Ömer Gürsoy- 13 Temmuz 2012 Tazminattan bu yana bu topraklarda önce “gelenekten moderne” şimdilerde ise “modernden geleneğe” doğru giden bir tartışma yaşanır durur.
Bizde “gelenek” ve “modern” ilişkisini belirleyen ana kavram da Doğu-Batı gerilimidir. “Modern” olan zihin dünyamızda daima Batı’yı temsil etmiştir, “geleneksel” olan da her zaman Doğu’yla ilişkilendirilmiştir.
Geçtiğimiz hafta sonunda spor üzerinden bu tartışmaya zemin sunan iki spor müsabakası izledim. Biri bu yıl 651’incisi düzenlenen tarihi Kırkpınar Güreşleri bir diğeri ise 126. Wimbledon Tenis Turnuvası.
Biri İngiltere’nin başkenti Londra’da, biri Osmanlı İmparatorluğu’nun eski başkenti Edirne’de yapılan bu etkinliği bir kıyaslayalım:
Bu iki turnuva da yıllar içinde süzülerek gelen gelenekler öylesine yerleşmiştir ki artık yazılı olmayan kurallarda yerini almıştır. Mesela Wimbledon’da büyük bir istisna olmadığı sürece ilk pazar günü maçlar oynanmaz, tenisçilerin beyaz giyinme zorunluluğu, korta giriş-çıkış protokolü (tenisçiler kraliyet locasını selamlaması) gibi bir sürü kurallar vardır. Her tenis turnuvasında kortların etrafını saran brandalarda sponsorların reklamları boy gösterirken Wimbledon’da zeminin çim renkleriyle uyumlu brandalar boştur.
Final maçına gelirsek, tüm Britanya’nın 76 yıldır beklediği o günde, finalde kortu çevreleyen binlerce taraftar Andy Murray’a inanılmaz bir zarafet ve coşkuyla destek verdi. Maçın sonunda da önce Murray’ın gözyaşları içinde yaptığı konuşmayı sonra da zafer kazanan Federer’i alkışladı. Sonra iki tenisçi ile herkesin duygulanarak dinlediği çok güzel bir söyleşi yapıldı. Bizler de ekran başında bu anı izledik.
Öte yandan ülkemizde Başpehlivan Ali Gürbüz’in rakibini yenmesiyle sahaya koşanlar büyük bir kargaşa yaratıyordu. Bütün muhabirler Gürbüz’ü sıkıştırmışlar, kimin ne sorduğu Ali’nin ne cevap verdiği bile belli değildi. Soru sormayı bilmeyen bir TRT spikeri bas bas bağırarak, (bırakın 72 milyonu), “150 ülkede canlı yayınlanıyoruz, tüm dünya seni izliyor” derken Ali’nin ne dediği ise anlaşılmıyordu.
Ardından Kırkpınar’a gelen yağlı güreşçilerin açıklamalarını dinledim televizyondan; kimisi, “saat 4’te yemek yedim, sonra haber gönderdiler kurallar değişti, haydi güreşe dediler, bir saat sonra çimendeydim” kimisi de “doping testinin niye yapıldığını öğrenmek istiyorum” diyordu. Final maçını anlatan spiker ve güreşçi olduğunu varsaydığımız yorumcu Gürbüz’ün aldığı puandan sonra büyük bir şaşkınlık ve panik içerisinde “kurallar değişti, şimdi ne olacak biz bilmiyoruz, keşke bizi birileri bilgi verse” demeye başladılar.
Wimbledon’ın başpehlivanına(majestelerine) verilen ödül töreni de 126 yıldır hep aynı şekilde yapılır. Her şeyin dakika dakika belirlendiği ve son derece zarif bir şekilde hazırlanan protokolle kupa töreni yapılır. Bu yıl Kraliyet ailesini temsil etme işi Prens Harry üstlenmişti. Hatta maçı izleyen İngiltere Başbakanı David Cameron’u sadece locada gördük. Gelenekler o kadar yer etmiş ki Cameron’a dahi bir imtiyaz yaratmamışlardı.
Biz de ise, altın kemeri Ali Gürbüz’e CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç birlikte verdiler. Basında takip ettiğim kadarı ile Edirne Valisi ile Edirne Belediye Başkanı arasında kemeri kimin takacağı konusunda bir gerginlik yaşanmış.
Kırkpınar’ı yayınlayan TRT 3 ile Wimbledon’ı yayınlayan NTVSpor’u da karşılaştırma fırsatım oldu. Bir tarafta kuralları dahi bilmeyen bir spiker ile yorumcu diğer tarafta neredeyse Wimbledon’da uçan kuşu anlatan spiker ve yorumcusu.. Ve Türk tenisinin iftiharı İpek Şenoğlu’nun maç öncesi Mats Wilander benzeri finalistlere ait görüşleri…
Sözün özü, geleneklerimize sahip çıkmak için başka geleneksel etkinliklerden ciddi dersler çıkarmamız gerektiğini kafamıza vuran bir hafta sonu geçirdim.
Bir yağlı güreş maçında dünyanın en ünlü tenisçilerinin estetiğini beklemek ne kadar yersizse, ata sporumuz, medar-ı iftiharımız mertebesine taşıdığımız gelenekselleşmiş bir organizasyonu dünya ile kıyas etmek de o kadar öğreticidir.
“150 ülkenin izlediği” ancak, bilgisiz çığırtkanların aşık attığı, kuralları bırakın yoru(m)cuları, pehlivanların bile bilmediği bir meydanda peşrev atmamak dileğiyle…{jcomments on}