Başarıyı Abartmadan Gerçekleri Görebilmeliyiz: Kosova Öncesi Gerçekçi Bir Değerlendirme
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Mustafa Batmaz Başarıyı Abartmadan Gerçekleri Görebilmeliyiz: Kosova Öncesi Gerçekçi Bir Değerlendirme

Başarıyı Abartmadan Gerçekleri Görebilmeliyiz: Kosova Öncesi Gerçekçi Bir Değerlendirme

30Mart2026 1

Av.Mustafa Batmaz- 30 Mart 2026 Meydana gelen olayları analiz ederken yalnızca sonuç üzerinden değerlendirme yapmak yerine, bu sonuca nasıl ulaşıldığını incelemenin çok daha faydalı olduğu görüşündeyim.

Bu nedenle “Haticeye değil, neticeye bakalım” sözünün oldukça talihsiz bir ifade biçimi olduğunu düşünüyorum. Türkiye A Millî Futbol Takımı bu hafta Kosova ile Dünya Kupası’na katılabilmek için son bir eleme maçına çıkacak. Bu maçı kazanması hâlinde Dünya Kupası’na katılım hakkı elde edecek. Peki, en son 24 yıl önce bu başarıyı yakalayabilmiş olan A Millî Takımımız, bu 24 yıl boyunca hatalarından ders çıkararak mı bu noktaya geldi? Yoksa bozuk saat misali, 24 yılda bir doğruyu mu gösteriyor?

Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri ve gelişimini engelleyen temel faktörlerden belki de en önemlisi, olayları değerlendirme biçimimizdir. Bunu birkaç örnekle açıklamak isterim. 2024 Avrupa Şampiyonası’na katılım hakkı kazanan A Millî Takımımız, o dönemde spor medyası tarafından adeta yere göğe sığdırılamıyordu. Bunun sebebi yalnızca turnuvaya katılım hakkı elde edilmesiydi. Ancak bu gerçekten bir başarı mıydı? Avrupa Şampiyonası’nda 55 ülkenin 24’ü elemeleri geçerek turnuvaya katılma hakkı elde etmektedir. Bu da neredeyse yarı yarıya bir oran anlamına gelmektedir. Cebelitarık, Lüksemburg ve San Marino gibi daha küçük futbol ülkeleri de dikkate alındığında bu oran daha da yükselmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu yeni formatta Avrupa Şampiyonası’na katılması bir başarı olarak değerlendirilmemelidir. Ancak turnuvaya katılamaması durumunda bunu açık bir başarısızlık olarak nitelendirmek doğru olacaktı.

Aynı turnuvada Türkiye’nin gruptan çıkması da başarı olarak görüldü. Oysa grubunda Portekiz, Gürcistan ve Çekya bulunuyordu. Portekiz’i ayrı bir noktaya koyarsak, Türkiye’nin Gürcistan ve Çekya’yı yenememesi başarısızlık sayılmalıdır; ancak bu takımları yenmesi de olağan bir sonuçtur ve başarı olarak nitelendirilmemelidir. Ardından son 16 turunda Avusturya ile karşılaşıldı ve bu maçtan galip ayrınıldı. Bu aşama, yüzeysel bakıldığında başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak daha derin bir analiz yapıldığında, Avusturya ve Türk futbolu karşılaştırıldığında; Türkiye kadrosunda Real Madrid, Juventus ve İnter gibi Avrupa devlerinde oynayan oyuncular bulunduğu ve iki ülkenin ligleri arasındaki ekonomik farklar dikkate alındığında, bu sonucu “büyük bir başarı” olarak görmek bana göre oldukça abartılıdır. Hatta Türk spor basınının en sevdiği kıyaslama kriteri olan takımların toplam değerlerine bakıldığında da Türkiye bu ülkelerin hepsinden öndedir, bu da Türk spor basını kriterlerine göre bir başarı sayılmaması gerektiğinin kanıtıdır. 

Henüz A Millî Takımımız Kosova ile maçını oynamadı. Romanya’yı ise kalite farkına rağmen güçlükle yendi. Önemli olan eleme turlarında kazanarak ilerlemek; açıkçası benim de iyi bir oyun beklentim yok. Salı günü Kosova’da oynanacak maçta aynı futbol performansı bizi Dünya Kupası’na götürür mü? Zannetmiyorum. Transfermarkt verilerine göre A Millî Takımımız dünyanın en değerli 14. millî takımı. Bu yıl Dünya Kupası’na 42 takım katılacak. Bu nedenle Kosova’yı elememiz bir başarı olarak görülmemeli; Dünya Kupası’na katılmamız ise normal karşılanmalıdır. Açıkçası kadro değeri üzerinden değerlendirme yapmanın, özellikle futbol söz konusu olduğunda, çok da sağlıklı olduğu görüşünde değilim. Bunun temel sebebi hücum ve savunma arasında geçen süre farkı; örneğin basketbol ve voleybolun kısa süre aralıklarıyla sürekli hücum ve savunma yapılan sporlardır. Bu nedenle bu branşlarda yüksek kadro değerine sahip takımların başarı oranı da genellikle bu değere paralel şekilde gerçekleşmektedir. Ancak futbolda durum farklıdır. Bir takım 89 dakika savunma yapıp 90. dakikada bulduğu tek golle maçı 1-0 kazanabilir. Bu tür sonuçlara sıkça rastlanmaktadır. Dolayısıyla futbolda kadro değeri ile başarı arasındaki ilişki, basketbol ve voleyboldaki kadar güçlü ve doğru orantılı değildir. Buna rağmen Türk spor kamuoyu bu tür karşılaştırmalar üzerinden konuyu daha iyi kavradığı için ben de bu yazıda bu yöntemi tercih ettim.

Değerlendirilmesi gereken bir diğer nokta ise milli takım jenerasyonumuz. A Millî Takımımızın Romanya karşısında sahaya çıkan ilk 11’i ve yedek kulübesindeki oyuncularla birlikte toplam oyuncu sayısı 23’tü. Bu oyuncuların 9’u yurt dışındaki altyapılarda yetişmiş isimlerden oluşuyordu. Bu da yaklaşık olarak kadronun %40’ına denk gelmekteydi. Neredeyse aynı kadro Avrupa Şampiyonası’nda da sahne aldı ve bugün Dünya Kupası için mücadele ediyor. Bazı kesimler tarafından Türk futbol tarihinin en kaliteli jenerasyonlarından biri olarak gösterilen bu kadro, Türkiye Futbol Federasyonu’nun belirli bir vizyon ortaya koyması sayesinde mi oluştu? Yoksa tamamen bir tesadüf mü söz konusu?

Bu jenerasyonun, planlı bir vizyon doğrultusunda alt yaş kategorilerinden itibaren takip edilerek oluşturulduğuna inanmak oldukça güçtür. Eğer böyle bir vizyon olsaydı, bunun yansımalarını en azından Süper Lig’de görürdük. 80 milyon nüfusa sahip ve futbola bu denli ilgi duyan bir ülkede, böyle bir kadronun yalnızca şans eseri ortaya çıkması ve bu kadronun kendisinden daha düşük seviyedeki takımları yenmesinin ya da sadece turnuvalara katılmasının başarı olarak görülmesi, ülke futbolu adına son derece olumsuz bir durumdur. Bunun temel nedeni, yöneticilerin sağlıklı bir durum analizi yapamaması ve potansiyeli son derece yüksek bu jenerasyonun yapması gerekenleri “başarı” olarak değerlendirmesidir.

Dünyada kaç millî takımda aynı jenerasyon içerisinde İnter’in kaptanı, Real Madrid’in üzerine gelecek planlaması yaptığı bir yıldız ve Juventus’un 10 numarası bir araya gelir, açıkçası bilinmez. Öte yandan, bizim neredeyse yarımız kadar nüfusa sahip olup teknik direktörünü ve oyuncu jenerasyonunu alt yaş kategorilerinden itibaren planlı bir şekilde hazırlayan ve Dünya Kupası’nın favorileri arasında gösterilen İspanya milli takımı örneğine bakıldığında, ülke olarak sahip olduğumuz potansiyelin farkında olmamak gerçekten içler acısıdır.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım, A Millî Takım’ın kazandığı maçları ya da geçtiği turları küçümsemek değildir. Bu yazıyı okuyanlar, “Kazanınca normal, kaybedince başarısız; bu nasıl bir kıyas?” diye düşünebilir. Ancak benim yaptığım değerlendirme, kazanılması gereken maçlar ile sporun doğasında bulunan kazanma-kaybetme sonuçları arasındaki fark üzerinden şekillenmektedir. A Millî Takımımız kendisinden daha güçlü rakiplerle karşılaştığında ilk turda elenebilirdi; bu durum onları başarısız yapmazdı. Ancak mevcut ekonomik büyüklük, oyuncuların kazandığı ücretler ve ödenen bonservis bedelleri göz önünde bulundurulduğunda beklentilerin bu seviyeye gelmesi son derece doğaldır. Sonuç olarak, olması gereken durumları başarı olarak nitelendiren bir futbol kültürünün kendini geliştirmesi maalesef mümkün değildir. Bu gerçeklerle yüzleşmediğimiz sürece Kosova ve Romanya gibi takımlarla eleme maçları oynamaya devam eder, turnuvalarda gruptan çıkmayı başarı sayar ve 24 yılda bir şansın yüzümüze gülerek iyi bir jenerasyon yakalamayı bekleriz.

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  177  Defa Okunmuştur
 

futbolekonomihakkimizdabanner2

FutbolEkonomi Yıllık Seckisi 2025

esitsizliktanitim

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 909 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 58280508

aksartbmmraporbanner

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1