Recep Cengiz- 6 Nisan 2020Kriz, ekonomik yönden güçsüz insanlar için alışılmış düzenin dışında sürdürülen yıpratıcı ve çaresiz bir hayattır.
Son günlerde yaşadığımız koronavirüs sonrasında alınan sokağa çıkmama, iş yerlerinin kapanması gibi zorunlu tedbirler sonrasında bakarsak işinden aşından veya kazancından olduğu için neredeyse bütün insani ihtiyaçları başka insanların desteğine bağlı binlerce insanın var olduğunu görüyoruz.
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın dizelerinde olduğu gibi:
“Öyle bir açmaza düştü ki vatan.
Uyku belli değil, düş belli değil.
Çöktü üstümüze bir kara duman,
Işık belli değil, loş belli değil...!”
Birçok meslek grubunda olduğu gibi toplumsal faır play’in ruhuna göre hareket eden futbol insanları da kayıtsız kalmadı.
Tıpkı;
Kendilerinin takımlarından kovulduğu gibi işten çıkarılan,
Kulüplerinde işler yolunda olmadığı zaman maaş alamadıkları gibi maaşlarını alamayan,
Maç kaybettikleri zaman kaybettikleri primleri gibi işyerleri kapalı olduğu için yevmiyesini alamayan,
Kendilerinin sakatlandıkları gibi hastalanan,
Kendilerinin maça tutunmaları için destek istediği gibi hayata tutunmak için destek isteyen,
Kendilerinin başarısız oldukları zaman beklediği gibi hoşgörü ve anlayış bekleyen,
Sakatlık sürecince oynayamadıkları gibi iş bulamayan,
Sürekli maç kaybettikleri zaman gibi kazanmaya ihtiyacı olan,
Zor günlerinde ilgi ve sevgiye ihtiyaç duydukları gibi ilgi ve sevgi bekleyen,
Kadro dışı kaldıkları zaman tükendikleri gibi tükenen,
Kendilerinin golü yedikten sonra çaresiz bir şekilde oyuna yeniden başlaması gibi kriz hayata tutunmak zorunda olan,
Kendilerinin maç sonunda olduğu gibi yorgun ve bitkin olan insanlara yardım ettiler.
Tıpkı karıncalar ve arılarda olduğu gibi çalışkan ve toprak gibi anaçtılar... Kazanmayı değil faydayı gözetlediler... Bu kez insanlar rakip değil, kendilerindendi… Bu kez rakip olarak görmediler, hiç itiraz etmediler, çelme takmadılar, birilerini küçümsemediler, vakit geçirmek için top taca atmadılar, ofsayt’a düşmediler.
Bir yapboz oyunun parçaları gibi, yetenek ve becerilerini insanlıkları ile birleştirdiler.
Kalecinin doksana giden bir topu çelmesi gibi çeviktiler.
Gol atıldığı an gibi bizi sevindirdiler.
Şampiyonluk kupasını kaldırdıkları an gibi bizi gururlandırdılar.
Bir hayranı ile resim çektirdikleri gibi bizi mutlu ettiler.
İmzalı formalarını hediye eder gibiydiler.
Saha çıkarken olduğu gibi alkışlandılar.
Toplumsal bir varlık olarak da benzerlerine kendini beğendirip sevdirmeye, onların beğenilerini paylaşmaya, üzüntülerini gidermeye ve yaşama koşullarını iyileştirmeye çalıştılar. Gerektiğinde mağdur, yoksul ve yoksun insanlara ne ölçüde yararlı olabileceğini gösterdiler.
Bu zor günlerde futbol insanları; duruşları ile adamlık, yardımları ile kadim dostluk, sözleriyle can yoldaşlık örneği gösterdiler.
Sonucu felsefi bir söze bırakmak gerekirse: Yaşar Kemal’in dediği gibi “İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar...”{jcomments on}