Bazı mal ve hizmetler niteliklerine bakılmaksızın toplum tarafından tüketilmesi ve yeterli düzeyde üretilmesi arzu edilir. Bir başka deyişle toplumun hakim olan değer yargılarının etkisiyle tüketimi arzulanır ve iyi olarak kabul edilen mallardır (Doğan,1993:13). Bu tür mallara malı tüketen kişiye sağladığı doğrudan faydanın yanı sıra topluma sağladığı pozitif dışsallık nedeniyle erdemli mallar, değerli mallar (Merit Good) adı verilmektedir.
Bu tür mal ve hizmetler piyasa mekanizması tarafından üretilebilmekte, dağıtımı yapılmaktadır. Erdemli malların tüketimi kişinin tüketme isteği veya ödeme gücü dikkate alınmadan teşvik edilmekte ve ilköğretim hizmetinde olduğu gibi zorunlu kılınmakta veya çocuklara aşı hizmetinde olduğu gibi ücretsiz olarak sağlanabilmektedir. Erdeminden ötürü süt tüketiminin artırılması için kampanyalar yapılmaktadır.
Fakat her zaman pozitif dışsallık sağlayan ürünler veya hizmetlerle karşılaşmayız. Bazen bazı ürünlerin veya hizmetlerin daha az tüketilmesini hatta hiç tüketilmemesini veya bunların kısıtlı sunumu veya sunumunun yapılmamasını arzu ederiz.
Bireysel tüketime konu olan ancak tüketimi bireye ve topluma zararlı olan mallar veya hizmetler vardır. Bu tür mallara malı tüketen kişiye ve topluma verdiği zarardan ve yarattığı negatif dışsallıklardan ötürü erdemsiz mallar, değersiz mallar (demerit Good) adı verilmektedir.Sigara, alkol, kumar, uyuşturucu bu tür mal grubu içerisinde değerlendirilebilir.
Bu tür malların ve hizmetlerin üretiminde devlet üretici ve ya üretimi düzenleyici konumda olabildiği gibi yasaklayıcı ve yasakları denetler konumda olabilir. Bunların tüketilmesini teşvik etmez aksine tüketilmemesi için düzenlemeler yapar, toplumu eğitmeye çalışır. Sigara örneğinde olduğu gibi 18 yaşından küçüklere satışı yasaklar, toplu yaşam alanlarında sigara içilmesine engel koyar, sigaranın zararlarını anlatıcı eğitim faaliyetlerinde bulunur.
Bu tür erdemli ve erdemsiz mal ve hizmetlerde devlet müdahalesi olmadığı takdirde bir kısım mala karşı, tercih çarpıklığı ortaya çıkabilir. Tüketilmesini arzu ettiğimiz mal ve hizmet yeterli tüketilmediği veya üretilmediği gibi, tüketilmesini arzu etmediğimiz mal /hizmet aşırı tüketime konu olabilir.
Kamu genellikle bu tür ürünlerin tüketimini teşvik etmez, kullanımına sınırlar getirir, reklamına izin vermez ve sosyal zararını tanzim amacıyla da yüksek oranlarda vergileme yoluna gider. Kabul etmek gerekir ki devletin vergi ve benzeri alıntıları sadece tazminat amacıyla alınmaz, kamu içinde önemli bir gelir kaynağıdır.
Kuşku yok ki bahis, kumar ve şans oyunlarının oynanması çok arzu edilen bir durum değildir. Zira bunların toplumda yaratacağı negatif dışsal etkiler oldukça yüksektir. Ancak bu hizmetlerin bir şekilde sunulmaması durumunda bu kez başka bir tehlike söz konusudur. Bu hizmetler bu kez yasadışı yollardan, izinsiz şekilde kayıtdışı sunumu söz konusu olabilecektir. Büyük olasılıkla da herhangi bir düzenleme olmadığından dolayı bu sunumu bazı mafya benzeri örgütlenmeler ele geçirecektir. İşte bu noktada erdemsiz hizmetin sunumunda karşımıza ilk etapta 2 seçenek çıkmaktadır.
Bunlardan birincisi söz konusu erdemsiz mal/hizmeti yasaklamaktır. Yasaklar zaman zaman karaborsa yaratması ve illegal faaliyetlerin oluşumuna neden olabilir. Ancak söz konusu mal uyuşturucu gibi bir mal ise o zaman bu yasakların konulması kaçınılmaz bir hal alır.
İkinci olarak bu mal ve hizmetlerin kısıtlı şekilde sunulmasıdır. Genellikle bu sunum kamunun yapacağı düzenlemeler çerçevesinde gerçekleşir. Kamu yapacağı düzenleme ile hizmetin sunumunu tekel olarak kendisi gerçekleştirebileceği gibi, kendisi düzenleyici ve kontrol eden konumda kalıp, özel sektörce sunulmasını sağlayabilir.
Bu bilgiler çerçevesinde spor olarak futbolu erdemsiz mal olarak nitelemek büyük bir hata olacaktır. Aynı şekilde futbol sektörünü de olumsuz vurgularla değersiz kılmak mümkün değildir. Tam aksine oluşturduğu istihdam, ekonomik aktivite, kent ekonomisine katkıları, turizm ve tanıtma gibi bir çok olumlu dışsallığı ile futbol endüstrisi önemle üzerine eğinilmesi gereken bir sektördür. Ancak şike, bahis ve mafya gibi oluşumlar bu sektörün erdemsiz yanını sergilemektedir.
Özü itibariyle hem şike, hem bahis, hem de mafya suç unsuru taşımaktadır. Suç ekonomik literatürde özel incelenmiş bir konudur ve futbol sektöründe yaşanan olumsuzluklar için uygulama alanı bulabilir.
Suça ekonomik modelleme yoluyla yaklaşım, 1960’lardan sonra başlamıştır. Bu yaklaşımın öncüsü Gary Becker ve takip eden yazarlar suça sebep olan unsurlar ile kamuya en az maliyete mal olacak optimal cezalandırma yöntemleri, çeşitli modellerle belirlenmeye çalışılmıştır. Literatürde Gary Becker’in 1968 yılında yayımladığı “Crime and Punishment: An Economic Approach” makalesi bu konuda bir ilk kabul edilir[1].
Becker’in yaklaşımın özünde suç işleyen kişinin elde ettiği faydanın diğer yasal davranışlardan elde ettiği faydadan fazla olması gerekir. Bu yaklaşımı Futbol endüstrisindeki şike ve yasadışı oluşumlara uyarlar isek ; Geleneksel Ekonomik Model doğrultusunda;
p: bireyin yakalanma ve mahkum olma ihtimalini gösterir.
Y: yasal olmayan yollardan elde edilen gelirdir.
(1-p): bireyin yakalanmama ihtimalini gösterir.
Z: suçlu eğer yakalanır ve mahkum edilirse uğrayacağı cezanın parasal karşılığıdır.
X: Bireyin yasal yollardan elde ettiği gelir olarak kabul edildiğinde;
eğer U(X)>EU ise kişi yasadışı yollara başvurmayacak,
eğer U(X)
Bu modelde yasal gelir, yasal olmayan gelir ve yakalanma ihtimali göz önüne alınarak, suçsal davranıştan doğan faydanın yasal yollardan elde edilen faydayla karşılaştırılması yapılmaktadır. Bu modeli en basit haliyle yasadışı olarak yapılan bir şike veya bahis olayı bazında düşünürsek
EU=(1-p)U(Y) + pU(Y-Z)
EU: bireyin kurallara aykırı bir biçimde şike yapması durumunda beklediği maddi ve maddi olmayan menfaatler
p: Şike yapan bireyin yakalanma ve mahkum edilme olasılığı.
Y: yasal olmayan yollardan elde edilen gelirdir.
(1-p): bireyin şike yapınca yakalanmama ihtimalini gösterir.
Z: Şike sonucunda eğer yakalanır ve mahkum edilirse uğrayacağı cezanın parasal karşılığıdır.
X: Bireyin yasal yollardan elde ettiği gelir olarak kabul edersek;
Bu modelde şike yapan ya da yasadışı şekilde bahis oynayan kişinin rasyonel bir davranış sergilediği varsayımı vardır. Burada suç işlemenin nasıl bir rasyonalitesi olabilir sorusu akla gelmektedir. Bahsedilen rasyonalite şike yapacak olan kişi diğer ekonomik birimler gibi faydasını en üst düzeye çıkarmaya çalışmaktadır. Burada elde edilecek fayda parasal getiridir. Suç faaliyeti sonunda yakalanıp yakalanmama önceden kestirilememektedir. Dolayısıyla şike yapan kişi veya kişiler risk alma durumunda kalabilir. Bu durumda kişi riskten kaçınabilir, şike yapmaktan vazgeçebilir. Riski minimize etmeye ve şike sonrası yakalanmamak için önlemler almaya çalışarak yakalanmama olasılığını en alt düzeyde gördüğünde harekete geçebilir ya da riski göz ardı edip şike sonucunda elde edeceği kazancın büyüklüğüne bakabilir. Teorik yaklaşıma göre bireylerin suç aktivitelerine katılmalarında belirleyici olan unsurlar; suç aktivitelerinden beklenen gelir, yasal işgücü aktivitesinden elde edilen gelir, suçlunun bireysel özellikleri dolayısıyla tercihleri, suç aktivitelerinin tutuklama, mahkumiyet ve ceza şeklindeki maliyetlerdir. Eger kişi yakalanma riskini düşük görüyor ya da elde edeceği faydalar ve yakalanması durumunda karşı karşıya bulunacağı maliyetler arasında bir karşılaştırma yaptığında faydaları yüksek görüyorsa şike yapma eğiliminde olabilecektir.
Noam Chomsky "Kanunları severim faydalıdırlar, ama uygulanmadıklarında işe yaramazlar." Demektedir. Türkiye’de şike olaylarına bakış bir anlamda bu sözle ifade edilebilir. Yukarıda da değindiğimiz şike türleri ile çok sayıda iddia olur, zaman zaman çok güçlü kanıtlar ortaya çıkar, ama nedendir bilinmez ülkemizde şike cezası nadiren verilir.Türk futbol sektöründe şike adeta olağanlaşmıştır ya da ülkemizde şike hiç yapılmamaktadır.
Bu tür yozlaşmanın varlığı, o toplumda hukuk sisteminin işlemesinde ciddi sıkıntılar var olduğu anlamına gelmektedir. Hukuk sisteminin işleyişi ne kadar az veya ne kadar beceriksiz olursa, o toplumda haksızlıkların alanı o kadar genişlemektedir. Bu noktada önemli olan, ekonomide var olan "teşebbüsçülük" ile burada sözü edilen "fırsatçılık" arasındaki farklılığın ortaya konması ve hukuk sistemi içinde "fırsatçılık" anlamındaki faaliyetleri en aza indirebilmektir. Ekonomi, ne kadar hukuk sistemi ile entegre edilirse, o kadar örgütlü suç oluşumuna neden olabilecek boşluklar azalmaktadır.
Endüstriyel futbolun olumlu gelişmeleri yanında bu tür olumsuzlukları da tetiklediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu noktada optimal bir çözüm bulabilmek zor görünüyor. Yasaklar çözüm üretmiyor, kısıtlamalarla olay tam kontrol altına alınamıyor, tamamıyla serbestleştirme ise adeta sektörün sonunu getirebilecek olaylara neden olabilir. Bu noktada orta yol benimsenmiş gibi görünüyor. Takip edilen bu orta yolun daha çok yaptırıma ve hukuksal düzenlemeye ve daha güçlü yaptırımlara ihtiyaç duyduğu kesindir.
{jcomments on}
[1] Gary Becker’in 1968 yılında yayımladığı “Crime and Punishment: An Economic Approach” makalesi bu konuda bir ilk kabul edilir. Ehrlich, Isaac’ın Journal of Political Economy’de 1983 yılında yayınlanan “Participation in Illegitimate Activities: A Theoretical and Emprical Investigation”, Ann dryden Witte’nin “Estimating the Economic Model for Crime with Individual Data”, ve Samuel Myers’in 1983’de yazdığı “Estimating the Economic Model of Crime: Employment Versus Punishment Effects” ve Steven Levitt’in 1998 yılında yazdığı “Why Do Increased Arrest Rate Appear to Reduce Crime: Deterrence, Incapacitation or Measurement Effect?”, makelesi bu alanın oluşturulmasında önemli katkılar yapan eserlerdir.
[2] Akkuş, Yakup (2003)ş, Suçun Ekonomik Modelleri EKEV Akademi Dergisi, Yıl:7, Sayı:15, Bahar 2003, ss.293-312
[3] Becker, Gary(1968) “Crime and Punishment: An Economic Approach”, Journal of Political Economy, Yıl:1968, ss.195-6.