“Bundan iki yıl kadar önce küçük oğluma aldığımız iki tekerli bisiklet aramızda bir tartışma başlatmıştı.
Ben bisiklet sürmeyi yeni yeni öğrenmeye çalışan oğlumun düşüp de bir yerini incitmemesi için, “hazır değilsin” diyerek arka tekerliğin iki yanında küçük alıştırma tekerlekleri takarak kullanmasını istiyordum, O ise bir an önce kurtulmak..
Sanki ben devlet babaydım, o ise dizginlerine sığmayan “aceleci” genç girişimci.
Bu tartışmayı ülkemizdeki spor federasyonlarının durumuna bağlamıştım.
Bir yanda kabına sığmayıp, bürokratik kalıpları aşıp özerk olmaya çalışan federasyonlar, bir yanda hala alıştırma tekerleklerinden vazgeçmeyen baba devlet.”
Bu satırları devletin vesayetini anlatmak için kullandığım “Alıştırma Tekerlekleri” başlıklı yazımdan aldım.
Geçtiğimiz hafta Spor Bakanı Suat Kılıç’ın Olimpik Spor Federasyonlarının Başkanları ile yaptığı toplantı bana bu yazdıkları hatırlattı. Basına yansıyan haberlere göre Bakan Kılıç başkanlara ültimatom vermiş. Ben toplantıda ne konuşulduğuna takılmadan bu vesile ile “Sporun maddi ortamını hazırlama” hiyerarşisinin yani devlet ile “spor yaptırma” hiyerarşisinin yani federasyonların, yani taburenin iki ayağının buluşmasına dair birkaç kelam etmek istiyorum.
Türk sporunun en önemli sorunun yapısal olduğunu söyler ve yazarım.
Biz hala Türk sporunu nasıl yöneteceğimize karar veremedik.
Ne devletsiz spor olur ne de federasyonsuz. O halde taburenin iki ayağı devlet ve federasyonun arasında kurulacak uyum başarının en önemli anahtarıdır. (Taburenin üçüncü ayağı da kulüp ve sporculardır)
Buradaki sihirli kelime özerkliktir.
Federasyonlar bundan altı yıl önce özerk oldular. Ama bunu bir mücadele ile değil de “devlet izin verdiği zaman ve izin verdiği kadar” aldılar.
Ne yazık ki bir çok federasyon başkan ve yöneticileri geçtiğimiz dönemde de layıkıyla özerklik mücadelesinin içinde olmadılar. “Devlet ne kadar verirse o kadar faaliyet yaparım” diyen federasyon başkanları gördüm.Bu toplantıda, sureti haktan görünmekten öteye geçerek, bu varoluşsal kavramı hakkıyla savundukları konusunda doğrusu şüphelerim var.
Hâlbuki özerklik bir süreçtir. 1989 yılında ilk genel kurulunu yapan Futbol Federasyonu’nun özerkliği bugün bile hala tartışma konusudur ve zaman zaman da olsa devletin vesayetine ihtiyaç duyarlar.
Madem yazımıza bir bakıma devletin vesayetini ifade eden Alıştırma Tekerlekleri ile başladık özerklik sürecini de ‘bisiklet teorisi’ ile ilişkilendirelim.
Bisiklet üzerinde ayağınız pedallarda giderken, birden durursanız düşersiniz.
Elbette özerklik de bir süreçtir ve sonuna kadar savunacağız.
Ancak burada karşımıza şunun gibi soru(n)lar çıkmaktadır; Federasyon başkanlarının performansları ? Federasyon başkanları kamu görevlisi mi olmalıdır? Genel kurulla seçimle göreve gelen federasyon başkanları hangi şartlarda görevden alınmalıdır? Federasyonların hedef ve stratejisini kim belirlemelidir? Kamu fonları federasyonlara hangi kriterlere göre verilmeli?
Sporumuzun erinci için, yeter ki sorunları çözecek irade olsun soru sormak kolaydır.