Recep Cengiz- 30 Ekim 2018 Fenerbahçe- Ankaragücü karşısına diğer maçlarda olduğu gibi bir kez daha oyuna "Ya kaybedersem" kurgusu içinde korkak ve ürkekçe başladı... Korktuğu başına geldi 3-1 yenildi.
Maçın teknik analizi “at, yat”.
“Neden olmasın”, “üç puan”, “sürpriz derken, Ankaragücü, kanadı kırık kanaryayı ilk yarı çiğnedi, ikinci yarı da yuttu.
Yine “hüsran”, yine kaos”, yine “suçlu arama sevdası”
Sonuç, Türk futbolunu anlamaktan çok anlaşılmak için mücadele eden Cocu’nun Fenerbahçe macerası çok çabuk bitti.
Bu bir sır değildi. Fenerbahçeli futbolcuların kendilerine, formasına ve en önemlisi Cocu’ya karşı yabancılaştırdıkları fark ediliyordu.
Futbolcuları takımın bir parçası olmaktan uzaklaştıran şey ve farklı davranmaya iten bu değişikliğin; yeni bir takım kurgusunun neden olduğu uyumsuzluk, uzun süreli oynamayan Valbuena, Alper ve Ozan gibi futbolcuların kim olduklarını unutma kaygısı ve futbolcular arası rotasyonda beklentilerin karşılanamaması gibi sorunlar olduğu bilin diklerdendi.
Sonuç olarak futbolcu önemli mi önemsiz mi? değerli mi değersiz mi? İsteniyor mu istenmiyor mu? Anlaşılamıyor. Beklentisi karşılanamayan futbolcuların algılamaları olumsuz olunca, mutsuzlukları da kaçınılmaz oluyor, doğru-yanlış mutlaka söyleyecek bir şeyleri olan teknik direktör Cocu’nun bu durum için söyleyecek pek fazla bir şeyi olmuyordu.
Futbolcuları ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye sürekli ikiye bölmek, birbirinden keskin çizgilerle ayırmak; kadro da kendine yer bulan iyileri idealleştiriyor, takıma giremeyen futbolcuları yani kötüleri ise değersizleştiriyordu.
Fenerbahçe yönetimi için Cocu yanılgısı bir ders oldu. Bu durumda, kendilerini takımın içinde “fakat veya öteki” olarak gören Aatif, Valbuena, Alper, Dirar, Mehmet Topal, Ozan, Salgado ve Volkan gibi futbolcuların eski benliğine kavuşması için de atasözüne uyalım: "Değiştiremeyeceğimiz şeyler için sabır, değiştirebileceğimiz şeyler için cesaret ve kuvvet, değiştirip, değiştiremeyeceğimiz şeyleri ayırt edebilmek için de akıl dileyelim'.
Fenerbahçe taraftarının duygularını bir fıkra ile anlatmak gerekirse:
Zorunlu askerlik hizmeti yapmakta olan bir adam, askerlikten kurtulmak için deli numarası yapmaya karar vermiş. Seçtiği delilik türü de takıntı nevrozu.
Adamcağız önüne çıkan bütün kâğıtları alıp bir göz attıktan sonra, "Bu değil!" diye haykırarak bir yana fırlatır dururmuş. Sonunda bu hali üstlerinin de dikkatini çekmiş ve adamı tutup askeri hekimin karşısına çıkarmışlar. Adam kendisine sorulan hiçbir soruya cevap vermediği gibi, hekimin masasındaki, raflarındaki kâğıtları da karıştırıp, "Bu değil!" demeye devam ediyormuş. Bir süre adamla iletişim kurmaya çabalayan hekim sonunda pes edip adamın tezkeresini yazmış. Adam tezkere eline tutuşturulunca durup bir göz atmış ve "İşte bu!" demiş.{jcomments on}