top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Liyakatsız Sistemin Defoları

Geçtiğimiz hafta sonu futbol tarihimizin en ilginç hakem kararlarına ve hakeme gösterilen kırmızı karta şahit olduk.

 

Günler boyunca ülke futbolunun yaşadığı çöküntünün nedenleri sadece gazete ve televizyonlarda değil meclis çatısı altında bile konuşuldu. Hakemin verdiği penaltılar kadar veremediği penaltılar ve gösterdiği kartlar çok tartışıldı hatta işin ucunu komplo teorisi üzerinden Gezi Olaylarının benzerini sahneye koymak için Türk futbolu hedef mi seçildi! Başlıklarına kadar götürenler bile oldu.

 

Futbol dünyamızda her şey dört dörtlük yolunda gidiyormuş ve tek suçlu hakemlermiş gibi göstermek isteyenler açısından Pazar gecesi verilen hakem kararları adeta bulunmaz bir fırsat yaratmıştı. Her yıl aynı tartışmaları yaşamayı adet haline dönüştüren futbol medyamız açısından aynı film yeniden sahne alabilirdi: Yabancı hakemler gelsin! Bu öneriyi yabancı medya mensupları, yöneticiler, taraftarlar da getireceksek sonuna kadar destekliyorum. Aksi halde işin suyunu çıkartan yorumlar yapmak suretiyle futbolu futbol olmaktan çıkartan yorumcuların zırvalarını dinlemek çekilmez olacak.

 

Pazar gecesi Trabzonspor kulübü başkanı Muharrem Usta, basın toplantısı ile yaşanan gelişmeleri değerlendirdi: “Okullarda çocuklarımıza öğretilen birkaç kelime vardır. O kelimelerden birisi Onur’dur, bir diğeri Haysiyet’tir, Gurur’dur. Bunlar önemli kelimelerdir. Çocuklarımızın hayatı boyunca kullanması gereken kelimeler. Bunu çocuklarına babalar öğretecek. Yani bizler, hakemler…” Başkan, ağır kelimeler kullanmadan futbol federasyonuna, merkez hakem komitesine ve futbol ailesinin diğer üyelerine içinde onur, gurur, haysiyet gibi kelimeler üzerinden göndermelerde bulundu.

İlginçtir, tıpkı bir önceki başkan gibi söyleminde yine erkekliği ön plana çıkarttı. Sanki toplumsal hayatta gurur, onur, haysiyet sadece erkeklerden, babalardan öğrenilir gibi bir algıyı kamuoyuyla paylaştı. Halbuki bu kavramlar yaşamın her alanında hem annelerin hem de babaların çocuklarına aşılaması gereken, yaşam biçimleriyle örnek olması gereken kavramlardır. Bu kavramların erkeği, kadını yoktur ve bu kavramlar insanlığın ortak tarihinin ürünü olarak yüzyıllar içerisinde oluşmuşlardır.

 

Toplumsal hayatın içerisinde bir arada yaşayabilmenin kurallarını oluştururken tarihsel sürecin farklı yönetsel dönemlerde farklı egemenlik biçimlerini oluşturduğunu Weber’in analizinden öğreniriz. Buna göre egemenlik, tabi konumundakilerin verilen emirlere itaatlerini sağlayacak ve onların ilişkilerini düzenleyecek örgütsel düzenleri gerektirir. Üç egemenlik biçimi belirler: Geleneksel, Karizmatik ve Rasyonel-hukuki egemenlik. Sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan egemenlik biçimi rasyonel–hukuki egemenliktir ve burada insanlar konumlarını bilgileri, deneyimleri temelinde elde ederler.

Hukuk kuralları herkesi bağlayıcı bir biçimde işlev görür, tam da bu noktada liyakat dediğimiz anlayış devreye girer. Kişilerin hangi görüşten olup olmadıkları, ideolojileri, etnik ya da dinsel kökenleri, cinsel tercihleri değil o alandaki yetkinlikleri belirleyicidir. Uzun bir süreden beri ülke olarak liyakatı değil söz konusu diğer tercihleri ön plana çıkartan bir anlayışı hayata geçirdik. Deneyimi, yetkinliği, bilgiyi değil kişisellik üzerinden yürüyen liyakatsizliği tercih ettik. İnsani ilişkilerimizin ne kadar yozlaştığı, ne kadar kötücül bir anlayışın etrafımızı sardığına dair çok sayıda örnek sıralayabiliriz.

Kimsenin kimseye güvenmediği bir toplum haline geldiğinizde ve toplumsal anlamda ortadan ikiye yarılan bir kutuplaşma içerisine girdiğinizde, yaşananlardan herkes ama herkes kendi payına üzerine düşeni alacaktır. Onur, Şeref, Gurur, Haysiyet gibi kelimelerin içi boşaldıkça vicdansızlığın önü daha da açılacak liyakatsizlik tavan yapacaktır. Liyakatsizliğin önünü açtığınızda ise sistemin defoları hayatlarımızı her geçen gün biraz daha karartmayı sürdüreceklerdir. “Bütün hafta oynayan da oyuncular değil, oyunu seyredenlerdir” diyordu Yengeç Adımları isimli çalışmasında Umberto Eco, ışıklar içinde uyusun.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page