Ömer Gürsoy - 21 Ocak 2026 Bazı sporcular kazanır.
Bazıları tarih yazar.
Bazıları da kazandıkça bir ülkenin ruh hâlini değiştirir.
Zeynep Sönmez, şu sıralar üçüncü gruba hızla yükseliyor.
Avustralya Açık’ta elemeden geldiği turnuvada önce ikinci tura, şimdi de üçüncü tura yükseldi. Bu sadece bir tur atlama hikâyesi değil; bu, Türk tenis tarihine atılmış bir imza daha.
Daha birkaç gün önce “Zeynep tarih yazıyor” demiştik. O gün ikinci turdaydı.
Bugün artık başlığı güncellemek gerekiyor:
Zeynep tarih yazmaya devam ediyor.
Keşke bu maçları, Wimbledon’da olduğu gibi, şifreli kanallarda değil de TRT ekranlarında izleyebilseydik.
Çünkü bu toplumun sporla kurduğu bağın hafızası güçlüdür. Yıllar önce insanlar Muhammed Ali’nin maçlarını izlemek için gecenin bir yarısı uyanırdı. O geceler sadece boks izlenmezdi; bir ülke ortak bir heyecanın etrafında buluşurdu.
Zeynep’in maçları da tam olarak bunu yapıyor.
Sadece tenis severleri değil, “Bizden biri dünya sahnesinde” diyen herkesi ekran başına çekiyor.
Geçmişte, Wimbledon’da üçüncü tur oynadığında yazdığım bir yazıda, biraz tebessümle ama oldukça ciddi bir cümle kurmuştum:
“Zeynep bir gün bu ülkenin mutluluk bakanı olabilir.”
Bugün dönüp baktığımda o cümlenin bir benzetmeden çıkıp toplumsal bir karşılığa dönüştüğünü görüyorum.
Çünkü Zeynep Sönmez’in başarısı bir anda ortaya çıkmadı.
Bu hikâyenin bir de arka planı var.
İki yıl önce Zeynep’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmesiyle başlayan süreç, aslında önemli bir eşikti. Ardından Türk Hava Yolları’nın uzun süreli sponsorluk anlaşması geldi. Bu sadece bir sponsorluk değildi; bu, tam anlamıyla profesyonel bir ekip, planlama ve vizyon demekti.
Zeynep zaten uzun süredir Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Olimpik Havuzu içindeydi. Yani yetenek görülmüş, sistemin içine alınmıştı.
THY’nin “uluslararası rekabette öncü olma” vizyonu da bu yapıyla örtüşünce, adım adım bugün gördüğümüz tablo ortaya çıktı.
THY’nin yıllardır daha uzağa, daha yükseğe, daha rekabetçi anlayışıyla dünya sahnesinde attığı cesur adımlar, sanki Zeynep Sönmez’in kariyerine de yansımış gibiydi; her turnuvada sınırlarını biraz daha zorlayan, yerel başarıyla yetinmeyip küresel rekabeti hedefleyen bir tenisçi profili ortaya çıktı.
THY’nin uluslararası rekabette öncü olma vizyonu, Zeynep’in korttaki yürüyüşüne adeta sirayet etti; artık hedef sadece katılmak değil, dünya sahnesinde kalıcı olmaktı.
Ve işte sonuç:
Wimbledon üçüncü turu…
Avustralya Açık üçüncü turu…
Artan ilgi…
Artan sempati…
Artan umut…
Üstelik sadece kazandığı maçlarla değil; Melbourne’de sıcaktan fenalaşan top toplayıcıya ilk koşanlardan biri olmasıyla, sportmenliğiyle, sakinliğiyle…
Belki resmî bir bakanlık yok.
Ama belli ki Zeynep Sönmez, kazandıkça bu ülkeye mutluluk dağıtan özel bir görevde.