Recep Cengiz- 24 Mart 2026“Mart Çanakkale Şehitleri Anma 3 Bant Bilardo Turnuvası tamamlandı” başlığını okuduğumda zihnimde tek bir soru yankılandı: Biz neyi, nasıl anlıyoruz?
Çanakkale… Bu toprakların en ağır bedellerle yazılmış destanı. Gencecik insanların, bir hilal uğruna toprağa düşmesi. Bir milletin varoluş mücadelesi. Böyle bir hatırayı anmak; sessizlik, derinlik ve içtenlik ister.
Ülkesi için savaşmış, canını ortaya koymuş, şehit ya da gazi olmuş kahraman insanları bir bilardo turnuvası ile anmak; niyet ne kadar iyi olursa olsun, yöntemin sorgulanmasını zorunlu kılar. Çünkü böylesine büyük bir fedakârlığı rekabetin, skorun ve alkışın olduğu bir zemine taşımak, hatıranın ruhuyla örtüşmekten çok onu sıradanlaştırma riskini beraberinde getirir.
Üstelik bu, ilk kez karşılaştığımız bir durum da değildir. Daha önce de “Şehitleri Anma Futbol Turnuvası”, “15 Temmuz Şehitleri Anısına Voleybol Turnuvası” gibi etkinlikler düzenlendi. İsimler değişiyor, branşlar farklılaşıyor; ancak yaklaşım değişmiyor: Anılması gereken değerler, rekabetin ve eğlencenin içine yerleştiriliyor.
Kutsal geceler, savaşlarda şehit düşenler ve gaziler; eğlenceyle, rekabetle, alkışla değil, hayırla, dua ile ve tefekkürle yâd edilmesi gereken değerlerdir. Çünkü bu hatıralar bir milletin vicdanında karşılık bulur. Vicdan ise gürültüyü değil, sükûneti sever.
Bugün gelinen noktada “anma” kavramı çoğu zaman bir organizasyon başlığına indirgenmiş durumdadır. Elbette spor ve sanatla bir araya gelmenin değeri yadsınamaz. Ancak her şeyin bir yeri, zamanı ve anlamı vardır. Şehitleri anma günü bir müsabakanın finaline dönüştüğünde, anlam yerini şekle; derinlik yerini yüzeyselliğe bırakır.
Asıl mesele şudur: Biz hatırlamak mı istiyoruz, yoksa sadece görünmek mi?
Bir etkinlik düzenlendiğinde görevimizi yerine getirdiğimizi mi düşünüyoruz? Oysa anmak, bir program yapmak değil; bir bilinç taşımaktır. O fedakârlığın ağırlığını hissetmek, bugüne nasıl gelindiğini idrak etmektir.
Şehitleri anmak; bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir yetimin başını okşamak, bir dua ile onların aziz hatırasını yaşatmaktır. Çünkü onların bıraktığı miras yalnızca bir tarih sayfası değil; aynı zamanda bir ahlak ve sorumluluk çağrısıdır. Eğer biz bu günleri spor turnuvalarıyla, eğlence programlarıyla bir “kutlama” atmosferine dönüştürürsek, farkında olmadan büyük bir yanlışa sürükleniriz. Bu bir niyet sorgulaması değil, bir yöntem eleştirisidir. Çünkü yöntem, verilen mesajın ta kendisidir.
Çanakkale’yi anlamak, onun ruhunu taşımakla mümkündür. O ruh; gösterişten uzak, derin, vakur ve samimidir.
Anmak, sadece hatırlamak değildir. Anmak; hissetmek, idrak etmek ve sorumluluk almaktır. Çünkü bazı hatıralar alkışla değil, ancak saygıyla taşınır.