Dolu Kupa, Boş Kasa: Türk Futbolunun Gerçek Tablosu
Doç.Dr.Recep Cengiz-15 Ocak 2026Türk futbolunda başarı artık bir ödül değil; çoğu kulüp için yaklaşan felaketin başlangıcı. Bir sezon zirveye çıkan, Avrupa’da boy gösteren ve büyükleri deviren kulüpler; birkaç yıl içinde borç batağına saplanıyor, yönetim krizlerine giriyor, ardından hızla aşağıya sürükleniyor.
Ömer Gürsoy- 14 Ocak 2026 Yıllar önce (2012) Habertürk Gazetesi’nde ki köşemde TMOK üzerine kaleme aldığımız bir yazıda, meseleyi bir metafor üzerinden anlatmış, asıl konuların tali tartışmaların gölgesinde kalmaması gerektiğine dikkat çekmiştik.
Türkiye Kadınların Oynadığı Futbolda Neden Geri Kaldı? (I)
Tuğrul AKŞAR- 14 Ocak 2026 Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Avrupa’da kadınların oynadığı futbolda bir yükseliş var. Kadınların oynadığı oyun bu ülkelerde önemli potansiyelleri harekete geçiriyor.
Futbolun Yeni Nesil Formatları: Golazo, Kings League, Baller League...
Ahmet Berke Gökçeoğlu – 13 Ocak 2026 Futbol denince hâlâ aklınıza şu geliyor olabilir: İki takımın 11’e 11, 90 dakika boyunca mücadele ettiği, her geçen yıl kulüplerin ekonomik büyüdüğü, sporcuların elitleştiği bir spor. Ancak dijital çağda bu tanım, özellikle genç izleyici nezdinde giderek daha fazla sorgulanmaya başladı.
Evet, yeni nesil futbolu sıkıcı buluyor. Bunun en temel sebebi yeni neslin yeni içerik tüketim alışkanlıkları ile futbolun geleneksel formatının uyuşmaması.
Geleneksel, büyük organizasyonlar farklı stratejilerle dijital dönüşümü ve yeni nesili yakalamaya çalışırken dönüşümün ilk başarılı adımları ise, geleneksel liglerin dışından geldi. Eski futbolcuların, ünlü isimlerin ve influencerların (içerik üreticileri de diyebiliriz) dahil olduğu kısa formatlı organizasyonlar, yazımın başında verdiğim futbol tanımını değiştirmeye başladı.
Almanya’da başlayan Baller League, Gerard Piqué’nin öncülüğünde kurulan Kings League ya da Türkiye’de geçtiğimiz günlerde ikinci etkinliğini düzenleyen Golazo Cup gibi yapılar, futbolu baştan sona farklı kurguluyor, oynuyor ve izletiyor.
İki yazı olarak planladığım dizimin ilk yazısında, bu organizasyonların basitçe ne olduklarını, ortak özelliklerini ve onları başarıya götüren, geleneksel futbol ile temel farklarını yazacağım.
Nedir bu Kings League, Baller League, Golazo…?
Futbolu klasik anlayışının dışına taşıyan yeni nesil organizasyonlar. Ortak noktaları, futbolu 90 dakikalık bir maçtan ziyade kısa, tempolu ve eğlence odaklı bir deneyim olarak kurgulamaları.
Maçlar küçük sahalarda yediye yedi veya altıya altı oynanıyor, eğlenceyi arttırmak amacıyla kurallarda maç içerisinde bile değişiklikler yapılıyor, takım sahipleri, teknik direktörleri ve oyuncular eski futbolcular, ünlüler ve influencerlardan oluşuyor, yayınlar YouTube ve diğer dijital kanallardan yapılıyor ve en önemlisi organizasyonlar kendilerini klasik bir lig yerine show olarak tanımlıyor.
Klasik formatlı futboldan farkları neler?
Yeni nesil organiasyonların en temelde ortak noktası, sürenin kısalması ve dinamizmin artması. Daha küçük sahalarda, daha az oyuncuyla oynanan maçlar, duraksamaların minimize edildiği, temposu sürekli yüksek tutulan bir deneyim sunuyor. Bu yaklaşım, belki de hepimizin biraz da olsa sıkıldığı, yeni neslin hiçbir zaman bağlanamadığı futbolun taktiksel bir satranç oyununa dönüşümünden bir kaçış gibi.
Kurallar da bu hedef doğrultusunda esnetiliyor. Bazen gol değerleri değişiyor, bazı goller 2 veya 3 gol sayılıyor, maç içinde sürpriz kararlar alınıp oyunun akışı aniden değişiyor. Rekabet dengesinden çokizleyici deneyimimerkeze alınıyor. Amaç maçın her anının izlemeye değer olması.
Bu formatların bir diğer ayırt edici yönü, sahadaki oyuncu profili. Futbolda artık her oyuncunun hem fiziksel hem zihinsel elit seviyelerde olması standart haline gelmişken, yeni nesil organizasyonlarda sahada göbekli eski futbolcuları, ünlüleri ve influencerları izliyoruz. Bu karar organizasyonlara, izleyicinin sahadaki isimlerle bağ kurabilmesi ve organizasyonun pazarlama gücünün artmasının yanında futbolun standartlarının dışı fizik ve performansların getirdiği eğlenceyi de katıyor.
Belki de en kritik fark ise organizasyonların izleyiciyle buluşma biçiminde. Yeni nesil organizasyonlar için televizyon ana mecra değil. Yayınlar YouTube, Twitch, TikTok ve Instagram gibi dijital platformlardan yapılıyor. Dijital platformlar organizasyonlara düşük maliyetlerle, anlık olarak küresel kitlelere ulaşma imkanı veriyor.
Yayınların kurgusu da yeni nesilin medya tüketim alışkanlıklarına göre yapılıyor. Canlı yayınla eş zamanlı sohbet, maçların dışında etkinlikler, influencer’ların kendi kanallarından gün içinde yayınları, kısa video kliplerle anında sosyal medyada viral olan pozisyonlar…
Son fark ise maç günü deneyiminde. Klasik futbolda bir izleyici stadyumdaki yerini aldığında maç başlayana kadar birkaç marş dinlerken yeni nesil organizasyonların deneyimi çok daha zengin. Bu organizasyonlar baştan sonra bir eğlence etkinliği olarak düzenleniyor. NBA All-Star hafta sonlarına benzer bir atmosfer yaratılıyor. Konserler, şovlar, interaktif oyunlar, markaların etkinlikleri kendine yer buluyor. Üzerine bir de izleyiciler için orada bulunann ünlüleri, influencerları ekleyince izleyici için zengin bir deneyim ortaya çıkmış oluyor.
Kapanış
Geleneksel ligler eski yapıyı yeni beklentilere uyarlamaya çalışıyor. Kısa özetlerle, sosyal medya paylaşımlarıyla yeni nesili yakaladığını sanıyor. Buna karşılık yeni organizasyonlar futbolu baştan sona farklı bir mantıkla tasarlıyor.
Aslında bu organizasyonların geleneksel futbolun ve liglerin yerine geçme amacı yok. Ancak 'dijital çağ için futbol' anlayışıyla futbolun etrafında gelişen yeni bir yan ürün, belki yeni bir kategori olarak büyük potansiyel taşıyorlar.
Bugün itibarıyla bu organizasyonlar, geniş izleyici kitlelerine ulaşma ve sponsor ilgisi yaratma konusunda dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Buna karşın asıl sorulara cevap bulabilmek için henüz erken. Bu ilgi kalıcı bir ekonomik yapıya dönüşebilir mi? İş modelleri sürdürülebilir mi, yoksa geçici bir “hype” mı? Ve belki de en kritik soru: Bu yeni formatlar, zamanla geleneksel futbol ekosistemi içinde nasıl ve ne kadar bir büyüklükte konumlanacaklar?
Ekonomik boyutlarını, gelir modellerini ve geleneksel futbol üzerindeki olası etkilerini yazı dizimin ikinci yazısında ele almaya çalışacağım.
Spor Sponsorluğu Uygulamasında 23 Soru, 23 Yanıt- Üçüncü Bölüm
Murat Başaran- 12 Ocak 2026 Spor sponsorluğu yazı dizimizin üçüncü bölümünde bu hafta yeni sorularla karşınızdayım. Bu haftaki bölümde ilk sorumu sorarak, konuya ilişkin açıklamalarıma devam edeceğim.
Olgu Aydın- 12 Ocak 2026Sheffield kriket kulübü oyuncuları 1857'de, maçsız geçen kış sezonunda formda kalmak adına; o döneme kadar kuralları net olmayan kaba bir 'kick ball' oyunu oynamaya başladılar.
Afrika Futbolunun Kaderini Ekonomi, Demografi ve Avrupa Belirliyor!
Dr.Tolga Genç- 11 Ocak 2026 Afrika Uluslar Kupası’nda (AFCON) grup aşamalarının toz dumanı dağılıp çeyrek final eşleşmeleri belli olduğunda, saha içindeki taktiksel savaşların ötesinde, kıta futbolunun ekonomik ve demografik fay hatları çok daha belirgin bir şekilde yüzeye çıkmıştı.
Maç Sonrası Futbol Proğramları ve Demeçler-İmgesel Gerilimden Yapisal Gerçeğe
Prof.Dr.Fuat Tanhan – 11 Ocak 2026 Maç sonrası futbol programları ve yöneticilerin demeçleri çağdaş bir futbol kültürünü anlamak için kritik bir inceleme alanı oluşturur.
Doç. Dr. Recep Cengiz - 10 Ocak 2026 Kazanmayı kutsallaştıran bir düzenin içinde, futbolda yaşanan her kriz ve Fenerbahçe–Galatasaray müsabakalarında ortaya çıkan her istenmedik olay yalnızca sahada değil; vicdanda, ilişkilerde ve toplumun ahlaki dokusunda da derin yaralar açıyor.
Futbol sahasında gördüğümüz her çirkinliğin, her hilenin, her öfke patlamasının arkasında bireysel ahlaksızlık aramak kolaydır; ancak bu kolaylık gerçeği örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü insan davranışı boşlukta oluşmaz. Onu biçimlendiren görünmez bir iklim vardır: kazanmanın kutsallaştırıldığı, başarının her şeyin önüne geçtiği ve ahlakın çoğu zaman “engelleyici bir ayrıntı” olarak görüldüğü bir iklim.
Bugün futbolda karşılaştığımız sorun, birkaç “kötü insanın” marifeti değil; insanı dönüştüren, değerleri aşındıran ve sıradan bireyi bile ahlaki sınırlarını zorlamaya iten bu sistemin doğal sonucudur.
Her futbolcu ahlaksız olduğu için hakemi aldatmıyor.
Her antrenör ilkesiz olduğu için disiplinsiz oyun oynatmıyor.
Her hakem dürüst olmadığı için yanlış karar vermiyor.
Her taraftar küfürbaz olduğu için küfür etmiyor.
Her futbol yorumcusu popülist olduğu için taraflı konuşmuyor.
Sorun kişilerin karakterinde değil; içine sokuldukları düzendedir.
Futbolda istenmeyen davranışların yaygınlaşmasının temel nedeni psikolojik bozukluk ya da toplumsal ahlak çöküşü değildir. Asıl neden, kazanmaya dayalı futbol anlayışının ürettiği ortama uyum sağlama zorunluluğudur. Bu ortam bireyi fark ettirmeden dönüştürür. Bu nedenle olumsuz insanlara değil, olumsuzluğu doğuran koşullara bakmak gerekir.
Bu zihniyetin en görünür sahnelerinden biri de Fenerbahçe–Galatasaray rekabetidir. Yıllardır süren bu karşılaşmalar yalnızca sportif mücadele değil, aynı zamanda toplumsal gerilimin, kutuplaşmanın ve kontrolsüz duyguların sahne aldığı bir alana dönüşmüştür.
Galatasaraylı eski milli futbolcusu Gökmen Özdenak için yapılan anma sırasında sarı-lacivertli tribünlerden gelen ıslıklar sahadaki bir pozisyon, tribünde bir hakaret, sosyal medyada yayılan bir cümle; tüm bu unsurlar, kazanma arzusunun nasıl kolayca öfke, nefret ve şiddete evrilebildiğini göstermektedir.
Bu rekabet, sorunun bireylerden çok içinde bulunulan sistemle ilgili olduğunu en açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu noktada sıkça göz ardı edilen başka bir gerçek daha vardır: Futbolda en kolay şey bahane üretmektir. Kaybedince hakemi suçlamak, rakibi küçümsemek, federasyonu hedef almak, sahayı, havayı, zemini bahane etmek… Çünkü kaybetmenin kendisiyle yüzleşmek zordur; bahane ise rahatlatır. Oysa sürekli bahaneler üretmek, kendimizi haklı çıkarmaya çalışmak ve başarısızlık durumunda suçu dışımızdakilere (özellikle hakemlere) yüklemek, gerçeği gizlemekten başka bir işe yaramaz. Asıl sorun, nedenin çoğu zaman kendi eksikliklerimizde, içsel durumlarımızda; yani düşünme, hissetme ve tepki verme biçimimizde olduğunu kabul etmememizdir.
Bu inkâr, futboldan ne kadar uzaklaştığımızın da göstergesidir. Çünkü futbol, kusursuz planların değil, anlık doğruların oyunudur. Hiçbir takım yenilmez değildir. Maç öncesi yapılan her şeyin doğru olduğu varsayılsa bile, sahadaki bir anlık performans düşüşü bütün planları geçersiz kılabilir. Futbolun gerçeği budur. Bu nedenle başarısızlık yalnızca geçmişin sonucu değil, aynı zamanda geleceğin de habercisidir. Aynı zihniyet sürdükçe, aynı mazeretler üretildikçe ve aynı hatalar görmezden gelindikçe, başarısızlık tekrar eder. Çünkü değişmeyen tek şey, değişmeyi reddeden bakış açısıdır.
Çünkü sıradan insanlar, belli koşullar altında sıra dışı kötülükler yapabilir; yasa ve etik ihlallerine imza atabilir. İnsanlar değerlerinden bir anda vazgeçmez, fakat kimliklerini ve aidiyet bağlarını yeniden müzakere ettiklerinde bunu fark etmeden yaparlar. Asıl soru şudur: İnsanların kendi ahlaki sınırlarını terk etmesine ne yol açıyor? Hataları görünmez kılan, saygısızlığı meşru hâle getiren bu atmosfer nasıl oluşuyor?
Hiç kimse “değer” ile doğmaz. Sosyal öğrenme kuramının söylediği gibi insan, uygun ortamda öğrenir. Bu yüzden bazı taraftarların bireysel olarak etik duruşu olabilir; fakat taraftar gruplarının kolektif bir ahlakı çoğu zaman yoktur. Hayatta kendisini aldatan eşini öldüren birinin, kendi futbolcusunu hakemi kandırdığı için alkışlaması bu çelişkinin çarpıcı bir örneğidir.
Temel dürtüler insan davranışını yönlendirir. Özellikle çıkar merkezli güdülenme, doyum noktasına ulaşılsa bile tatminsizlik üretir. Birey daha fazlasını ister, bu uğurda ahlaki sınırlarını daraltır. Zamanla sosyal, etik ve insani boyutlar silinir; geriye yalnızca kazanç kalır.
Bu güdülenme, güç ilişkileriyle beslenir. Güç odağına yakınlaşan bireyler zamanla öz saygılarını ve ahlaki sınırlarını aşındırır. Sonuç, güven erozyonu ve toplumsal bağların zayıflamasıdır. Doğada bile hiyerarşik mücadelelerin sınırları varken, insan topluluklarında bu sınırların hoyratça aşılması tesadüf değildir.
Sonuç olarak futbol, sadece bir oyun değildir; toplumun ahlaki ikliminin aynasıdır. Kazanmayı kutsallaştıran bu düzen, doğru ile yanlışı, hak ile hileyi, adalet ile çıkarı birbirine karıştırmaktadır. Sorun bireylerin “kötü” olması değil; iyiliğin yaşamasına izin vermeyen bir sistemin inşa edilmiş olmasıdır. Bu sistem değişmeden ne futbol düzelir ne toplum.
Çünkü kazanmak tek başına bir erdem değildir. Asıl mesele, nasıl kazandığımızdır.