Recep Cengiz- 16 Haziran 2019Çevremizdeki insanlarla konuştuğumuzda, her taraftarlık öyküsünün birbirine benzer olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
Örneğin, benim babam sade Fenerbahçeli, Sabahattin Eniştem fanatik Galatasaraylı, bir diğeri Dursun dayım koyu Beşiktaşlıydı… Geride kalan çok azı da, aile içindeki kızlarımız-kadınlarımız umursanmamalarına tepki koyarcasına, erkek kardeşlere inat rakip takımı tutarlardı...
Aile içinde taraftar olmak, o takımlarda futbol oynamak, o takım oyuncuları ile bir anı paylaşmaktan daha çok sosyal mecburiyetlerin eseriydi. Çünkü babam futbolcu değildi, hayatında hiç maça gitmemişti, ama Fenerbahçeliydi.
Evde, oyun kalitesinin skora indirgendiği, her bilinçte ayrı bir yorumla maçları izlerken açığa çıkan duygular taraftarlık karakteri için zemin hazırlardı. Bu etkileşimde, televizyon karşısında oturma düzeni hiyerarşik bir yapıya sahipti. Önde erkekler, ortada kadınlar ve arkada çocuklar… yani, burada da “erkek” hegemonyası hâkimdi. İlk bakışta her şey çok açık! Tıpkı güneşin doğuşu ve batışı gibi futbol “erkek” oyunuydu ve kadınlar futboldan anlamazdı!
Her iki takım hakkında çok az şey bildiğimiz ama sonucuna iddiaya girdiğimiz, maçlardan biri daha oynanırken, ailede herkes kendine yakın olan şeyleri arıyordu. Kimi ince çalım, kimi sert şut, kimi de güzel bir kurtarış... Benim bütün derdim ise karşı kaleye gol atıldığında 'gool' diye bağırabilmek, gol atmanın hazzı ile diğerlerini sinir edebilmekti…Ortam gerildiğinde ailemizin en sakin ve soğukkanlı insanı annem “yapmayın!”, “ayıptır!” gibi basit ve kısa cümlelerle ortamdaki gerginliği ortadan kaldırırdı.
Futbolu sevmeden “taraftar”, maça gitmeden “fanatik” olmak böyle bir şeydi. Yaşadığımızı öğreniyorduk, “fil hafızasına sahip gibi bütün detayları hatırlayarak”.
Babam bizi etkilemişti. Aramızda bir bağ kurulmuş olsa da, bilinçli bir taraftarlık değildi, bu… Bilinçli bir tercihten çok alışkanlıktı.
Takım tutmak bilinçsiz olunca, futbolu tutarsız ve mantıksız tartışmakta kaçınılmazdı. Rakiplerden gelecek tezleri çürütmenin temel mantığı hep aynıydı “Babamın takım iyi, sizin takım kötü”, “Babamın takımın daha çok şampiyonluğu var, sizin takımın daha az şampiyonluğu var”, her iki tarafın kurdukları tek ortak cümle “Babamın takımıydı”.
Bugün aramızda olmasan da, o günlerden geriye kalan her şey seni özletiyor be babam!