Recep Cengiz- 27 Aralık 2021 Başarıyı yalnızca sonuçların belirlediği futbolumuzda hakem eleştirileri “huylu huyundan, deli soyundan, bir karış boyundan vazgeçmez” misali hep aynı devam ediyor.
Hakemler, kendi yönetim yetenek ve becerisinde değil, başkalarının değerlendirmeleri etkisinde, sürekli olarak yetersizlik, beceriksizlik veya birilerinin adamı olmakla suçlanıyorlar. Özellikle büyük takımların puan kaybettiği her maç bitiminde hakemler futbol sahasından değil, sorgu odasından çıkmış gibiler…
Hakemleri ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye sürekli ikiye bölmek ve sert eleştirinin normalleştirilmesi, aynı zamanda futbolun marka değerini kaybetme sürecidir. Buna paralel olarak hakemlerin taraflı oldukları algısının gelişmesi ve taraflı olmalarının normal kabul edilmesi güvenirliği zayıflatan önemli bir sorundur.
Her puan kaybı takımların değil hakemlerin eksik tarafını açığa çıkarıyor. Gördüğünü değil, görmesi gerekenleri çalan bir hakem profili yaratılıyor. Bunun doğal bir sonucu olarak hakemlere “güvensizlik” sezon boyunca belirli bir dinamik oluşturuyor ve şiddetin nedeni haline dönüşebiliyor. Bu durumda geriye sadece hata yapmamak için “yönet” denildiği için müsabaka yöneten, müsabaka yönetme coşku, aruz ve isteği kalmamış, hata yapma olasılığı yüksek hakem kalıyor.
Hakemlerin taraflı ve maçın önüne geçme duygularının olduğu sadece hakemlere değil, sahada mücadele eden futbolcuların emeğine karşı yapılmış bir haksızlıktır. Dolayısıyla, her puan kaybında hakemi merkeze koyan “nedensel” açıklamalar yerine hakemlere güvensizliğin nasıl sabitleştiğini ve hakemlerin taraflı olamayacaklarını anlamaya çalışmak, insanlarda “adil”, “dürüst” ve “tarafsız” müsabaka yönetilmeyeceği “önyargısı” istenmedik yanıltıcı bir durumdur.
Düşünmesi gerekenler ile düşündükleri arasında farklı olan yöneticilerin, kulüplerinin büyüklüğünü göstermesi için hakemleri eleştirmesi gerekmiyor. Kaygı, yöneticilerin rahatlıkla tartışmaya istekli oldukları duygusal bir deneyimdir. Ancak, hakemlerin “taraf tutmayacaklarını” veya “şike yapmayacaklarını” ama “hata yapabileceklerini” düşünmek mümkündür.
Hakemlerin hata yapmalarının birincil nedeni üzerlerinde yaratılan “baskı” sorunudur. Bu anlamda sorulması gereken soru baskı altında bir müsabakanın “nasıl” ideal yönetileceğidir.
Aslında üst düzey veya zorluk derecesi yüksek her müsabaka da baskı normaldir. Baskı direnç yaratılabilir ve yönetilebilirse avantaja dönüştürülebilir. Bir hakemin klasman atlaması bu tür baskıları kaldırabilecek yönetim becerisine sahip olduğunu işaret etmektedir.
Bir hakem müsabakayı ne kadar iyi yönetirse; kendi adını, birikimlerini o kadar iyi yönetiyor demektir. Hakemlerin sorunlarını çözmek yerine sorununu çözebilen, değişim ve gelişimini tamamlayabilen hakemler yetiştirmek önemlidir. Dolayısıyla baskı kaldıramayan, baskıya direnemeyen, kendini geliştir(e)men hakemlerin niyetleri değil “liyakatleri” yani “nasıl” üst klasman oldukları sorgulanmalıdır.{jcomments on}