KAZANDIKÇA KAYBEDİYORUZ
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Recep Cengiz KAZANDIKÇA KAYBEDİYORUZ

KAZANDIKÇA KAYBEDİYORUZ

yazı kapaklarıcengiz110126

Doç. Dr.  Recep Cengiz - 10 Ocak 2026 Kazanmayı kutsallaştıran bir düzenin içinde, futbolda yaşanan her kriz ve Fenerbahçe–Galatasaray müsabakalarında ortaya çıkan her istenmedik olay yalnızca sahada değil; vicdanda, ilişkilerde ve toplumun ahlaki dokusunda da derin yaralar açıyor.

 

Futbol sahasında gördüğümüz her çirkinliğin, her hilenin, her öfke patlamasının arkasında bireysel ahlaksızlık aramak kolaydır; ancak bu kolaylık gerçeği örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü insan davranışı boşlukta oluşmaz. Onu biçimlendiren görünmez bir iklim vardır: kazanmanın kutsallaştırıldığı, başarının her şeyin önüne geçtiği ve ahlakın çoğu zaman “engelleyici bir ayrıntı” olarak görüldüğü bir iklim. 

 

Bugün futbolda karşılaştığımız sorun, birkaç “kötü insanın” marifeti değil; insanı dönüştüren, değerleri aşındıran ve sıradan bireyi bile ahlaki sınırlarını zorlamaya iten bu sistemin doğal sonucudur.

 

Her futbolcu ahlaksız olduğu için hakemi aldatmıyor.

Her antrenör ilkesiz olduğu için disiplinsiz oyun oynatmıyor.

Her hakem dürüst olmadığı için yanlış karar vermiyor.

Her taraftar küfürbaz olduğu için küfür etmiyor.

Her futbol yorumcusu popülist olduğu için taraflı konuşmuyor.

 

Sorun kişilerin karakterinde değil; içine sokuldukları düzendedir.

 

Futbolda istenmeyen davranışların yaygınlaşmasının temel nedeni psikolojik bozukluk ya da toplumsal ahlak çöküşü değildir. Asıl neden, kazanmaya dayalı futbol anlayışının ürettiği ortama uyum sağlama zorunluluğudur. Bu ortam bireyi fark ettirmeden dönüştürür. Bu nedenle olumsuz insanlara değil, olumsuzluğu doğuran koşullara bakmak gerekir. 

 

Bu zihniyetin en görünür sahnelerinden biri de Fenerbahçe–Galatasaray rekabetidir. Yıllardır süren bu karşılaşmalar yalnızca sportif mücadele değil, aynı zamanda toplumsal gerilimin, kutuplaşmanın ve kontrolsüz duyguların sahne aldığı bir alana dönüşmüştür. 

Galatasaraylı eski milli futbolcusu Gökmen Özdenak için yapılan anma sırasında sarı-lacivertli tribünlerden gelen ıslıklar sahadaki bir pozisyon, tribünde bir hakaret, sosyal medyada yayılan bir cümle; tüm bu unsurlar, kazanma arzusunun nasıl kolayca öfke, nefret ve şiddete evrilebildiğini göstermektedir.

 

Bu rekabet, sorunun bireylerden çok içinde bulunulan sistemle ilgili olduğunu en açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu noktada sıkça göz ardı edilen başka bir gerçek daha vardır: Futbolda en kolay şey bahane üretmektir. Kaybedince hakemi suçlamak, rakibi küçümsemek, federasyonu hedef almak, sahayı, havayı, zemini bahane etmek… Çünkü kaybetmenin kendisiyle yüzleşmek zordur; bahane ise rahatlatır. Oysa sürekli bahaneler üretmek, kendimizi haklı çıkarmaya çalışmak ve başarısızlık durumunda suçu dışımızdakilere (özellikle hakemlere) yüklemek, gerçeği gizlemekten başka bir işe yaramaz. Asıl sorun, nedenin çoğu zaman kendi eksikliklerimizde, içsel durumlarımızda; yani düşünme, hissetme ve tepki verme biçimimizde olduğunu kabul etmememizdir.

 

Bu inkâr, futboldan ne kadar uzaklaştığımızın da göstergesidir. Çünkü futbol, kusursuz planların değil, anlık doğruların oyunudur. Hiçbir takım yenilmez değildir. Maç öncesi yapılan her şeyin doğru olduğu varsayılsa bile, sahadaki bir anlık performans düşüşü bütün planları geçersiz kılabilir. Futbolun gerçeği budur. Bu nedenle başarısızlık yalnızca geçmişin sonucu değil, aynı zamanda geleceğin de habercisidir. Aynı zihniyet sürdükçe, aynı mazeretler üretildikçe ve aynı hatalar görmezden gelindikçe, başarısızlık tekrar eder. Çünkü değişmeyen tek şey, değişmeyi reddeden bakış açısıdır.

 

Çünkü sıradan insanlar, belli koşullar altında sıra dışı kötülükler yapabilir; yasa ve etik ihlallerine imza atabilir. İnsanlar değerlerinden bir anda vazgeçmez, fakat kimliklerini ve aidiyet bağlarını yeniden müzakere ettiklerinde bunu fark etmeden yaparlar. Asıl soru şudur: İnsanların kendi ahlaki sınırlarını terk etmesine ne yol açıyor? Hataları görünmez kılan, saygısızlığı meşru hâle getiren bu atmosfer nasıl oluşuyor?

 

Hiç kimse “değer” ile doğmaz. Sosyal öğrenme kuramının söylediği gibi insan, uygun ortamda öğrenir. Bu yüzden bazı taraftarların bireysel olarak etik duruşu olabilir; fakat taraftar gruplarının kolektif bir ahlakı çoğu zaman yoktur. Hayatta kendisini aldatan eşini öldüren birinin, kendi futbolcusunu hakemi kandırdığı için alkışlaması bu çelişkinin çarpıcı bir örneğidir.

 

Temel dürtüler insan davranışını yönlendirir. Özellikle çıkar merkezli güdülenme, doyum noktasına ulaşılsa bile tatminsizlik üretir. Birey daha fazlasını ister, bu uğurda ahlaki sınırlarını daraltır. Zamanla sosyal, etik ve insani boyutlar silinir; geriye yalnızca kazanç kalır.

 

Bu güdülenme, güç ilişkileriyle beslenir. Güç odağına yakınlaşan bireyler zamanla öz saygılarını ve ahlaki sınırlarını aşındırır. Sonuç, güven erozyonu ve toplumsal bağların zayıflamasıdır. Doğada bile hiyerarşik mücadelelerin sınırları varken, insan topluluklarında bu sınırların hoyratça aşılması tesadüf değildir.

 

Sonuç olarak futbol, sadece bir oyun değildir; toplumun ahlaki ikliminin aynasıdır. Kazanmayı kutsallaştıran bu düzen, doğru ile yanlışı, hak ile hileyi, adalet ile çıkarı birbirine karıştırmaktadır. Sorun bireylerin “kötü” olması değil; iyiliğin yaşamasına izin vermeyen bir sistemin inşa edilmiş olmasıdır. Bu sistem değişmeden ne futbol düzelir ne toplum.

 

Çünkü kazanmak tek başına bir erdem değildir.
Asıl mesele, nasıl kazandığımızdır.

 

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  18  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Doç. Dr. Recep Cengiz Cuma, 22 Kasım 2013.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

esitsizliktanitim

aksartbmmraporbanner

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer

Kimler Sitede

Şu anda 1015 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 55655499

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1