Müslüm Gülhan- 20 Mayıs 2014 Biraz felsefe yapmak hayata renk katar. Arda popüler olduğu için işe oradan başlayalım; Arda’nın şu an geldiği nokta itibariyle bayağı yazan çizen oluyor.
Sevgili Bülent Yüksel’in kulakları çınlasın, Adnan Polat’ın Arda’yı bilmediği ve Manisa maçında tanımadığı zaman dilimdeki programlarında, Arda ile ilgili yaptığımız konuşmalardan dolayı. Sonra zaman değişti; Adnan Brothers ve Arda tribünde çekirdek yiyerek “geyik muhabbeti” yapmaya başladılar. Kaptanlık... Papaz durumları... Sürekli magazin haberli tam teşekkül devam ederdi. Onların derdi; çocuk parlasın da biz de onunla beraber parlayalım. Ta ki; Madrid’e gidene kadar. Her şey orada değişti; sanırım orada “doğru” devreye girdi. Çünkü bizdeki idareci ve teknik adamlar futbolcuları saha içi ve saha dışında yetiştirirken kendi narsisizmlerini korumanın yollarını ararlar. Ya Freud’u çarpıtıyorlar ya da bunları cehalet çarpmış. İşin komik yanı bunların zihniyetleri hâlâ saha içinde ve dışında devam ediyor. Futbolun doğrularını uygulamak için; onun felsefesine uygun iç dinamiklerini bilip doğru kullanmak gerekiyor. İster sistem üzerine yapılan çalışmalarda olsun, ister bireysel faktörlerle ilgili yapılan çalışmalarda olsun. Aksi “hüsran” olur ve bizde zaten yeterince var. “Kaos lobisi”nin elinde olan Türkiye futbolunun sistematik kurgu ve doğru yetiştirilmesi gereken insan figürlü futbolcu olmadığı için, psikanaliz dilinde kullanılan “yararlanmak isteme” durumu ortaya çıkıyor. Bu süreç ya kullanma süresi bittiğinde ya da ellerinden kaçtığı zamana dek devam eder. Asıl kaybeden ise futbolcunun ve futbolun kendisi olur. Çünkü 90’lık bir oyunda, aşağı yukarı 54’ top oyunda kalsa, her oyuncuya 2,5’ süre düşüyor, geri kalan 51,5’ topsuz oyun ise; ayçekirdeğine, köfte ekmeğe, Acun’a gidiyor. Burak’a saha içine kuryeyle mektup bile gidiyor, ama yetmiyor, üstelik bu topsuz oyun olan 51,5’ içinde. Sonra da “Mancini istifa”, adam zaten gider gitmesine de bize bakacak Freud yok, ne olacak durumumuz? Neyse ki; Fikret Orman yetişti imdadımıza; Sinan Engin’i tekrar geri getiriyor! Hani şu yarattığımız imparatorlardan biri olan Sinan. Fikret Orman da ilk başkanlığında “en büyük transferimiz Samet Aybaba” diyerek göreve başlamıştı! Çok ilginç! Şimdi de Sinan?.. Psikanalizde bunun bir karşılığı olmalı. Statta maşallah “mezar evleri” gibi; ne kadar hata, günah, sevap varsa hepsi oraya gömülüyor. Ee takım? Yok öyle bir şey. Az kaldı onların da statta gömülmesine.{jcomments on} 70 milyonda bir Arda Turan Avrupa’da... Biz ise Sinan ile Mancini arasında tercih yapmak zorunda kalıyoruz. Korkarım bu iş Freud’u da aşar.