top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Beşiktaş, Al Capone ve tesadüfler

Beşiktaş'ı yazmayalı uzunca bir zaman oldu.Benim gibi bir çok  Beşiktaşlı yazarda kalemleriyle 'Feda'nın peşine takılıp gitti.

 Mehmet Erdem'in nefis yorumuyla seslendirdiği Sezen Aksu'nun sözlerini yazdığı Hakim Bey'in mısralarında olduğu gibi;

 "sussan olmuyor susmasan olmaz

 yazmasan olmuyor yazsan olmaz"

“Beşiktaş’ın son dakika golleri ile hem de 10 kişi kalmış takımlara karşı tek farklı hatta iki farklı galibiyetleri koruyamaması tesadüf mü acaba?” diye sormadan edemiyorum. Ve ne zaman içinde ‘tesadüf’ geçen bir cümle duysam hemen yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük mafya şeflerinden Al Capone’un bir sözü aklıma gelir. Kartvizitinde “ikinci el mobilya satıcısı” yazan Capone diyor ki, “Bir adamı sabah gördüğümde  normal karşılarım, öğlen aynı adamı bir daha görürsem kuşkulanırım. Eğer akşam da aynı adamı  bir kez daha görürsem tereddüt etmez silahımı çeker vururum. Bu kadar da tesadüf olmaz!”

Tabii “camiamızın en fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu” bu günlerde bir mobilyacıya kanıp silahı çekip ne kimseyi ‘vuracak’ ne de  ‘birisini vuralım” diyecek halimiz yok.

Ama tetiği olmasa da bari fotoğrafı doğru çekelim:

“Feda” sezonunda, bir öze dönüş ya da arınma anlayışı ile kemer sıkmak, bu saikle kısa vadede yıldız transferlere para harcamamak, uzun vadede ise altyapıdan yeni yıldızlar çıkarma düşüncesi ile yola çıkıldı.

Siyaset bilimi terminolojisi ile konuşursak hegemonik bir kavram oldu bu “Feda”. Gruplar arasında kendiliğinden rızaya dayalı, üstünlük taşıyan bir yönlendirme aracına dönüştü. Kulübün kötü ekonomik yapısı yönetim ve taraftarlar arasında adeta bir organik birlik ve “tarihsel blok” oluşturmuş ve feda “ortak duyu”ya dönüşmüştü. Feda albümünde ise Feridun Düzağaç’ın ağzından “ölümüne sevme” kutsallaştırılıyor, takımdan adeta “şüheda fışkırıyor” ve endüstriyel futbol çağında öze dönülüyordu. Ancak felsefe de bir tezatlık vardı.

Q7, Pekdemek, Edu, Bebe, Bobo, Batuhan, Sinan, Dentinho…

Satılanlar, sakatlıklar, hayal kırıklıkları…

Beri yandan, 10’ar bin TL karşılığında altyapıya kazandırılan İbrahim, Erkan, İsmail, Mert, Yunus ve Ercan’ın birkaç antrenmanlık deneme süresi sonrası “gelecek yok” kararıyla İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a bedelsiz veriliyordu. İBB kadrosunda banko oynayan bu isimler, U16 liginde rakipleri Beşiktaş’a tam 25 puan fark attı.   

 

“Feda” yerine “genç umutlarımız”ın “Guti’nin alıştırdığı” gece hayatında nereye gittiklerini, “yıldızlar”ın ise sahadaki yoklukları ile bir sonraki sezon nereye gideceklerini konuşur olduk. “Örnek ağabey” konumundaki, her biri birbirinden pahalı Mcgregor, Sivok ve Hilbert, U16 ligine gönderilen gençlerin bile yapmayacağı en basit kademe hataları ile puanları teslim etti. Önce  “saha zeminin bozukluğundan”, sonra “masör eksikliği”nden kaynaklandığı söylenen sakatlıkların ardı arkası kesilmemeye başladı. Ortada “bu çocuklar niye böyle yapıyor?” ile “ben ne yapayım?”  arasında salınıp duran bir teknik direktör kaldı.

Söylenen ile eylenen bir olmayınca taraftarda eğlenen, değil acı çeken, kavga, küfür eden ve “yeğen döven” bir konuma geliyordu.

Göreceğiz bakalım “feda olsun” mu diyeceğiz, yoksa birilerini daha mı feda edeceğiz.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page