Yrd.Doç.Dr.Recep CENGİZ- 31 Temmuz 2015 Futbol sezonu başlarken, oynadığı ligi fark etmeksizin yönetici, teknik direktör ve futbolcuların taraftarlarına “şampiyonluk” ve “kupa” hedefi göstermesi, adettendir.
Çünkü taraflar, kendi takımlarını nasıl görmek, nasıl duymak ve nasıl anlamak istiyorlarsa zihinlerini buna şartlandırıyor ve ona göre yorumluyorlar. Beyinleri, ne göstermek istiyorsa, onu konuşuyorlar.
Taraftarın duygularını okşayan, sihirli kelimelerdir “şampiyonluk” ve “kupa”. Ancak, kulübün ekonomik gücü, kurumsal yapısı, tesisleşme sorununu; teknik heyetin bilgi, deneyim ve yönetim becerisini; takımda kadro zenginliği, futbolcu kalitesi gibi temel unsurlar sorgulanmadan... Yani şampiyonluğun alt yapısı hazırlanmadan bu hedefin belirlenmesi ve sıkça dillendirilmesi “iskambil kâğıdından şato yapmaya” benziyor.
Gerçekçi olmayan hedefler “takım içi” ve “takımla taraftarlar” arasında hayal kırıklığı, öfke, çatışma ve bölünmenin zeminini hazırlar. Sezon sürecinde gerçekleşmeyecek olduğunu bildiği bir imkânsızın peşinde koşturan futbolcu, takımını yalnız bırakmayan taraftarlar için böyle bir durumda iki olasılık kalıyor.
Birincisi;teknik kadro, futboldan anlamayan, oyunu okuyamayan, takımı yönetemeyen, oyuna müdahale etmesini bilmeyen, iletişim sorunu olan…
Futbolcu, suçlu, beceriksiz, yeteneksiz, kendisine bakmayan, işe yaramaz…
Taraftarlar, kulübünü ve takımını desteklemeyen, zor gününde takımının yanında olmayan, futbolcuların motivasyonunu bozan, taşkın ve saldırgan hisseder.
Bu durumda, sezon bitmeden, birçok teknik direktör ve futbolcu “iyi veya kötü olmasından değil var olan yapı ve beklentileri karşılayamadığından” kulüplerinden gönderilmesi kaçınılmaz olur.
İkincisi; şampiyonluğa ulaşamayacağını anlayan, yönetici, teknik direktör ve futbolcular savunma mekanizmalarından “yansıtma” yöntemini kullanarak “federasyon”, “hakemler” veya “rakip takımlar” gibi dış faktörleri bir sürü uyduruk bahanelerle hedef göstererek hem kendilerini hem de başkalarını kandırırlar.
Algı kirliliğinden başka bir işe yarmayan bu bakış açısı hiç değişmiyor. Futbolla tanıştığımız ve bir takımın taraftarı olduğumuz andan itibaren, futbolu sadece tutuğumuz takımın şampiyonluğu olarak anlıyoruz. Çevremizdeki her başka takım ve taraftarının, bizden ayrı olduklarını, onların karşısında güçlü bir durumda olmamız gerektiğini algılıyoruz. Yani düz mantık kullanıyoruz… Düz mantığı kullanınca, aklımıza hep kazanmak, kazanmak içinde psikolojik baskı kurmak, sürekli başkalarını eleştirmek, küfür etmek, saldırganlık veya şiddet geliyor. Bütün bunlar bizi bizden uzaklaştırıyor. Üzüyor, üzülüyoruz… Ortaya çıkan sonuçtan memnun olamıyoruz.
Bu nedenle, benliğimiz ve kültürümüzde var olan birlik, beraberlik, dostluk, kardeşlik arzuları ile futbol anlayışımız taban tabana zıt. İşte bunu unutuyoruz.{jcomments on}