamasından kaynaklanabilecek ekonomik gücünün karşısındaki bir diğer kısıtlama ise futbol kulüplerinin hem bilet satışından gelir beklentileri olması hem de taraftar desteğine ihtiyaç duymalarıdır. Nitekim ilgili bölümde aktarıldığı üzere Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş takımlarından her biri hizmet fiyatının belirlenmesine ilişkin farklı hükümler içeren sözleşmeler akdetmiştir. Biletix’in fiyatlarını artırmasını kısıtlayan bir diğer husus, futbol takımları ile akdedilen sözleşmelerin genellikle telefon ve internet üzerinden yapılacak satışlara ilişkin hizmet bedellerini belirleme yetkisini Biletix’e bırakmasına karşılık stadyum gişelerinden yapılacak satışların fiyatlarının futbol takımları tarafından belirlenmesidir. Bu durumda bazı futbol takımları (örneğin Fenerbahçe) Biletix’e gişe hizmetleri için sözleşme ile belirlenen belirli bir miktar ücret ödemektedir.

Başka bir deyişle, Biletix’in internet ve çağrı merkezi hizmetlerini pahalı bulan tüketiciler için (en azından önemli bir kısmı için) hizmet bedeli ödemeden stadyum gişelerinden bilet alma imkânı bulunmaktadır. Sonuç olarak Biletix’in futbol karşılaşmaları biletlerinin satışlarına aracılık hizmetleri pazarında hâkim durumda bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

3.2. Biletix’in Futbol Kulüpleri ile Akdettiği Anlaşmaların Acentelik Sözleşmesi Olarak Değerlendirilmesi Dikey anlaşmalara ilişkin kılavuzun acentelik sözleşmelerine ilişkin 10. paragrafında “teşebbüsler arasındaki ilişkinin Kanun’un 4. maddesi kapsamında olup olmadığını belirleyen faktör, acentenin, müvekkili tarafından atandığı faaliyetlerle ilgili olarak ticari veya mali bir risk alıp almadığıdır.” denilmektedir. Biletix, bilet satışlarına aracılık ederken futbol kulüplerine alelade acentelik hizmetinin çok ötesinde hizmetler sunmaktadır. Özellikle internet ve çağrı merkezi aracılığı ile gerçekleştirilen bilet satışlarında aracılık hizmetlerine, kullanılan altyapı ile değer katılmaktadır. Yine de Biletix’in satılmasını üstlendiği biletlerin pazar başarısı anlamında bir risk üstlendiği de bir gerçektir. Dolayısıyla bilet fiyatlarının futbol takımları tarafından belirlenmesi 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında bir sakınca yaratmamaktadır. Buna karşılık, elektronik satış platformu geliştirilmesi ve işletilmesi ve bu platform kullanılarak bilet satışlarına aracılık edilmesi başlı başına ticari bir faaliyettir ve acentelik sınırlarını aşan ticari yatırımlar yapılmasını ve riskler alınmasını bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca konuya ilişkin analiz çerçevesinde dikkate alınması gereken bir diğer husus, sözleşmelere göre Biletix’in sunduğu hizmetin fiyatını kararlaştırılan bir takım sınırlar çerçevesinde serbestçe belirleyebildiğidir. Dolayısıyla inceleme konusu anlaşmaların, acentelik sözleşmeleri olarak değil hizmet satış sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

3.3. Biletix’in Futbol Kulüpleri ile Akdettiği Anlaşmaların Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği Kapsamında Değerlendirilmesi Yukarıda da ifade edildiği üzere, hizmet alımını düzenleyen bir sözleşme olarak kabul edilmesi gereken inceleme konusu sözleşmeler 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında yer almaktadır. İnceleme konusu sözleşmeler münhasırlık hükümleri içermekte ve 2 ila 5 yıllık sürelerle akdedilmektedir. Faaliyetin gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan alt yapı unsurları ve yatırımlar dikkate alındığında, inceleme konusu sözleşmelerin bir yıldan daha kısa sürelerle akdedilmesinin ya da birden çok teşebbüsten aynı anda hizmet alınmasının işlemin doğasına uygun olmayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir yıla kadarki münhasırlık hükümlerinin bir rekabet kısıtlaması olarak kabul edilmemesi yerinde olacaktır. Buna karşılık, süresi bir yılı aşan münhasırlık hükümleri bilet satışlarına aracılık hizmetleri pazarına girişi zorlaştırmak suretiyle rekabeti kısıtlayacak niteliktedir. Biletix’in ilgili ürün pazarında %40’ın üzerinde pazar payına sahip olması nedeniyle, Biletix ile futbol kulüpleri arasında akdedilen sözleşmelerin süresi bir yılı aşan münhasırlık hükümleri, 2002/2 sayılı Tebliğ ile sağlanan muafiyetten yararlanamamaktadır.

3.4. Biletix’in Futbol Kulüpleri ile Akdettiği Anlaşmaların Bireysel Muafiyet Kapsamında Değerlendirilmesi Tek bir teşebbüsün faaliyet gösterdiği ve çeşitli pazara girişi engelleri ile çevrelenmiş bir pazarda bir yıldan daha uzun süreli münhasırlık öngören sözleşme hükümlerinin inceleme konusu hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmeler ortaya çıkarması muhtemel görülmemektedir. Dolayısıyla inceleme konusu sözleşme hükümlerinin 4054 sayılı Kanunun 5. maddesi çerçevesinde bireysel muafiyetten yararlanmasının yerinde olmayacağı kanaatine ulaşılmıştır.

Diğer yandan, Biletix’in 2009 yılı net satışları … TL olmakla birlikte söz konusu miktarın önemli bölümü bilet fiyatlarından oluşmaktadır. Nitekim Biletix’in sunduğu hizmetlere karşılık elde ettiği hizmet bedeli toplamı … TL’dir. Bu miktarın içine Biletix’in futbol dışı faaliyetlerinden elde ettiği gelirlerin de dâhil olduğu da dikkate alındığında inceleme konusu pazarın mutlak olarak küçük bir pazar olduğu anlaşılmaktadır. Pazarın küçük olmasının yanında, alıcı tarafının davranışlarından ve alışkanlıklarında kaynaklanan pazara giriş engelleri nedeniyle münhasırlıkların bulunmaması durumunda dahi pazara yoğun girişlerin olması muhtemel görülmemektedir. Dolayısıyla, inceleme konusu anlaşmaların ve münhasırlık hükümlerinin pazar yapısında ve tüketici refahında önemli bir kayba neden olmaları ihtimalinin düşük olduğu kanaatine varılmıştır.

SONUÇ Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre;

1- Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş. ile futbol kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmelerin Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş.’ye bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümlerinin, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı olduğuna;

2- Süresi bir yılı aşan münhasırlıkların 2010-2011 sezonunu takiben ortadan kaldırılmaları amacıyla sözleşmelerin karşı tarafına sezon bitimine belirli bir süre kala ihbarda bulunmak kaydı ile cezai şart uygulanmaksızın sözleşmeden çıkarılması halinde, muhtemel zararın ve yürütülecek idari süreçler sonunda elde edilecek faydanın sınırlı olması dikkate alınarak, bu aşamada soruşturma açılmasına gerek bulunmadığına;

3- Bu çerçevede, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde yukarıda öngörülen değişikliğin yapılarak Rekabet Kurumu’na tevsik edilmesi gerektiğinin, aksi takdirde haklarında 4054 sayılı Kanun çerçevesinde işlem başlatılacağının aynı Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca adı geçen teşebbüse bildirilmesi için Başkanlığın görevlendirilmesine OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

T.C. DANIŞTAY 13. DAİRE

E. 2010/4608

K. 2011/799

T. 28.2.2011

• REKABET KURULU KARARININ İPTALİ İSTEMİ (Dava Konusu Kurul Kararının Kesin ve

Yürütülebilir Bir İşlem Olmadığı - Biletix'e Bir Yıldan Uzun Süreli Münhasırlık Sağlayan Hükümlerin

Kaldırılması Amacıyla Sözleşmelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Uyarılmasına ve

Bilgilendirilmesine Yönelik Bir İşlem Olduğu)

• KURUL KARARI (Kesin ve Yürütülebilir Bir İşlem Olmadığı - Biletix'e Bir Yıldan Uzun Süreli

Münhasırlık Sağlayan Hükümlerin Kaldırılması Amacıyla Sözleşmelerde Değişiklik Yapılması

Konusunda Uyarılmasına ve Bilgilendirilmesine Yönelik Bir İşlem Olduğu)

•MÜNHASIRLIK YETKİSİ (Biletix’in Futbol Kulüpleri İle İmzaladığı İnceleme Konusu Sözleşmeler Bir Yıldan Uzun Süreli Münhasırlık Sağlayan Hükümlerin Kaldırılması Amacıyla Sözleşmelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Uyarılmasına ve Bilgilendirilmesine Yönelik Bir İşlem Olduğu) 2577/m.2, 14, 15 - 4054/m.4, 6, 7, 9, 27, 41, 55

ÖZET : Dava konusu Kurul kararının, kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı, buna karşılık takdiri Biletix'e ait olmak üzere, Biletix’in, futbol kulüpleri ile imzaladığı inceleme konusu sözleşmelerdeki, 4054 sayılı Kanunun 4. maddesine aykırı görülen, Biletix'e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümlerin kaldırılması amacıyla, sözleşmelerde değişiklik yapılması konusunda uyarılmasına ve bilgilendirilmesine yönelik bir işlem olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; 2577 sayılı Kanunda yer alan yasal düzenleme karşısında, idari davaya konu edilebilecek nitelikleri taşımayan dava konusu Kurul kararının iptali isteminin esasının incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

İstemin Özeti : Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı olarak Türkiye Futbol Süperligi'nde oynanan maçların biletlerinin satışının sadece Biletix'in internet sitesi üzerinden yapıldığı ve bu satışlardan yüksek oranlarda hizmet bedellerinin tahsil edildiği; ayrıca internet dışındaki dağıtım kanalları aracılığıyla yapılan satışlarda yaşanan sorunların tüketici mağduriyetine yol açtığı belirtilerek yapılan şikayet hakkında tesis edilen 05.08.2010 tarih ve 10-52/1056-390 sayılı Rekabet Kurulu kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Betül Özyiğit'in Düşüncesi: Biletix ile futbol kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmelerin Biletix'e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümlerinin, 4054 sayılı Kanunun 4. maddesine aykırı oldukları; bununla birlikte süresi bir yılı aşan münhasırlıkların 2010-2011 sezonunu takiben ortadan kaldırılmaları amacıyla sözleşmelerin karşı tarafına sezon bitimine belirli bir süre kala ihbarda bulunmak kaydı ile cezai şart uygulanmaksızın sözleşmeden çıkma imkanı tanınması halinde, muhtemel zararın ve yürütülecek idari süreçler sonunda elde edilecek faydanın kısıtlı olması dikkate alınarak, 4054 sayılı Kanunun 41. maddesi çerçevesinde, bu aşamada soruşturma açılmasına gerek bulunmadığına yönelik bir işlem olup, 9. maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen geçici tedbir niteliği de bulunmamaktadır.

Bu duruma göre 2577 sayılı Kanunda yer alan yasal düzenleme karşısında, idari davaya konu edilebilecek nitelikleri taşımayan, Kanunun 55. maddesi uyarınca da Danıştay'da dava konusu edilebilecek Kurul kararları arasında sayılmayan dava konusu Kurul kararının iptali isteminin esasının incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, 2577 sayılı Kanunun 15-1/b maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, 2577 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, Rekabet Kurulu'nun 05.08.2010 tarih ve 10-52/1056-390 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türleri sayılmış ve iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; Kanun'un dava dilekçeleri üzerine yapılacak ilk incelemeyi düzenleyen 14. maddesinin 3/d bendinde ise, dava dilekçesinin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden de inceleneceği hükme bağlanmıştır.

Bilindiği gibi, idari işlemlerin idari davaya konu olabilmeleri için, kesin ve yürütülebilir olma niteliklerini birlikte taşımaları gerekmektedir. Başka bir anlatımla, işlemin yürütülebilir duruma gelmesi, mevzuatta öngörülen unsurları taşıması ve uygulamaya konulmaya hazır bulunması iptal davası için zorunlu koşullardan birisidir. Ön işlemler ise, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemlerin ortaya çıkarılmasına yönelik hazırlık işlemleridir ve tek başına kişiler üzerinde hukuksal etki yaratmazlar. Bu nedenle iptal davasına konu edilemezler.

Bu itibarla, Rekabet Kurulu'nun dava konusu 05.08.2010 tarih ve 10-52/1056-390 sayılı kararının,yukarıda özellikleri belirtilen idari işlem çerçevesi içinde değerlendirilmesinin yapılması, idari davaya konu olabilme niteliğinin irdelenmesi gerekmektedir.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 27. maddesinin (a) bendinde, bu Kanun'da yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında, başvuru üzerine veya re'sen inceleme, araştırma ve soruşturma yapmak; bu Kanun'da düzenlenen hükümlerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine, bu ihlallere son verilmesi için gerekli tedbirleri alıp bundan sorumlu olanlara idari para cezaları uygulamak Rekabet Kurulu'nun görevleri arasında sayılmış; 40. maddesinde, Kurul'un, re'sen veya kendisine intikal eden başvurular üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için önaraştırma yapılmasına karar vereceği belirtildikten sonra 41. maddesinde, önaraştırma raporunun Kurul'a teslimini takip eden 10 gün

içinde, Kurul'un elde edilmiş olan bilgileri değerlendirerek karar vermek üzere toplanacağı ve soruşturma açılmasına veya açılmamasına karar vereceği düzenlenmiştir.

Diğer yandan, 4054 sayılı Kanun'un Kurul kararlarına karşı yargı yolunu düzenleyen 55. maddesinde ise,Kurul'un nihai kararlarına, tedbir kararlarına ve idari para cezalarına ilişkin kararlarına karşı açılacak iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; Türkiye Futbol Federasyonu’na bağlı olarak Türkiye Futbol Süperligi'nde oynanan maçların biletlerinin satışının sadece Biletix'in internet sitesi üzerinden yapıldığı ve bu satışlardan yüksek oranlarda hizmet bedellerinin tahsil edildiği; ayrıca internet dışındaki dağıtım kanalları aracılığıyla yapılan satışlarda yaşanan sorunların tüketici mağduriyetine yol açtığı belirtilerek yapılan şikayet üzerine Rekabet Kurulu tarafından tesis edilen dava konusu karar ile; Biletix ile futbol kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmelerin Biletix'e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümleri 4054 sayılı Kanunun 4. maddesine aykırı bulunmakla birlikte, süresi bir yılı aşan münhasırlıkların 2010-2011 sezonunu takiben ortadan kaldırılmaları amacıyla sözleşmelerin karşı tarafına sezon bitimine belirli bir süre kala ihbarda bulunmak kaydı ile cezai şart uygulanmaksızın sözleşmeden çıkma imkanı tanınması halinde, muhtemel zararın ve yürütülecek idari süreçler sonunda elde edilecek faydanın kısıtlı olması dikkate alınarak, 4054 sayılı Kanunun 41. maddesi çerçevesinde bu aşamada soruşturma açılmasına gerek bulunmadığına, bu çerçevede, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde yukarıda öngörülen değişikliğin yapılarak Rekabet Kurumu'na tevsik edilmesi gerektiğinin, aksi takdirde haklarında 4054 sayılı Kanun çerçevesinde işlem başlatılacağının aynı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca adı geçen teşebbüse bildirilmesi için Başkanlığın görevlendirilmesinin yerinde olacağına karar verildiği, davacı Biletix Bilet Dağıtım ve Ticaret A.Ş. tarafından da sözü edilen Kurul kararının iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

4054 sayılı Kanunun 9. maddesinin birinci fıkrasında, Kurul'un, ihbar, şikayet yada Bakanlığın talebi üzerine veya re'sen bu Kanun'un 4., 6. ve 7. maddelerinin ihlal edildiğinin tespiti halinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine bu Kanun'un Dördüncü kısmında belirtilen hükümler çerçevesinde, rekabetin tesisi ve ihlalden önceki durumun korunması için yerine getirilmesi ya da kaçınılması gereken davranışları kapsayan bir kararı bildireceği; üçüncü fıkrasında, Kurul'un, birinci fıkraya göre bir karar almadan önce ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ihlale ne şekilde son vereceklerine ilişkin görüşlerini yazılı olarak bildireceği; dördüncü fıkrasında ise, Kurul'un, nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararların ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu

durumlarda, ihlalden önceki durumu koruyucu nitelikte ve nihai kararın kapsamını aşmayacak şekilde geçici tedbirler alabileceği hükme bağlanmıştır.

Dava konusu Rekabet Kurulu kararı; 4054 sayılı Kanunun 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tesis edilen, Biletix ile futbol kulüpleri arasında akdedilen, Biletix'e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen sözleşmelerin, 2010-2011 sezonunu takiben ortadan kaldırılmaları amacıyla, sözleşmelerde karşı tarafa sezon bitimine belirli bir süre kala ihbarda bulunmak kaydı ile cezai şart uygulanmaksızın sözleşmeden çıkma imkanı tanınması şeklinde değişiklik yapılması konusunda görüş bildiren, aksi takdirde haklarında 4054 sayılı Kanun çerçevesinde işlem başlatılacağı konusunda uyaran bir işlem olup, işlemde 9. maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen geçici tedbir niteliği de bulunmamaktadır.

İdari işlemlerin yukarıda belirtilen niteliği ve dava konusu işlemin içeriği birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu Kurul kararının, kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı, buna karşılık takdiri Biletix'e ait olmak üzere, Biletix’in, futbol kulüpleri ile imzaladığı inceleme konusu sözleşmelerdeki, 4054 sayılı Kanunun 4. maddesine aykırı görülen, Biletix'e bir yıldan uzun süreli münhasırlık sağlayan hükümlerin kaldırılması amacıyla, sözleşmelerde değişiklik yapılması konusunda uyarılmasına ve bilgilendirilmesine yönelik bir işlem olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda; 2577 sayılı Kanunda yer alan yasal düzenleme karşısında, idari davaya konu edilebilecek nitelikleri taşımayan dava konusu Kurul kararının iptali isteminin esasının incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı Kanun'un 15-1/b maddesi uyarınca davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

KARAR NO:7

Dosya Sayısı : 2006-4-206 (Birleşme)

Karar Sayısı : 06-85/1086-315

Karar Tarihi : 23.11.2006

BİLDİRİMDE BULUNAN : Galatasaray Sportif ve Ticari Yatırımlar A.Ş

TARAFLAR : - Galatasaray Sportif ve Ticari Yatırımlar A.Ş - Galatasaray Spor ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş.

DOSYA KONUSU: Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş. (GSSTY) ile Galatasaray Spor ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. (GSFİ)’nin,

GSSTY bünyesinde birleşmesi işlemine izin veya menfi tespit belgesi verilmesi talebi.

DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına en son 16.11.2006 tarih, 7641 sayı ile giren bildirim üzerine, 4054 sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun”un 7. maddesi ile 1997/1 sayılı “Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ”in ilgili hükümleri uyarınca düzenlenen 17.11.2006 tarih, 2006-4-206/Öİ-06-SY sayılı Birleşme Ön İnceleme Raporu 20.11.2006 tarih, REK.0.08.00.00-120/323 sayılı Başkanlık önergesi ile 06-85 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.

RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili Rapor'da, bildirim konusu işlemin, tarafların aynı ekonomik bütünlük içinde yer almaları nedeniyle, 4054 sayılı Kanun’un 7. maddesi ve 1997/1 sayılı Tebliğ kapsamında olmadığı görüşü ifade edilmiştir.

İNCELEME VE DEĞERLENDİRME

1. İlgili Pazar

1.1. İlgili Ürün Pazarı İşlemin tarafları Galatasaray Spor Kulübü Derneği’nin doğrudan veya dolaylı iştiraki olarak futbol faaliyetlerinin farklı unsurlarının yönetim faaliyetlerini yürütmektedirler. Bu çerçevede, söz konusu faaliyet alanlarından her birinin ayrı birer ürün pazarı olarak belirlenmesi mümkün olmakta birlikte, mevcut dosya özelinde ilgili ürün pazarı “futbol oyunları pazarı” olarak belirlenmiştir.

1.2. İlgili Coğrafi Pazar Dosya mevcudu bilgiler dikkate alınarak, ilgili coğrafi pazar “Türkiye Cumhuriyeti Sınırları” olarak tespit edilmiştir.

2. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme Bildirimin konusu, tarafların -yönetim kurullarında alınan kararlar gereğince-iltihak yoluyla GSSTY bünyesinde birleşmesi işlemine izin veya menfi tespit belgesi verilmesi talebinden ibarettir.

4054 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre "teşebbüs", piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimleri ifade etmektedir.

Anılan Kanun’un 7. maddesine dayanılarak çıkarılan 1997/1 sayılı Tebliğ’in 2. maddesinin (a) bendine göre ise, “Bağımsız iki veya daha fazla teşebbüsün birleşmesi” olarak tanımlanan işlemler anılan Tebliğ kapsamında sayılmaktadır.

Bildirim konusu işlemde, GSSTY’nin %62,930 oranında hissesine GSFİ sahip olup, Galatasaray Spor Kulübü Derneği bu şirketlerin kontrolünü elinde bulundurmaktadır. Dolayısıyla, birleşen şirketler farklı teşebbüsler olmadığından, işlemin bağımsız teşebbüsler arasında yapılması koşulu gerçekleşmemekte ve şirketlerde kontrol değişikliği meydana gelmemektedir. Bu çerçevede, anılan birleşme işlemi 4054 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve 1997/1 sayılı Tebliğ kapsamında değildir.

Öte yandan, bildirim formunda menfi tespit belgesi verilmesi talep edilmekle birlikte, işlem Kanun kapsamında olmadığından, talep konusuna ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

SONUÇ Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre, bildirim konusu işlemin, tarafların aynı ekonomik bütünlük içinde bulunmaları nedeniyle, 4054 sayılı "Rekabetin Korunması Hakkında Kanun"un 7. maddesi ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan 1997/1 sayılı “Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ” kapsamında olmadığına OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.



 1- 26.9.2005 tarih ve 05-61/900-243 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.

2- 18.7.2002 tarih ve 02-44/525-218 sayılı Rekabet Kurulu Kararı. Benzer şekilde, Rekabet Kurulunun 22.9.2005 tarih ve 05-59/880-237 sayılı; 22.9.2005 tarih ve 05-59/881-238 sayılı; 13.7.2006 tarih ve 06-51/659-186 sayılı kararında da, yayın ve sponsorluk haklarının satışına ilişkin sözleşme ve uygulamalar, 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiştir.

3- UEFA Champions League, bkz. d.n. 92, para. 121-123

4- Bundesliga, OJ L 134, 46.

5- FAPL, Case 38173. 11-54/1385-495

6- 25.12.2001 tarih ve 01-63/645-171 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.

7- 05.08.2010 tarih ve 10-52/1056-390 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.

8- UEFA v. Jean Marc Bosman, C-415/93 sayılı ve 1995 tarihli karar.

 9-Meca Medina and Igor Majcen v. Commission, ECR 2006 I-6991.

 10 Oğuzkan Güzel - Rekabet hukukunda teşebbüs ve teşebbüs birlikleri- Uzmanlık tezi - sayfa 20.

11 Oğuzkan Güzel - Rekabet hukukunda teşebbüs ve teşebbüs birlikleri - Uzmanlık tezi -sayfa 21

12-2006-2007 Premier Lig sezonunda, Portsmouth şehrinde Fratton Park Stadı yakınında bir Pub işleten, Karen Murphy, işletmesinde Premier Lig maçlarını da yayınlamış, ancak Murphy, yıllık aidatı o zaman 9800 Euro olan BSkyB decoderi değil, yalnızca yıllık 930 Euro ödediği Yunanistan’ın dijital platformu olan o dönem Premier Lig yayın haklarına sahip Nova decoderi satın alarak işletmesine koymuş, bunu öğrenen Premier Lig ve Sky yönetimleri Karen Murphy’i mahkemeye vermiş, Bunun üzerine Murphy, AB yasalarının tüm ülkelerde eşit uygulanması konusunda yetkili olan Avrupa Adalet Divanı’na başvurmuş, başvurusunda serbest piyasa ekonomisinde böyle bir yasağın olamaması gerektiğini iddia etmiş, ATAD AB ülkelerinden satın alınan decoderlerin AB sisteminedahil olan başka bir ülkede yasaklanamayacağına karar vermiştir. ( www.fesam.org Hüseyin Özkök - Yayın Haklarında ‘Bosman’ kararı – Makale )

13- Rekabet Kurulu’nun 23.11.2006 gün ve 06-85/1086-315 sayılı kararı

14-Endüstriyel Futbol, Literatür yay., İst., Ocak 2005, sh. 219 Tuğrul Akşar,

 15- İletişim kuram ve araştırma dergisi Sayı 26 Kış- Bahar 2008, s89-114 Ahmet Talimciler Yrd.Doç.Dr, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü

 16- İletişim kuram ve araştırma dergisi Sayı 26 Kış-Bahar 2008, s.1-58 İrfan Erdoğan

17-www.fesam.org ’Spor Kulüplerinin Mali ve Yönetişim Sorunları ve Bunlara İlişkin Çözüm Önerileri“Hakkında Rapor Tuğrul Akşar

18-Tuğrul Akşar -Kutlu Merih Futbol ekonomisi Literatür Y.sayfa 25

 19- www.fesam.org Tuğrul Akşar ‘şike ekonomisi’ makale

 20-Av.Hüseyin Köse Legal Yayınları Avrupa Birliği Hukuk Sisteminin Spor Hukukuna Etkileri S.69 vd.

 21-Meliha Okur, Makale Futbolun BDDK’sı ,Sabah Gazetesi 07.02.2012 , http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/okur/2012/02/07/futbolun-bddksi

22- Hürriyet-Ekonomi http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=20342252

 1-Hatırlanacağı üzere 2004 yılında Digitürk, TRT ile imzaladığı bir sözleşme ile yayın haklarından bir kısmını TRT’ye devretmiştir. Bu durum da, hakların tek elde toplanmasının olası olumsuz etkilerini zayıflatan bir gelişme olmuştur. Bu şekilde tüketiciler açısından da bazı maçlara şifresiz erişim imkanı doğmuştur.

 1-Biletix tarafından, tabloda yer verilen rakamların, kulüpler tarafından yapılan bilet satışları, sponsorlara yapılan satışları, hizmet bedeli alınmayan gişe satışları ve kombine kart satışları da dahil olmak üzere Biletix’in herhangi bir hizmet bedeli elde etmediği bilet satışlarını kapsamadığı ifade edilmiştir.

Bu İçerik  16989  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Murat Başaran Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Neden Futbol Ekonomisi?

 

www. Futbolekonomi.com’un  vizyon ve misyonu temel olarak  Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi’nin (FESAM) vizyon ve misyonuna paralel ve aynı düzlemdedir.

 

Bu bağlamda temel misyonumuz: Futbolun yerel ve küresel makro özelliklerini incelemek ve yeni yapısal modeller önermek; bu kapsamda entelektüel gelişimi hızlandırmak ve buna ilişkin referans olabilecek bir database oluşturmak ve bunu tüm futbol araştırmacılarının emrine sunmak... Bu amaçla yapılan çalışmaları yayımlamak; gerekli her türlü bilimsel futbol araştırma ve geliştirme projelerine entelektüel anlamda destek vermek.

 

Temel Vizyonumuz: Önerilen yeni modellerin gerçekleştiğini görmektir.

 devamı >>>

tbmm-logo

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Spor Kulüplerinin Sorunları ile

Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak

Alınması Gereken Önlemlerin

Belirlenmesi Amacıyla Kurulan

 

MECLİS ARAŞTIRMASI

KOMİSYONU

RAPORU

tugrulaksar_ge_roportaj

Tuğrul Akşar Güngör Urasın sorularını yanıtlıyor

  Yazar Tuğrul Akşar,
Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras'ın
sorularını yanıtlıyor.
detay için tıklayınız..

 

e- Bülten Üyeliği

E-Bülten listemize üye olmak için lütfen aşağıdaki alanları doldurunuz.

Spor Endexi

21.09.2018 Kapanış Günlük
Değişim %
  IMKB 100

97.244

1,17

 bjk BJKAS

2,19

-1,35

 fb FENER

22,20

-1,07

 gs GSRAY

1,62

0,62

 trabzon TSPOR

1,34

-0,74

 

       

Videolar

Tuğrul, Tuğrul Akşar, Pusula, Ekonomi, Futbol, Futbol Ekonomi, Mali,VİDEONUN DEVAMI VE DİĞER VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN.

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 19107885

Lefter Küçükandonyadis Sezonu 2018-19 Puan Durumu

 Sıra TAKIMLAR O G B M A Y AV P
1

Başakşehir

 6  4   1    1   11  3   8    13 
2 Galatasaray  6  4  0  2  14  9  5  12
3 Kasımpaşa

 6

 4  0  2  10  2  2  12
4

Beşiktaş

 6  3  2  1  11

 8

 3  11
5 Konyaspor
 6  3  2  1  10  7  3

 11

6

Malatyaspor

 6

  3 

 1  2  6  4  2  10
7

Ankaragücü

 6

 3 

 1  2  8  7  1  10
8

Antalyaspor

 6  3  1  2  10  13  -3  10
9

Göztepe

 6  3

 0

 3  6  6  0  9
10

Alanyaspor

 6  3  0  3  4  10  -6  9
11 Kayserispor  6

  2 

 2  2  5  6  -1  8
12 Trabzonspor  6  2  1   3   10  8  2  7
13 Fenerbahçe  6  2  1  3  6  7  -1  7
14 Akhisarspor  6  1  2  3  7  8  -1  5
15 Bursaspor

 6

 0  5  1  4  5

  -1 

 5
16 Sivasspor

 6

 1  2  3  6  11  -5  5
17 Rizespor  6  0  3  3  5  8  -3  3
18 Erzurumspor   6   0  2  4  5  10  -5  2

Okur Yazar


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı  info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

 

Money Football League

2018 Deloitte Para Ligi Raporu   

“ Yirmibirincisi yayınlanan 2018 Deloitte Para Ligi Raporu’na göre Manchester United 676 Milyon Euro’luk geliriyle zirvedeki yerini korudu. Türk takımı bulunmayan Lig’in ilk 20’sinde 14 İngiliz Kulübü bulunuyor.
Raporu okumak için Tıklayınız

 


    

EkoLig-Foto

 

EkoLig - Futbol Ekonomisi Raporu, Türk Futbolunun gelirlerini ve ekonomik görünümünü mercek altına alan ve futbolun finansal verilerini Avrupa'nın önde gelen ligleri ile karşılaştırmalı olarak sunan rapor 
için tıklayınız 

 

 

Endustriyel_futbol

 

Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı Üzerine

Futbolun Endüstriyel gelişimi, kulüplerin sportif ve iktisadi/mali yapılanışını derinden etkiliyor. Dorukhan Acar’ın Kurumsal Yönetim temelli yaklaşımı ile "Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı"yı okumak için klikleyiniz

 

 

Türkiye'de Kadın Futbolunun Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu

 

imagesCAVM4O4L

 

Dr. Lale ORTA’nın Kadın Futboluna Entelektüel Bir Yaklaşım Sergilediği makalesi için tıklayınız.” 

 

 

İngiliz Futbolunda Kurumsal Yönetişim Üzerine

 

governance_in_football

 

Tüm kulüplerimize ve Türk Futbol yapılanmasına farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşündüğümüz, İngiliz Parlementosu’nun Kültür, medya ve spor Komitesi’nin hazırladığı raporu okumak için tıklayınız. 

 

money-and-soccer

“Money scorring goals”, Gerçekten de “Para Gol Kaydedebiliyor mu? “

Euro 2012’nin olası ekonomik etkilerini
okumak için tıklayınız. 



FFP

Futbolda Finansal Sürdürülebilirlik Kapsamında ''Finansal Fair Play Başa Baş Kuralı ve Beşiktaş Futbol Kulübü Üzerinde Bir Uygulama 
Hüseyin AKTAŞ/Salih MUTLU,

okumak için tıklayınız.