UEFA’nın "Tarihi Reformu"(!), Elitler İçin Finansal Tahkimat, Çevre İçin İllüzyon! (I)
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Tuğrul AKŞAR UEFA’nın "Tarihi Reformu"(!), Elitler İçin Finansal Tahkimat, Çevre İçin İllüzyon! (I)

UEFA’nın "Tarihi Reformu"(!), Elitler İçin Finansal Tahkimat, Çevre İçin İllüzyon! (I)

6Nisan 2026 3 1-1

Tuğrul AKŞAR- 6 Nisan 2026 UEFA’nın 2024-27 Şampiyonlar Ligi, Avrupa ve Konferans Liglerine yönelik  "tarihi reform" açıklamasıyla sunduğu yeni format, aslında Avrupa futbolunun tabutuna çakılan son finansal çivilerden biri oldu.

Daha adil ve kapsayıcı bir düzen vaadiyle pazarlanan bu yapının gerçek yüzü iki sezonun sonunda kendiliğinden ortaya çıktı. UEFA’nın "demokratikleşme" ve "katılımı artırma" makyajıyla sunduğu bu yeni düzen, aslında sportif rekabeti rafa kaldıran,  elit kulüplerin servetini korumaya yönelik kurgulanmış devasa bir "finansal tahkimat". 

Finansal futbol yapılanmasına yönelik "Merkez-Çevre" kuramı penceresinden baktığımızda, bu gelişmeyi şu üç başlıkta daha çarpıcı hale getirebiliriz:

 

- Katılım İllüzyonu: Daha fazla kulübün sisteme dahil edilmesi, pastanın bölüşüldüğü anlamına gelmiyor. Aksine, "çevre" kulüpler sisteme sadece merkezin ihtişamını artıracak birer "figüran" olarak eklemlendi. Şampiyonlar Ligi’nin yeni lig usulü, sürprizleri minimize eden ve büyüklerin hata payını yok eden bir güvenlik bariyeri işlevi görüyor.

- Finansal Kast Sistemi: Gelirlerin "dengeli dağıtılacağı" söylemi, rakamların soğuk gerçekliğiyle çarpışıyor. Yeni formatla birlikte maç sayısı artarken, yayın ve ticari gelirlerdeki aslan payı yine kemikleşmiş devlere akıyor. Bu, sportif rekabetin yerini tamamen bilanço üstünlüğüne bıraktığı bir "oligopolistik" düzenin tescilidir.

- Anlam Kaybı ve Endüstriyel Oburluk: Maçların anlamının artması bir yana, futbol artık bir spor dalından ziyade, veri merkezlerinde optimize edilen bir medya ürününe dönüştürüldü. UEFA, "tarihi reform" adı altında aslında futbolun rekabetçi ruhunu, dev kulüplerin nakit akışını garanti altına almak için ipotekledi.

 

UEFA’nın bu reformu(!) bir "kurtuluş reçetesi" değil, finansal futbolun kendi yarattığı canavarı beslemek için kurguladığı bir saadet zinciridir. Saha içinde top dönse de, kazanacak olanlar artık çoktan muhasebe masalarında belirlenmiş durumda.

 

Avrupa Futbolunun Gerçek Yüzü: Para Tepede, Rekabet Dipte

Bugün geldiğimiz noktada UEFA Şampiyonlar Ligi hâlâ dar bir elit grubun ekonomik ve sportif hakimiyet alanı olmayı sürdürürken, UEFA Avrupa Ligi ve UEFA Avrupa Konferans Ligi sistemin alt katmanlarında konumlanmış, görece sınırlı gelirlerle ayakta kalmaya çalışan yapılar olarak kalmıştır. 2024/25 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde lig aşaması gelirlerinin 21,9 milyon euro ile 58,8 milyon euro arasında değişmesi ve çeyrek finalde 100 milyon euro bandına yaklaşması, zirvedeki kulüpler için devasa bir sermaye birikimi yaratırken; Avrupa Ligi’nde bu rakamın 20–24 milyon euro, Konferans Ligi’nde ise 7–10 milyon euro seviyesinde kalması, sistemin ne denli katmanlı ve eşitsiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu tablo, Avrupa futbolunda rekabetin artık sahadan çok finansal tablolar üzerinden şekillendiğini net biçimde gösteriyor. Finansallaşma derinleştikçe, sportif başarı giderek daha fazla sermaye gücünün bir sonucu haline geliyor. Nitekim yeni formatın ikinci sezonunda çeyrek finalist dağılımı da bu gerçeği doğruluyor: Son 8’e kalan kulüplerin büyük bölümü yine merkez liglerden geliyor; kadro değerleri 500 milyon euro ile 1 milyar euro arasında değişiyor ve küresel erişimleri yüz milyonları buluyor. Çevre ligler ise sisteme dahil edilse bile yukarıya tırmanmakta ciddi yapısal bariyerlerle karşılaşıyor.

UEFA’nın Yeni Eşitsizlik Düzeninde Merkez Zenginleşiyor, Çevre Figüranlaşıp Yoksullaşıyor!

Bu durum klasik merkez-çevre ilişkisini yeniden üretiyor: Merkezdeki kulüpler daha fazla gelir elde ettikçe rekabet avantajlarını kalıcı hale getirirken, çevredeki kulüpler sisteme entegre edilmekle birlikte yukarı çıkma şansı sınırlı kalıyor. Ortaya çıkan yapı, “katılım var ama gerçek rekabet yok” şeklinde özetlenebilecek bir denge yaratıyor.

Daha da çarpıcı olan, UEFA gelirlerinin bazı kulüpler için toplam gelirlerin %40’ından fazlasını oluşturmasıdır. Bu, Avrupa kupalarının artık tamamlayıcı bir gelir kalemi olmaktan çıkıp kulüp ekonomilerinin ana omurgasına dönüştüğünü gösteriyor. Ancak bu bağımlılık aynı zamanda ciddi bir finansal kırılganlık yaratıyor. Şampiyonlar Ligi dışında kalan bir kulüp, bir anda 50–100 milyon euroluk gelirden mahrum kalabiliyor; bu da agresif transfer politikalarını, borçlanmayı ve kısa vadeli kararları tetikliyor.

Elbette yeni formatın sınırlı da olsa pozitif etkileri yok değil. Lig aşamasının genişlemesi sayesinde daha fazla kulüp 6–10 milyon euro bandında gelir elde edebiliyor ve bu durum özellikle orta ölçekli kulüpler için kısa vadeli bir finansal rahatlama sağlıyor. Ancak bu kazanım, sistemin tepesinde oluşan devasa gelir uçurumunu kapatmaya yetmiyor. Aksine, mevcut yapı küçük kulüplere “hayatta kalma imkânı” sunarken, büyük kulüplerin hakimiyetini daha da pekiştiriyor.

Sonuç itibarıyla UEFA’nın yeni müsabaka reformu, yüzeyde rekabeti genişleten bir model gibi görünse de, gerçekte finansal gücü merkezde yoğunlaştıran ve yapısal eşitsizliği derinleştiren bir sistem üretmiştir. Bugünkü yapı değişmediği sürece Avrupa futbolu, giderek daha kapalı bir elitler kulübüne dönüşecek; çevre liglerin kulüpleri ise bu sistemin sürdürülebilirliği için var olan “tamamlayıcı unsurlar” olarak kalacaktır. Artık temel mesele şudur: Futbol, rekabetçi doğasını koruyarak dengeli bir ekonomik modele mi evrilecek, yoksa tamamen finansal gücün belirlediği hiyerarşik bir endüstriye mi dönüşecek?

UEFA Yeni Formatıyla Eşitsizliği Kurumsallaştırdı

UEFA’nın 2024-27 dönemi için hayata geçirdiği yeni kulüp müsabaka formatı, “tarihi reform” söylemiyle daha rekabetçi, kapsayıcı ve adil bir Avrupa futbolu vaadi taşıyordu. Ancak ikinci sezonun sonuna yaklaşılırken ortaya çıkan tablo, bu iddiaların büyük ölçüde karşılık bulmadığını gösteriyor. Sistem, katılımı artırmış olsa da rekabetin yapısını ve gelir dağılımındaki eşitsizliği değiştirememiş durumda.

Çeyrek final aşamalarına bakıldığında en çarpıcı gerçek şu: Üst turlara çıkan kulüpler neredeyse hiç değişmedi. Avrupa’nın “Büyük Beş” liginden gelen kulüpler hem sahada hem de finansal olarak üstünlüklerini korumaya devam ediyor. Bu durum, UEFA’nın “daha kapsayıcı Avrupa” söyleminin pratikte eski düzenin devamından ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Orta ve küçük ölçekli kulüpler için yeni format, yalnızca daha fazla maç oynamak anlamına gelirken, bu durum onların ekonomik güçlerini ya da rekabet kapasitelerini kayda değer biçimde artırmıyor.

“Çeşitlilik” iddiası da benzer şekilde yüzeysel kalıyor. Son yıllarda çeyrek finalde temsil edilen ülke sayısında sınırlı dalgalanmalar görülse de, esas güç ve başarı hâlâ birkaç büyük ülke etrafında yoğunlaşıyor. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalan takımların büyük bölümü İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa gibi merkez liglerden geliyor. Bu turnuvada dağıtılan milyarlarca euroluk gelir de büyük ölçüde bu kulüpler arasında paylaşılıyor. Küçük ülkelerden gelen kulüplerin bu aşamalara ulaşması ise istisnai bir durum olmaktan öteye geçemiyor.

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalistler hâlâ aynı dar çevreden çıkıyor. Son sekiz sezondur merkez liglerin dışından sadece Portekiz ve Hollanda bu aşamaya ulaşabildi. Yeni sistemde de hiçbir şey değişmedi.

Üç turnuvaya birden baktığımızda tablo daha da vahim: Önceki formatta çeyrek finallerde 10-11 ülke varken, yeni formatın ikinci sezonunda bu sayı 9’a düştü. Yani “çeşitlilik” vaadi sadece lafta kaldı.

Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde ise görece daha fazla ülke temsil ediliyor gibi görünse de, bu durum gerçek bir rekabet artışından ziyade sistemin katmanlara ayrılmasının bir sonucu. Avrupa Ligi, büyük liglerin ikinci düzey kulüplerine ev sahipliği yaparken, Konferans Ligi daha çok küçük ve orta ölçekli kulüpler için bir platform işlevi görüyor. Ancak bu turnuvalarda dağıtılan gelirlerin sınırlı olması, bu kulüplerin ekonomik olarak sıçrama yapmasını engelliyor. Hatta öyle ki, Konferans Ligi’ni kazanmanın getirisi, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalmanın çok gerisinde kalabiliyor.

Sonuç olarak UEFA’nın yeni formatı, görünürde çeşitliliği artıran ancak gerçekte finansal gücü daha da merkezileştiren bir yapı ortaya koyuyor. Format değişmiş olsa da oyunun ekonomik kuralları değişmediği için, Avrupa futbolunda yapısal eşitsizlik varlığını sürdürmekle kalmıyor, giderek daha da derinleşiyor. Kısacası, ambalaj yenilendi; fakat sistemin özü aynı kaldı.

Grafik :1) 2018/19’dan Beri UEFA Kulüp Turnuvalarında Çeyrek Finale Kalan Kulüplerin Ülkelerinin Sayıları [1]

6Nisan 2026 1

Gerçek Sorun: Para Yoğunlaşması ve Rekabetin Ölümü

UEFA Format Değiştirmesi Bir Tür Çeşitlilik İllüzyonu

Grafik:1) bize şunu söylüyor: UEFA, format değişiklikleriyle (36 takımlı lig aşaması, Konferans Ligi) ülke çeşitliliğini biraz artırdı, ama gücü ve parayı dağıtamadı. Aksine, para en tepedeki kulüplerde daha da yoğunlaştı.

Özellikle Şampiyonlar Ligi (mavi çizgi) seviyesinde bu beş ülkenin katılım sayıları 4 ila 5 takım arasında kemikleşmişken, diğer ülkelerin payı marjinal kalmıştır. Bu durum, sportif rekabetin yerini finansal manipülasyon gücünün aldığı, zengini daha zengin eden sürdürülemez bir haksız rekabet düzeninin ilanıdır.

Görselin alt kısmındaki bayrak dağılımı, futbolun aşırı finansallaşmasının bir sonucu olarak "merkez" kulüplerin korunup kollanmasını net bir şekilde ortaya koymaktadır. 2021/22'den itibaren Konferans Ligi'nin devreye girmesiyle (yeşil çizgi) "çevre" ülkelerin katılım sayısı 8 takıma çıksa da, bu hamle aslında Şampiyonlar Ligi'ndeki "büyükler"in elitizmini korumak için tasarlanmış bir yapay çeşitlendirmedir. Yani sistem, elit pastayı beş büyük lige ayırırken, diğerlerine daha düşük değerli "çevre" kupalarda oynama şansı vererek statükoyu korumaktadır.

Aslında bu tablo sportif başarının değil, muhasebe kalemlerinin ve finansal fair-play hilelerinin sahaya yansımasıdır; futbolun ruhunun meta karşılığında satışa çıkarılmasının finansal belgesidir.

Merkez liglerin dev kulüpleri (özellikle Premier Lig, La Liga ve Bundesliga’nın elitleri), hem sportif hem finansal olarak dominant kalmaya devam ediyor. Küçük ülkelerden bir takım Konferans Ligi’nde çeyrek finale çıksa bile, bu başarı kalıcı bir ekonomik dönüşüme nadiren yol açıyor. Çünkü:

  • Kazandıkları para miktarı sınırlı.
  • Bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’ne çıkma şansı düşük.
  • Büyük kulüplerin oyuncu alım gücü ve maaş kapasitesi karşısında rekabet edemiyorlar.

Sonuç olarak, “çeşitlilik” sadece görüntüde kalıyor. Gerçekte Avrupa futbolu, beş-altı ülkenin 10-12 dev kulübünün hâkim olduğu finansal yapıya doğru evriliyor. Para, yayın hakları, sponsorluklar ve ticari gelirler bu dar gruba akarken, orta ve küçük kulüpler “katılımcı” olmaktan öteye geçemiyor.

Bu grafik, UEFA’nın “daha kapsayıcı Avrupa” söyleminin ne kadar aldatıcı olduğunu gösteriyor. Konferans Ligi’ni “küçük kulüpler için fırsat” diye pazarlamak güzel bir PR çalışması, ancak finansal gerçekler bambaşka. Para hâlâ en tepede yoğunlaşıyor. Büyük kulüpler hem sahada hem kasada kazanırken, kalanlar “çeşitlilik” istatistiğine malzeme oluyor.

Modern Avrupa futbolunun en büyük sorunu budur: Saha görünümünde biraz renk artsa da, para ve güç her geçen yıl daha az elde toplanıyor. Bu gidişat devam ederse, birkaç yıl içinde Avrupa’nın üç büyük turnuvası da “aynı 8-10 kulübün rotasyonu” haline gelecek.

Futbol, sadece skor tabelasında değil, bilançolarda da oynanıyor. Ve şu anda bilançolar, rekabetin değil, finansal oligarşinin galibiyetini ilan ediyor.

Bu grafik, Avrupa futbolunun “çeşitlilik” masalının arkasındaki acı gerçeği net bir şekilde ortaya koyuyor: Daha fazla ülke temsil ediliyor, ama gerçek güç ve para hiçbir zaman bu kadar daralmamıştı.

Sizce UEFA bu yapıyı gerçekten değiştirmek istiyor mu, yoksa sadece “çeşitlilik” illüzyonuyla mı yetiniyor?

Katılım Var, Rekabet Yok: UEFA Yeni Formatıyla Eşitsizliği Kurumsallaştırdı

Avrupa futbolunun bugünkü finansal ve oligopolistik yapısını anlamak için UEFA’nın üç büyük turnuvasında dağıtılan para ödüllerine bakmak yeterli. Ortaya çıkan tablo, rekabetçi bir spor ekosisteminden çok, katmanlara ayrılmış bir finansal sistemin varlığını gösteriyor. Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi arasındaki gelir farkları, artık yalnızca sportif başarıyı değil, futbolun ekonomik kaderini de belirliyor.

Şimdi bu bağlamda grafik:2 neyi anlatıyor, bunu analiz etmeye çalışalım:

Paylaştığımız veriler, "Endüstriyel Futbol" ve "Merkez-Çevre" kuramlarımızı doğrular nitelikte…Bu tablo, Avrupa futbolundaki oligopolistik yapının ve aşırı finansallaşmanın somut bir kanıtıdır. Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonun 144.4 Milyon euro kazandığı bir düzende, Konferans Ligi şampiyonunun ancak 21.8 Milyon euro (yani bir Devler Ligi çeyrek finalistinin dörtte biri kadar) alabiliyor olması, zengini daha zengin eden bir "finansal kast sistemi" yaratmaktadır. Özellikle merkez liglerin (İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya, Fransa) katılım sayılarındaki sarsılmaz hakimiyeti ile çevre ülkelerin sadece Konferans Ligi gibi düşük bütçeli vitrinlerde "oyalanması", sportif rekabetin yerini tamamen finansal manipülasyon gücünün aldığını ve futbolun ruhunun meta karşılığında satışa çıkarıldığını belgeleyen çarpıcı bir ekonomik trajedidir.

Şampiyonlar Ligi bu sistemin zirvesinde yer alan “para cenneti” konumunda. 2024/25 sezonu verilerine göre, sadece lig aşamasına katılan bir kulüp dahi yaklaşık 21–22 milyon euro garanti gelir elde ediyor. Çeyrek finale yükselen bir takımın kazancı 70 milyon euro bandına yaklaşırken, şampiyonluk durumunda bu rakam 140 milyon euronun üzerine çıkıyor. Bu, birçok kulüp için yalnızca UEFA gelirlerinden oluşan devasa bir finansal güç anlamına geliyor. Nitekim Avrupa’nın elit kulüpleri her sezon 100 milyon euroyu aşan bu gelir sayesinde kadrolarını güçlendirmeye devam ediyor ve rekabet avantajlarını kalıcı hale getiriyor.

Buna karşılık Avrupa Ligi ve Konferans Ligi, sistemin alt katmanlarını oluşturuyor. Avrupa Ligi’nde şampiyon olan bir kulüp yaklaşık 40 milyon euro civarında gelir elde ederken, Konferans Ligi’nde bu rakam 20 milyon euro seviyesinde kalıyor. Bu durum öyle bir eşitsizlik yaratıyor ki, Konferans Ligi’ni kazanan bir kulüp bile Şampiyonlar Ligi’nde sadece grup aşamasında yer alan bir takımdan daha az gelir elde ediyor. Dolayısıyla UEFA’nın “daha kapsayıcı” yapı söylemi pratikte karşılık bulmuyor; aksine bu turnuvalar, merkez liglerin dışında kalan kulüpler için sınırlı bir ekonomik alan sunan yan organizasyonlara dönüşüyor.

Futbolun Finansal Uçurumu: Kupa Değil, Servet Transferi!

Modern futbolun ekonomik haritasını incelediğimizde karşımıza çıkan tablo, sportif rekabetten ziyade parasal bir kast sistemini andırıyor. UEFA’nın ödül dağılım mekanizması, turnuvalar arasındaki eşitsizliği sadece derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda zengini daha zengin eden bir oligopolistik yapı yaratıyor.

Finansal veriler bu uçurumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Söylediklerimizi şöyle özetlersek, daha akılda kalıcı olacaktır:

  • Şampiyonlar Ligi, ödül pastasındaki aslan payını elinde tutarak bir "refah merkezi" işlevi görüyor. Burada kazanılan maksimum ödül, Avrupa Ligi şampiyonunun elde edebileceği geliri tam 3,5’e katlıyor.
  • Konferans Ligi ile kıyaslandığında ise fark tam bir uçuruma dönüşüyor: Devler Ligi şampiyonu, bu organizasyonun zirvesindeki takımdan tam 6,5 kat daha fazla gelir elde ediyor.

Bu durum, "parasal yoğunlaşmanın" sadece merkeze doğru kaydığını değil, çevredeki kulüplerin bu finansal hiyerarşiyi aşmasının imkânsız hale getirildiğini kanıtlıyor. Saha içinde top dönse de saha dışında dönen devasa meblağlar futbolun rekabetçi dengesini muhasebe kalemleriyle yeniden yazıyor. Artık başarı sadece kupayla değil, bu kupaların temsil ettiği çarpan etkisiyle ölçülüyor.

UEFA bu yeni formatıyla “daha adil ve kapsayıcı bir Avrupa” vaat etmişti ama geçen iki sezonda olayın böyle olmadığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.

Grafik:2). UEFA Kulüp Turnuvalarında Turnuvalara Göre Parasal Ödüllerin Dağıtımı (2024/25)-Milyon Euro[2]

6Nisan 26 2

Şampiyonlar Ligi’nde 140 Milyon, Konferans Ligi’nde 10 Milyon: UEFA’nın Adaletsiz Para İmparatorluğu

En çarpıcı olan ise para dağılımındaki uçurum: Şampiyonlar Ligi’nde oynamakla Avrupa Ligi’nde şampiyon olmak arasında bile devasa fark var. Geçen sezon Avrupa Ligi şampiyonu, Şampiyonlar Ligi’nde sadece eleme turlarında kalan bir kulüpten bile daha az para kazandı. Konferans Ligi şampiyonu ise Şampiyonlar Ligi’nde en az kazanan kulüpten (Slovan Bratislava) bile daha az gelir elde etti.

Sonuç ortada: UEFA format değiştirdi, ama yapısal eşitsizliği değiştiremedi. Para ve güç her zamankinden daha fazla merkez liglerin ve birkaç dev kulübün elinde yoğunlaşıyor.

Yeni format, sadece büyüklerin daha uzun süre oynamasını sağladı. Küçük ve orta ölçekli kulüpler için ise yine “katılımcı” olmaktan öteye geçemedi.

Futbol artık yeteneğin değil, paranın ve statünün oyunu haline geldi. Ve UEFA bu gerçeği ambalaj değiştirerek gizlemeye çalışıyor.

Bu üçlü yapı, Avrupa futbolunda açık bir “merkez-çevre” ilişkisi yaratmış durumda. Şampiyonlar Ligi’nde düzenli yer alan kulüpler, yüksek gelir sayesinde daha kaliteli oyuncuları transfer ediyor, ticari gelirlerini artırıyor ve küresel marka değerlerini büyütüyor. Buna karşılık Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde yer alan kulüpler hem finansal hem sportif olarak bu seviyeye yaklaşmakta zorlanıyor.

Sonuç olarak

UEFA’nın finansal futbol sistemi kendi içinde sürekli büyüyen bir eşitsizlik döngüsü üretiyor. Bu döngünün en net görüldüğü alanlardan biri de Şampiyonlar Ligi çeyrek finalleri. Burada mücadele eden kulüplerin büyük bölümü yalnızca sportif başarılarıyla değil, aynı zamanda devasa kadro değerleri ve küresel marka güçleriyle öne çıkıyor. Örneğin Real Madrid yaklaşık 1,4 milyar euroyu aşan kadro değeri, yüz milyonları bulan sosyal medya erişimi ve son yıllarda elde ettiği yüz milyonlarca euroluk UEFA geliriyle sistemin zirvesinde yer alıyor. Benzer şekilde Barcelona, Paris Saint-Germain, Bayern Münih ve İngiliz kulüpleri hem finansal hem sportif açıdan aynı eksende konumlanıyor.

Gelecek yazımızda; Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’ni de analizimize dahil ederek, kaldığımız yerden devam edeceğiz.

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  75  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Tuğrul Akşar Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

FutbolEkonomi Yıllık Seckisi 2025

esitsizliktanitim

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 891 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 57868278

aksartbmmraporbanner

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1