Müslüm Gülhan- 4 Ekim 2014Galatasaray Arsenal’a 4-1 yenildi. Türkiye Ulusal Takımı İzlanda’ya 3-0 yenildi. Bu bir sonuçtur.
Skor anlamında değil… Futbolun geldiği noktanın sonucudur.
Passolig siyasi bir karardı;
Tribünlerde oluşan muhalefetin önünü kesmek için alınmış derin(!) bir karardır.
Hıncal Uluç’un Cumhurbaşkanından passolig için yardım istemesi de sürecin neresinde olduğunun, ya da olamadığının çok iyi bir kanıtıdır.
Hıncalgiller hala futbolun peşindeymiş gibi algı yaratması da çok komik.
Buradaki önem; siyasetin futboldan beklentisidir.
Siyasi oluşumun futboldan beklentisi; sportif anlamda yapılması gerekenlerle hiçbir ilgisi yoktur.
Amaç; futbolu propaganda aracı haline getirerek, politik tekellerine yeni bir haneyi daha eklemektir.
büyük ayıp ise, sürece dahil olanların, kişisel beklentilerini siyasi açmazlarla eş değer tutarak sürece dahil olma çabalarıdır.
İşte atanan TFF Başkanı,
İşte atanan yurdumun Futbol Direktörü,
İşte kulüp başkanları…
Sportif başarı artık beklenti olmaktan veya sonuç olmaktan çıkmıştır.
Sonuç; siyasi oluşum ile kontak sağlamak ve onların hizmet çizelgelerine uygun alt yapıları sağlayarak, kulüplere ve takımlara çeki düzen vermektir.
O yüzdendir ki; Maliye Bakanı” şimdi daha çok vergi alıyoruz” diyerek tribünlerin boş kalmasının hiçbir öneminin olmadığını netleştirdi.
Hani keşke sorunumuz Fatih Terim ile Prandelli’nin takımları niye üçlü defans oynattığı olsa.
Hayır, korkum “yukarıdan söylediler de bi de üçlü defans oynasınlar” diye bir talimat mı geldi, anlamış da değilim!
İstense futbolun kimliği böyle yok edilemez…
Tüm teamüllerin yıkıldığı yapının altında kalan, sadece takımlar veya Ulusal Takım değil, sürecin içinde olup kişisel çıkarları uğruna tüm ülke insanın beklentilerini sıfırlayan insanlardır.
İstediğiniz kadar stat yapın, istediğiniz kadar oyuncu alın, istediğiniz kadar hocalar getirin hiç biri sizlerin ayıbını kapatamaz.
Her şeyini kaybetmeye alıştırılan toplumun, iki maç kaybetmesinin önemi nedir ki?