Futbol Ekonomisi Genel Haber & makaleler
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Ömer GÜRSOY


Padel Patlaması ve “Kırarsanız, Sizin Olur…”

1q2padel-servis

Ömer Gürsoy- 26 Ocak 2026 Bu yazımın ilk cümlesine aslında yaklaşık yirmi gün önce başlamıştım.

Devamını oku...
 
Bu Bir Ergin Ataman Meselesi Değil, Bu Bir Değerler Meselesidir

gursoy230126

 

 

Ömer Gürsoy - 23 Ocak 2026

Sessizlik de Bir Taraftır

Daha 40 gün önce bu sütunlarda altını çizmiştik:

Bu mesele ne tek bir maçla sınırlı ne de bir teknik direktörün kişisel problemi. Bu, sporun içine düştüğü değer erozyonunun açık bir göstergesidir.

Maccabi Tel Aviv maçı öncesi başlayıp maç boyunca devam eden küfürler, artık “tribün gerilimi” ya da “atmosfer” diyerek geçiştirilemez. Bu yaşananlar, uluslararası basketbol adına utanç verici bir tablodur. Daha da utanç verici olan ise bu tablo karşısında sergilenen derin sessizliktir.

 

Herkes Duydu, Kimse Duymadı

Ergin Ataman’ın net ifadesiyle;

“Ne hakemler ne de EuroLeague yönetimi bu küfürleri duydu.”

Aslında herkes duydu. Ama kimse duymak istemedi.

Hakemler oyunu oynatmayı tercih etti, EuroLeague yönetimi konfor alanından çıkmadı. Çünkü mesele bir Türk koç olunca, değerler bir anda askıya alınabiliyor. İşte asıl problem tam olarak burada başlıyor.

Sessizlik masum değildir. Sessizlik, yapılan çirkinliğe ortak olmaktır.

 

Ergin Ataman Kimdir?

Bir hatırlatma yapmakta fayda var.

Ergin Ataman sadece Panathinaikos’un koçu değildir.

Ergin Ataman, Türkiye’yi Avrupa ikincisi yapmış milli takım koçudur.

Ergin Ataman, son 20 yılda Avrupa basketboluna damga vurmuş, kupalar kazanmış, oyun anlayışı ve duruşuyla iz bırakmış bir basketbol adamıdır.

Bugün Avrupa basketbolu konuşuluyorsa, Ergin Ataman bu hikâyenin en önemli aktörlerinden biridir. Böyle bir isme edilen küfür, sadece şahsına değil; emeğe, başarıya ve bir ülkenin spor kültürüne yöneliktir.

 

Uluslararası Arena mı, Çifte Standart Sahnesi mi?

Söz konusu “değerler” olduğunda Avrupa spor organizasyonları nutuk atmayı çok sever. Fair-play, saygı, eşitlik…

Ama iş uygulamaya gelince bu kavramlar hızla buharlaşıyor.

Aynı olay başka bir ülkede, başka bir isim için yaşansaydı sonuçlar farklı olur muydu?

Bu sorunun cevabını herkes biliyor.

Uluslararası arena dediğimiz yer, bugün çifte standartların en rahat dolaştığı alana dönüşmüş durumda.

 

Bu İş Skorla Ölçülmez

Spor sadece kazanmak değildir.

Spor sadece kupa kaldırmak değildir.

Spor, duruş sergilemektir.

Spor, yanlışın karşısında susmamaktır.

Spor, değerleri koruyabilmektir.

Eğer bunlar yoksa; geriye sadece kirlenmiş tribünler, suskun yöneticiler ve içi boş organizasyonlar kalır.

 

Son Söz

Bir kez daha, net ve yüksek sesle söyleyelim:

Bu bir Ergin Ataman meselesi değildir.

Bu, uluslararası arenada yerle bir edilen değerlerin meselesidir.

Ve bu utanç; sadece küfür edenlerin değil,

gören, duyan ama susan herkesin utancıdır.

 

 

 

 

Ergin Ataman Meselesi Değil, Değerler Meselesi

 

Ömer Gürsoy, 17 Aralık 2025

 

https://www.futbolekonomi.com/index.php/haberler-makaleler/genel/187-omer-gursoy/6935-ergin-ataman-meselesi-deil-deerler-meselesi.html 

 

 

 
Zeynep, Mutluluk Bakanlığı’na Bir Adım Daha Yakın

zeynep-sonmez-2.jpg

Ömer Gürsoy - 21 Ocak 2026 Bazı sporcular kazanır.

Bazıları tarih yazar.

Bazıları da kazandıkça bir ülkenin ruh hâlini değiştirir.

 

Zeynep Sönmez, şu sıralar üçüncü gruba hızla yükseliyor.

 

Avustralya Açık’ta elemeden geldiği turnuvada önce ikinci tura, şimdi de üçüncü tura yükseldi. Bu sadece bir tur atlama hikâyesi değil; bu, Türk tenis tarihine atılmış bir imza daha.

 

Daha birkaç gün önce “Zeynep tarih yazıyor” demiştik. O gün ikinci turdaydı.

Bugün artık başlığı güncellemek gerekiyor:

Zeynep tarih yazmaya devam ediyor.

 

Keşke bu maçları, Wimbledon’da olduğu gibi, şifreli kanallarda değil de TRT ekranlarında izleyebilseydik.

Çünkü bu toplumun sporla kurduğu bağın hafızası güçlüdür. Yıllar önce insanlar Muhammed Ali’nin maçlarını izlemek için gecenin bir yarısı uyanırdı. O geceler sadece boks izlenmezdi; bir ülke ortak bir heyecanın etrafında buluşurdu.

 

Zeynep’in maçları da tam olarak bunu yapıyor.

Sadece tenis severleri değil, “Bizden biri dünya sahnesinde” diyen herkesi ekran başına çekiyor.

 

Geçmişte, Wimbledon’da üçüncü tur oynadığında yazdığım bir yazıda, biraz tebessümle ama oldukça ciddi bir cümle kurmuştum:

“Zeynep bir gün bu ülkenin mutluluk bakanı olabilir.”

 

Bugün dönüp baktığımda o cümlenin bir benzetmeden çıkıp toplumsal bir karşılığa dönüştüğünü görüyorum.

 

Çünkü Zeynep Sönmez’in başarısı bir anda ortaya çıkmadı.

Bu hikâyenin bir de arka planı var.

 

İki yıl önce Zeynep’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmesiyle başlayan süreç, aslında önemli bir eşikti. Ardından Türk Hava Yolları’nın uzun süreli sponsorluk anlaşması geldi. Bu sadece bir sponsorluk değildi; bu, tam anlamıyla profesyonel bir ekip, planlama ve vizyon demekti.

 

Zeynep zaten uzun süredir Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Olimpik Havuzu içindeydi. Yani yetenek görülmüş, sistemin içine alınmıştı.

 

THY’nin “uluslararası rekabette öncü olma” vizyonu da bu yapıyla örtüşünce, adım adım bugün gördüğümüz tablo ortaya çıktı.

THY’nin yıllardır daha uzağa, daha yükseğe, daha rekabetçi anlayışıyla dünya sahnesinde attığı cesur adımlar, sanki Zeynep Sönmez’in kariyerine de yansımış gibiydi; her turnuvada sınırlarını biraz daha zorlayan, yerel başarıyla yetinmeyip küresel rekabeti hedefleyen bir tenisçi profili ortaya çıktı.

THY’nin uluslararası rekabette öncü olma vizyonu, Zeynep’in korttaki yürüyüşüne adeta sirayet etti; artık hedef sadece katılmak değil, dünya sahnesinde kalıcı olmaktı.

 

Ve işte sonuç:

Wimbledon üçüncü turu…

Avustralya Açık üçüncü turu…

Artan ilgi…

Artan sempati…

Artan umut…

 

Üstelik sadece kazandığı maçlarla değil; Melbourne’de sıcaktan fenalaşan top toplayıcıya ilk koşanlardan biri olmasıyla, sportmenliğiyle, sakinliğiyle…

 

Belki resmî bir bakanlık yok.

Ama belli ki Zeynep Sönmez, kazandıkça bu ülkeye mutluluk dağıtan özel bir görevde.

 

Hikâye bitmedi.

Aksine, her yeni turda biraz daha büyüyor.

 

 
Zeynep Sönmez’den Tarihi Zafer

18.01.2026ZS

Ömer Gürsoy- 18 Ocak 2026 Zeynep Sönmez’den Tarihi Zafer Ben genellikle sistem, yapı ve kurumsallık üzerine yazılar kaleme alırım.

Devamını oku...
 
TMOK ve TMPK Rutinin Dışına Çıkmalı!
15 Ocak 2026 1
Ömer Gürsoy- 14 Ocak 2026 Yıllar önce (2012) Habertürk Gazetesi’nde ki köşemde TMOK üzerine kaleme aldığımız bir yazıda, meseleyi bir metafor üzerinden anlatmış, asıl konuların tali tartışmaların gölgesinde kalmaması gerektiğine dikkat çekmiştik.
Devamını oku...
 
Spor Yönetiminde Denge Arayışı: Bakanlık–Federasyon Modeli

yazı kapaklarıgursoy0901

 

Ömer Gürsoy - 9 Ocak 2026 Federasyon özerkliği, ölçülmemek ya da hesapsızlık değildir.

Devlet sporun ana sponsoruyken, kamunun görevi direksiyonu almak değil; yolu, riski ve hedefi doğru tarif etmektir.

Sporda konuşmayı sevdiğimiz şey sonuçtur.

Madalya geldi mi?

Sıralama yükseldi mi?

Oysa asıl soru çoğu zaman gözden kaçar:

O sonuca nasıl gelindi?

Federasyon performansı dediğimiz mesele tam da burada başlar. Bu konu teknik bir detay değil, spor yönetiminin tam merkezidir.

Federasyonların özerkliği tartışılmaz.

Bu, sporun evrensel ilkesidir.

Bakanlık teknik kadro kurmaz,

sahaya çıkacak takımı belirlemez.

Buralar federasyonların doğal alanıdır ve öyle kalmalıdır.

Ancak özerkliği yalnızca kamuya karşı bağımsızlık olarak tanımlamak eksik bir yaklaşımdır.

Özerklik; denetlenmemek, ölçülmemek ya da sadece bütçeyi harcama serbestisi değildir.

Gerçek özerklik;

kamudan alınan destekleri doğru kullanabilmeyi,

elde edilen hareket kabiliyetini parayı harcarken değil kaynak üretirken gösterebilmeyi gerektirir.

Sponsor bulabilmek,

branşı kamuoyuyla buluşturabilmek,

toplumsal karşılık üretebilmek…

Özerklik tam da burada anlam kazanır.

Bugün hâlâ bütçesinin yüzde 90–95’ini, hatta tamamını devletten alan federasyonlar var.

Bu tabloya bakıp özerkliği yalnızca “bağımsızlık” olarak konuşuyorsak, kavramı yanlış yere koyuyoruz demektir.

Üstelik şu gerçeği de görmezden gelmeyelim:

Dünyanın her yerinde devlet sporun ana sponsorudur.

Bu gerçek, ne özerklik tartışmasıyla ortadan kalkar ne de görmezden gelinebilir.

Asıl mesele şudur:

Bu kaynaklar neye göre, hangi hedeflerle ve nasıl kullanılıyor?

Devletin görevi sporu yönetmek değildir.

Ama sporu yönsüz bırakmak da değildir.

Bakanlık;

ulusal spor vizyonunu ortaya koyar,

uzun vadeli hedefleri tanımlar,

bu hedeflere giden yolun izlenmesini sağlar.

Bu bir müdahale değil, bir pusuladır.

Federasyon direksiyondadır.

Kararı o verir, yolu o kullanır.

Bakanlık ise yolun tamamını görür.

Çünkü ölçmediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.

Bir federasyon gerçekten gelişiyor mu?

Altyapı güçleniyor mu?

Kaynaklar doğru yere mi gidiyor?

Kamunun aktardığı paranın ne kadarı sahaya, sporcuya, sisteme ulaşıyor?

Bu soruların cevabı hissiyatla değil, verilerle aranmalıdır.

Sadece madalyaya bakmak yetmez.

Bazen sonuç gelir ama yapı zayıftır.

Bazen sonuç gelmez ama doğru bir sistem kuruluyordur.

Performans ölçümü bu farkı görmemizi sağlar.

Peki ölçtük…

Ve tablo iyi değilse?

Hedefler tutmuyor,

aynı sorunlar tekrar ediyor,

uyarılara rağmen ilerleme sağlanamıyorsa…

Bu noktada sadece takvimi beklemek,

“nasıl olsa görev süresi dolacak” demek,

sporu kendi haline bırakmak anlamına gelir.

Oysa spor zamanla yarışır.

Bir olimpik döngü, bir neslin kaderidir.

Modern spor yönetimi şunu kabul eder:

Özerklik korunur ama spor kaderine terk edilmez.

Bu nedenle kamunun elinde bir sigorta mekanizması olmalıdır.

Keyfî olmayan,

otomatik olmayan,

ama tanımlı bir mekanizma.

Uzun süreli ve açık bir başarısızlık tablosunda sistem kendini koruyabilmelidir.

Amaç ceza değildir.

Amaç branşı korumaktır.

Sporcunun emeğini, kamunun kaynağını ve sporun geleceğini korumaktır.

Federasyon direksiyondadır.

Kamu direksiyonu almaz.

Ama sensör gibidir.

Tehlikeyi önceden görür,

uyarır,

gerekiyorsa süreci yavaşlatır.

Modern otomobiller sürücüyü duvara çarptıktan sonra uyarmıyor.

Çarpmadan önce devreye giriyor.

İşte sağlıklı Bakanlık–Federasyon modeli tam olarak budur:

Duvara toslayanı cezalandırmak değil,

toslamayı önleyecek sistemi kurmak.

 

 
Türk Sporunda Denge Arayışı

5 ocak26 1

Ömer Gürsoy- 5  Ocak 2026 Türkiye’de spor tartışmaları çoğu zaman skorların, madalyaların ve anlık başarısızlıkların etrafında döner. Kazanılan maçlar manşet olur, kaybedilen turnuvalar kriz başlığına dönüşür.

Devamını oku...
 
Ankara Basketbolunda Neler Oluyor?
1 Ocak 2026sub-header
Ömer Gürsoy- 1 Ocak 2026 Yeni yılın ilk yazısını basketbola ayırmak istedim. Aylardır bahis ve şike haberleri arasında zihnimiz fazlasıyla sislenmişken, biraz durup kendi penceremden Başkent’in basketboluna bakmanın zamanı geldi. Bakalım Ankara basketbolunda neler oluyor…
Devamını oku...
 
Bir İğne de Spor Medyasına Batırma Zamanı

1440924519841

Ömer Gürsoy-29 Aralık 2025 Hande Fırat’ın art arda kaleme aldığı “Şimdi İğneyi Batırma Zamanı” başlıklı iki yazı, yalnızca siyasi gazetecilik açısından değil, Türkiye’de gazeteciliğin bugün geldiği yer adına da ciddi bir muhasebe çağrısıydı. O yazıları okurken aklımdan geçen soru şuydu:

Devamını oku...
 
Üç Ayda Üç Başkan, Bir Kulüp: Gençlerbirliği’nin Kayıp Zamanı

40fGLMWQAAdmrD

Ömer Gürsoy- 27 Aralık 2025 Gençlerbirliği’nde yaşananları anlamak için yorumdan önce kronolojiye bakmak gerekir. Çünkü bugün gelinen nokta, bir gecede oluşmadı. Aksine; her biri bir öncekini tetikleyen kararlar zincirinin doğal sonucudur.

Devamını oku...
 
Sayfa 1 / 30

futbolekonomihakkimizdabanner2

esitsizliktanitim

aksartbmmraporbanner

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer

Kimler Sitede

Şu anda 1049 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 56060887

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1