2026 Dünya Kupası Vizesi: Türk Futbolunda Skor Başarısından Öte, Anlayış ve Örgütlenme Değişim Zamanı Olmalı!
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Ekonomi Manşet 2026 Dünya Kupası Vizesi: Türk Futbolunda Skor Başarısından Öte, Anlayış ve Örgütlenme Değişim Zamanı Olmalı!

2026 Dünya Kupası Vizesi: Türk Futbolunda Skor Başarısından Öte, Anlayış ve Örgütlenme Değişim Zamanı Olmalı!

2Nisan26TurkishNational Team

Tuğrul AKŞAR- 1 Nisan 2026 Türk futbolu, 24 yıl aradan sonra yeniden FIFA Dünya Kupası 2026 sahnesine dönüyor. Kosova karşısında elde edilen play-off zaferi, yalnızca A Milli Takım’ın sahadaki başarısı değil; aynı zamanda uzun süredir ihtiyaç duyulan güçlü bir ekonomik fırsatın kapısını aralıyor.

2002’deki tarihi üçüncülükten bu yana ilk kez finallerde yer alınacak olması, hem sportif anlamda yeni bir heyecan yaratıyor hem de Türk futbolunun küresel ölçekte yeniden konumlanması için önemli bir zemin hazırlıyor.

FIFA Dünya Kupası 2026 vizesi, kağıt üzerinde sportif bir başarı gibi görünse de aslında Türk futbolunun önündeki tarihi bir yol ayrımıdır: Ya bu kaynaklar yapısal bir ekonomik sıçramanın ve modernizasyonun yakıtı olacak ya da kısa vadeli popülist adımlarla Türk futbolunun geleceği bir kez daha ipotek altına alınacak.

Bugün mesele, Dünya Kupası’na gitmek değil; o turnuvayı nasıl yöneteceğimizdir. Çünkü artık futbol sadece sahada oynanmıyor. FIFA eliyle şekillenen bu dev ekosistem, milyar dolarlık bir ekonomik paylaşım düzenine dönüşmüş durumda. Bu düzende ayakta kalmak için gol atmak yetmez; doğru yatırım yapmak, doğru yönetmek ve en önemlisi doğru modeli kurmak gerekir.

Türk futbolu uzun yıllardır borçla büyüyen, tüketerek var olmaya çalışan bir yapı içinde. Şimdi önümüzde nadir gelen bir fırsat var: Bu yapıyı değiştirmek. Ancak bunun için alışkanlıkları değil, sistemi değiştirmek gerekiyor. Aksi halde bu başarı, bir kez daha geçici bir coşku ve kalıcı bir hayal kırıklığı olarak tarihe geçecektir.

2026 Dünya Kupası, Türk Futbolu İçin Tarihi Bir Dönüşüm Fırsatı Olabilir!

Bu süreç doğru yönetilirse; Türk futbol ligi, ithalata dayalı “tüketen lig”den “değer üreten, ihraç eden ve marka geliştiren” bir futbol ligine geçişin anahtarına ulaşabilir. Dünya Kupası bu bağlamda Türk milli takımına ciddi bir sinerji sağlayabilir. Yönetsel anlayış bu sinerjiyi yüksek enerjiye dönüştürebilirse, 2026 Dünya Kupası, Türk futbolu için sportif bir başarı olmanın ötesinde, ekonomik ve finansal açıdan da önemli bir tramplen görevi görebilir.

2026 Dünya Kupası süreci doğru yönetsel politikalarla desteklenir ve idare edilirse; bu turnuvanın sağladığı ortam kulüplerimizin borç yükünü azaltmak, oyuncu ihracatını hızlandırmak ve uzun vadede rekabetçi, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmak için önemli bir sıçrama tahtası görevi görebilir.

Yanlış yönetilirse; bu zafer coşkusu, eğer uzun vadeli vizyonla desteklenmezse, geçmişte olduğu gibi yalnızca geçici bir ekonomik dalga olarak kalacaktır.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası, 48 takımlı yeni formatı ve rekor düzeydeki finansal yapısıyla öne çıkıyor. FIFA tarafından açıklanan verilere göre toplam 727 milyon dolarlık ekonomik katkının 655 milyon dolarlık bölümü performansa dayalı olarak dağıtılacak. Bu ölçek, turnuvayı futbol tarihinin en yüksek gelir potansiyeline sahip organizasyonu haline getiriyor.

Bu tablo, Türk futbolu açısından yalnızca kısa vadeli bir gelir artışı değil; doğru yönetildiği takdirde yapısal bir dönüşüm fırsatı anlamına geliyor. Elde edilecek kaynaklar, kulüplerin kronikleşmiş borç sorunlarının hafifletilmesi, oyuncu ihracatının hızlandırılması ve mevcut ekonomik modelin yeniden şekillendirilmesi için kritik bir rol oynayabilir. Böyle bir dönüşüm, Türk futbolunun uzun süredir içinde bulunduğu ithal ikameci yapısından çıkarak, değer üreten ve oyuncu ihraç eden sürdürülebilir bir modele evrilmesini mümkün kılabilir.

Ancak bu fırsatın kalıcı bir kazanıma dönüşmesi, sahadaki başarıdan çok daha fazlasını gerektiriyor. Asıl belirleyici unsur, elde edilecek finansal kaynağın nasıl yönetileceği ve ne ölçüde uzun vadeli bir vizyonla değerlendirileceği olacaktır.

Finansal Çerçeve: Garanti Gelirden Zirve Senaryoya

Türkiye’nin turnuvaya katılımıyla birlikte ortaya çıkacak ekonomik tabloyu üç temel bakış açısı üzerinden okuyabiliriz. Bu yaklaşım tarzımıza göre; en düşük seviyeden en yüksek potansiyele uzanan bu yapı, hem doğrudan gelirleri hem de dolaylı ekonomik etkileri net biçimde ortaya koyuyor.

Riskten kaçınan, en temkinli yaklaşımımızda ise, grup aşamasında elenme durumunda dahi Türkiye yaklaşık 10.5 milyon dolar garanti gelir elde edecektir. Bu rakamın 9 milyon doları katılım payından, 1.5 milyon doları ise hazırlık desteğinden oluşuyor. Bu seviyede bile sağlanan gelir, Türkiye Futbol Federasyonu için düşük maliyetli ve doğrudan bir nakit akışı anlamına gelirken, kısa vadede önemli bir likidite rahatlaması yaratacaktır.

Çok iyimser senaryoda da, yani takımın gruptan çıkarak son 32 veya son 16 turuna yükselmesi halinde toplam gelirin 12.5 ila 20 milyon dolar bandına ulaşması bekleniyor. Bu süreçte grup aşamasında alınacak her galibiyet veya beraberlik, ek prim gelirleriyle toplam kazancı yukarı taşıyacaktır. Bu sportif başarıya paralel olarak ekonomik etkiler de genişler; sponsorluk gelirlerinde %30 ila %50 arasında artış, oyuncuların piyasa değerlerinde ise %25 ila %40 seviyesinde yükseliş öngörülür. Bu durum, kulüplerin transfer gelirlerinde belirgin bir ivme yaratır.

Dünya Kupası Türk Futbolunu Değer Üreten ve Satan Yeni Bir Döneme Taşıyabilir!

En iyimser senaryo ise Türkiye’nin çeyrek final ve üzerine çıkmasıdır. Bu durumda elde edilecek toplam gelir 20 milyon dolardan başlayarak 50 milyon dolara kadar ulaşabilir. Nitekim turnuva şampiyonluğu ödülü de 50 milyon dolar seviyesindedir. Böyle bir başarı, yalnızca finansal getiriyi artırmakla kalmaz; Türkiye’nin futbol markasının küresel ölçekte yeniden değerlenmesini sağlar. Oyuncu dışsatımı ciddi şekilde hız kazanırken, Türk kulüpleri Avrupa transfer pazarında daha güçlü bir konum elde ederek “premium satıcı” kimliğine yaklaşabilir.

Sonuçta her bir senaryo kendi içinde farklı ölçeklerde ekonomik katkı üretse de, asıl belirleyici olan bu gelirlerin nasıl yönetileceği ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir.

Dünya Kupası, futbolun sadece sportif değil, aynı zamanda ekonomik değer üretim mekanizmasının en güçlü vitrini olarak çalışır. Bu organizasyona katılım, milli takım havuzundaki oyuncular için doğrudan bir “varlık değerleme” sürecini tetikler. Bugün baktığımızda, Dünya Kupası performansının oyuncu piyasa değerlerinde ortalama %25 ile %40 arasında bir artış yarattığını; turnuvada öne çıkan oyuncular için bu artışın %50’nin üzerine çıktığını net biçimde görüyoruz. Başka bir ifadeyle, 10 milyon euro değerindeki bir oyuncunun 15–18 milyon euro bandına, 20 milyon euroluk bir oyuncunun ise 30 milyon euro seviyesinin üzerine taşınması son derece rasyonel bir piyasa tepkisidir.

Burada kritik olan nokta, bu değer artışının bireysel bir kazanç olmaktan çıkıp kulüp bilançolarına nasıl yansıdığıdır. Çünkü oyuncu artık sadece bir sportif unsur değil, aynı zamanda finansal bir varlıktır. Dünya Kupası sonrası oluşan talep artışı, kulüplerin transfer gelirlerini yükseltirken, bonservis pazarlık gücünü de ciddi biçimde artırır. Bu durum, Türk futbolunun uzun yıllardır içinde sıkıştığı “değer tüketen” yapıdan çıkıp “değer üreten” modele geçişi açısından önemli bir fırsattır.

Türk Futbolu İçin Küresel Dönüşüm Fırsatı

Özellikle 2026 turnuvasının ABD merkezli olması, bu süreci klasik Avrupa ekseninin dışına taşıyan stratejik bir gelişmedir. Kuzey Amerika pazarı ve MLS gibi yükselen ligler, artık yalnızca sportif değil, aynı zamanda ticari motivasyonlarla da oyuncu talep eden bir yapıya sahip. Bu da Türk futbolcular için yeni bir transfer koridoru, hatta daha doğru bir ifadeyle yeni bir “gelir coğrafyası” anlamına geliyor.

Öte yandan, Dünya Kupası’nın yarattığı ekonomik etkiyi yalnızca transfer piyasasıyla sınırlı okumak eksik olur. Bu organizasyon, futbol ekonomisinin tüm bileşenlerinde genişleyici bir etki yaratır. Milli takımın turnuvaya katılmasıyla birlikte sponsorluk gelirlerinde %30 ile %70 arasında bir artış potansiyeli oluşurken, yeni global markalarla yapılacak anlaşmalar Türk futbolunun uluslararası marka değerini yukarı taşır. Lisanslı ürün satışları ve ticari gelirler de bu sürecin doğal bir uzantısı olarak büyür.

Yayın tarafında ise klasik televizyon gelirlerinin ötesine geçen bir dönüşüm söz konusu. Maç saatlerinin Türkiye açısından dezavantajlı görünmesine rağmen, dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden oluşan etkileşim ekonomisi yeni bir gelir alanı yaratmaktadır. Bu, futbolun artık sadece sahada oynanan bir oyun değil; aynı zamanda çok katmanlı bir medya ve içerik endüstrisi olduğunun en somut göstergesidir.

Dünya Kupası Türk Futboluna Finansal Doping Etkisi Olarak mı Kalacak?

Ancak bütün bu tabloyu değerlendirirken asıl sorulması gereken soru şudur: Bu gelir artışı sürdürülebilir mi? Yoksa geçmişte olduğu gibi geçici bir “finansal doping” etkisi mi yaratacak?

Türk futbolunun kronik sorunu tam da burada ortaya çıkıyor. Eğer elde edilen gelirler maaş artışlarına ve kısa vadeli transfer harcamalarına yönlendirilirse, sistem yeniden borç üretmeye başlar. Bu da kısa süreli bir rahatlamanın ardından daha derin bir finansal kırılganlık yaratır. Nitekim geçmiş deneyimlerimiz, bu tür gelir artışlarının çoğu zaman yanlış kullanıldığını gösteriyor.

Oysa doğru yaklaşım bellidir. Bu kaynakların öncelikle altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi gerekir. Akademi sistemlerinin güçlendirilmesi, sürdürülebilir oyuncu üretiminin temelidir. Bununla birlikte veri analitiği ve scouting yatırımları, modern futbol ekonomisinin en kritik araçlarıdır. Düşük maliyetle oyuncu bulup yüksek değerle satabilen kulüpler, bugün Avrupa’da finansal olarak ayakta kalabilen yapılar haline gelmiştir. Son olarak, finansal disiplinin sağlanması; yani maaş/gelir dengesinin korunması, bu sistemin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmezdir.

Katılım Yetmez, Yönetim Şart! 2026 Dünya Kupası’nı Kalıcı Bir Ekonomik Dönüşüme Çevirmeliyiz

Bu çerçevede 2026 Dünya Kupası’na katılımı üç aşamalı bir ekonomik fırsat olarak okumak gerekir. Kısa vadede 10–20 milyon dolar seviyesinde doğrudan gelir ve artan sponsorluk anlaşmalarıyla bir nakit girişi sağlanacaktır. Orta vadede oyuncu değerlerindeki artış ve transfer gelirlerindeki sıçrama kulüp ekonomilerini destekleyecektir. Uzun vadede ise doğru yönetimle Türk futbolunun iş modeli değişebilir.

Sonuç olarak sorun, bu organizasyona katılmak değil; bu katılımı nasıl yönettiğimizdir. Eğer doğru strateji uygulanırsa Türkiye, yıllardır içinde bulunduğu ithalata dayalı bir yapıdan çıkarak; oyuncu yetiştiren, yetiştirdiğini geliştirip yetkinleştiren ve ihraç eden bir futbol ekonomisine dönüşebilir. Aksi halde bu başarı, geçmişte olduğu gibi kısa süreli bir ekonomik dalga olarak kalmaya mahkûm olacaktır.

Dünya Kupası Dünya Futbolunu Doğru Analiz Edebilmek İçin Bir Fırsat Olabilir

2026 Dünya Kupası’na katılım, Türk futbolu açısından bir ödül değil; doğru okunması gereken stratejik bir fırsattır. Bu organizasyondan elde edilecek 10 ila 50 milyon dolar arasında değişebilecek doğrudan gelir, buna eşlik eden sponsorluk artışları, oyuncu piyasa değerlerindeki sıçrama ve Kuzey Amerika pazarına açılan yeni kapılar; aslında uzun süredir konuştuğumuz yapısal dönüşümün finansal zeminini oluşturmaktadır.

İşin ekonomik boyutunu sadece, Dünya Kupası’nda kazanılacak olası gelirle sınırlandırmak çok anlamlı değildir. Dünya Kupası Türk futbolu için bir sıçrama manivelası görevi görebilir. Ama bunun için daha vizyoner bir yaklaşım ile bu turnuvayı yönetmek ve yönlendirmek gerekiyor.

Bu bağlamda değerlendirdiğimizde: Buradaki kritik mesele, dünya kupasından elde olunacak gelirin büyüklüğünden çok, kullanım biçimi ve Dünya Kupası’nın Türk futboluna sağlayacağı sinerjiyi yüksek enerjiye dönüştürüp dönüştürememesi sorunudur. Eğer, bu kaynaklar kısa vadeli başarı arayışları uğruna maaşlara ve yüksek maliyetli transferlere yönlendirilirse, Türk futbolu yeniden bildiğimiz kısır döngüye girer.

Bu fasit daire ise  artan giderler, şişen bütçeler ve kaçınılmaz borç yükü olur. Bu yaklaşım tarzında Dünya Kupası, sadece geçici bir rahatlama sağlayan bir “finansal doping” etkisi yaratır ve birkaç yıl içinde sistem eski kırılgan yapısına geri döner.

Oysa doğru yaklaşım nettir. Bu gelirlerin:

  • altyapı yatırımlarına,
  • veri ve scouting sistemlerine,
  • finansal disiplinin tesisine
  • ve uzun vadeli planlamaya yönlendirilmesi gerekir.

Ancak bu şekilde Türk futbolu, kronikleşmiş “tüketen lig” yapısından çıkıp, değer üreten ve oyuncu ihraç eden sürdürülebilir bir modele geçebilir.

Bugün önümüzde duran tablo, bir tercih konusudur. Ya bu fırsatı geçmişte olduğu gibi kısa vadeli kazanımlara harcayacağız ya da uzun vadeli bir ekonomik dönüşümün başlangıç noktası haline getireceğiz.

Altını tekrar çizmem gerekir ki; bu aşamada en önemli konu, bu turnuvaya katılmaktan daha çok, o turnuvadan nasıl bir ekonomik miras çıkardığımızdır. Doğru yatırımlar, disiplinli yönetim ve rasyonel bir futbol ekonomisi anlayışıyla Türkiye, Dünya Kupası’ndan sadece sportif başarı değil, kalıcı bir finansal güç de üretebilir.

Bugün yapacağımız seçim çok açıktır. Ya bu fırsatı geçmişte defalarca yaptığımız gibi kısa vadeli kazanımlara harcayacağız ya da 2026 Dünya Kupası’nı Türk futbol ekonomisinde kalıcı bir dönüşümün başlangıç noktası haline getireceğiz.

Benim inancım şudur ki; bu kez sadece sahada değil, masada da başarılı olmak zorundayız. Çünkü asıl zafer, turnuvaya katılmak değil, o turnuvadan güçlü bir ekonomik miras çıkarmaktır. Ancak bunun için, bu fırsatı değerlendirecek vizyonu göstermemiz gerekiyor.

Türk Futbolu İçin 2026 Dünya Kupası, Bir Turnuva Değil, Bir "Anlayış Değişimi" Sınavı Olmalı!

Bugün Türk futbolunun önünde duran gerçek, yeşil sahaların çok ötesinde, rasyonel bir yol ayrımına işaret ediyor: 2026 Dünya Kupası vizesi, basit bir sportif başarı değil; bir ekonomik yön tercihi ve daha da önemlisi, bir stratejik akıl sınavıdır.

Bu aşamada iki temel yaklaşım açısı ortaya çıkıyor.

Ya bu tarihsel fırsatı doğru okuyarak;

  • "Tüketen" değil, "oyuncu üreten" bir fabrika ayarlarına döneceğiz,
  • Popülist yaklaşımları terk edip finansal disiplini kurumsal bir kültür haline getireceğiz,
  • Küresel futbol pastasından pay alan, rekabetçi bir endüstriyel yapıya evrileceğiz…

Ya da geçmişin o kronikleşmiş hatalarını bir kez daha "başarı" maskesi altında tekrarlayarak;

  • Gelen sıcak parayı kısa vadeli ve sürdürülemez transferlere sarf edeceğiz,
  • Borç sarmalını daha da derinleştirerek geleceğimizi ipotek altına alacağız,
  • Ve birkaç yıl sonra, elimizde kalan enkazla aynı yapısal sorunları yeniden tartışmaya başlayacağız.

Şu gerçekle yüzleşmek zorundayız: Dünya Kupası’na katılmak bir varış noktası değil, sürdürülebilir bir büyüme için sadece bir başlangıç olmalıdır. Asıl mesele, bu başlangıcın arkasına hangi ekonomik aklı koyduğumuzdur.

Skor Tabelasının Ötesindeki Gerçek: 24 Yıl Sonra Gelen Bilet, Vizyonsuz Yönetim Modellerini Emekli Edebilir mi?

Türk futbolunun 67 yıllık profesyonel geçmişine baktığımızda, uluslararası arenada sürdürülebilir bir başarı elde edemeyişimizin temelinde, üst yapının statükocu bir anlayışla örülmüş olması yatmaktadır. Futbolun evrensel çıkarlarını ve küresel değişimleri okumaktan aciz, vizyonerlikten uzak ve tamamen kısa erimli politikalara hapsolmuş yönetsel yapılar; Türk futbolunu rekabetçi bir endüstriye dönüştürmek yerine, onu popülist rüzgârlarla savrulan bir yapıya mahkûm etmiştir. Mevcut statüko, uluslararası gelişmeleri rasyonel bir perspektifle analiz edemediği için, Türk futbolu bugün ne ekonomik ne de finansal anlamda Avrupa ve dünya futbolundan hak ettiği payı alabilmektedir. Bu yönetsel kısırlık, sadece sportif sahada değil, küresel futbol pastasındaki payımızda da bizi çevre ülkeler ligine itmiştir.

2026 Dünya Kupası vizesi, işte bu kronikleşmiş başarısızlık sarmalından çıkış için önemli stratejik kavşaklardan birisi olabilir. Eğer bu turnuvayı da geçmişte yaptığımız gibi sadece bir "coşku dalgası" olarak tüketirsek, Türk futbolunun ekonomik ve sportif rekabet gücünü artırma şansını sonsuza dek yitirebiliriz. Artık palyatif çözümlerle günü kurtarma devri kapanmalıdır; futbolumuzun küresel piyasada yeniden fiyatlanması için yönetsel politikaların profesyonel bir akılla sil baştan kurgulandığı köklü bir yeniden yapılanma zorunluluktur. Dünya Kupası'ndan elde edilecek mali kaynağın, vizyonsuz üst yapı politikalarıyla eritilmesine izin verilmemeli; bu kaynak, Türk futbolunun uluslararası futbol pastasından aslan payını alabileceği rasyonel ve sürdürülebilir bir modelin inşasında kullanılmalıdır.

Eğer bu kez futbolun evrensel finansal doğrularıyla hareket edersek; Türkiye, turnuvaların "gelip geçici misafiri" olmaktan kurtulup, küresel futbol ekonomisinin stratejik bir aktörü haline gelebilir. Aksi halde bu zafer de, futbol tarihimizin tozlu raflarında "kısa ömürlü bir başarı hikâyesi" olarak kalmaya mahkûmdur.

Bu yüzden artık sormamız gereken soru şudur: “Dünya Kupası’ndan, Türk futbolu için nasıl bir sürdürülebilir ekonomik gelecek inşa ederek döneceğiz?”

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  799  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Tuğrul Akşar Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

FutbolEkonomi Yıllık Seckisi 2025

esitsizliktanitim

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 740 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 58000146

aksartbmmraporbanner

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1