Sporun içinde sadece kazananı görmek kolaydır; peki ya kazanmaktan daha değerli olan şey?
İşte tam bu noktada vicdan devreye girer.
Vicdan, insana neyi yapması veya yapmaması gerektiğini hatırlatan sessiz ama güçlü bir iç sestir.
Yapmamamız gerekip de yaptığımız veya yapmamız gerekip de yapmadığımız şeyleri hatırlatarak içimizi kemiren duyguları gün yüzüne çıkarır. Kabahatlerimizi ve ihmallerimizi düzelttiğimizde ise ödülümüz, vicdanımızın temizlenmiş olmasıdır.
2026 Avustralya Açık’ta, Türk tenisçi Zeynep Sönmez, bunu bize adeta ders gibi gösterdi. Maç sırasında, top toplayıcı olarak görev yapan bir genç fenalaştı. Zeynep, oyunu durdurup sağlık ekibine haber verdi ve yardımına koştu.
Peki, bu sırada skoru ya da tur atlamayı düşündü mü?
Elbette evet. Ama vicdanının sesi, kazanma arzusundan daha güçlüydü. Önce insanlık, sonra başarı!
"Benim için centilmenlik, bir oyuncu korttan ayrılırken kazandı mı kaybetti mi belli olmamasıdır; önemli olan, her durumda onurunu koruyarak hareket etmesidir." Jim Courier
Bu davranış, sadece bir sporcunun etik duruşu değil; aynı zamanda toplumun genç nesillere verebileceği en anlamlı mesajdır. Vicdan, Zeynep’in oyunu durdurup yardım etmesiyle somut bir eyleme dönüştü. Üstelik vicdani sorumluluğunu yerine getiren Zeynep, maçını kazandı ve Avustralya Açık’ta ikinci tura çıkan ilk Türk kadın tenisçi oldu.
Tenis sahasında belki milyonlarca izleyici vardı, ama Zeynep’in vicdanı yalnızca bir kişiye, fenalaşan gence dokundu. İşte vicdanın gücü: Zaman zaman sessiz kalır; bazen de tüm gözlerin önünde doğruyu söylemeye cesaret eder.
Vicdan, sporun kurallarından daha öte bir rehberdir. Zeynep Sönmez, bize kazanmaktan daha büyük bir şey öğretti: İnsanı insan yapan, oyunu kazanmak değil, doğru olanı yapabilmektir.