Recep Cengiz- 16 Şubat 2022 Görüldüğü kadarıyla, kimi futbol insanımız (özellikle yöneticiler) futbolu en iyi kendilerinin bildiği kanısını taşıyorlar. Değerlendirmelerinin şaşmaz olduğuna inanıyorlar. Kural ve talimatları bir yana bırakarak, hakemlerin, kendi bakışları doğrultusunda karar vermesini sağlamak amacıyla yargıç söylemini seçiyorlar.
Eleştirilerinde üst düzey düşünme becerisi gerektiren oyun ve taktik hatalardan daha çok ‘hakem galip gelmemizi istemedi’, ‘Sayın başkanım, bunlar FETÖ’cü!’, ‘bu hakemler art niyetli’ veya ‘bunun hesabını soracağız’ gibi bilgi gerektirmeyen söylem ve tutumlarında baskıcı bir yan olduğunu görmezden geliyorlar.
Bu etkileşimin yarattığı baskıyı kaldıramayan birçok hakem elindeki düdüğü düşürmemek veya duvara asmamak için çaba sarf ediyor. Bu durum onlara hoş bir duygu vermiyor. Düdüğünü üflerken sanki nefesinin kesildiğini sadece kendisi değil izleyenler de hissediyor. Bu görüntü hakemlerde bir şeylerin ters gittiğinin kanıtı sayılıyor.
Bu süreç içerisinde hakemler, talimatlar gereği demeç veremediklerinden kendini savunamıyor. Bir refleks olarak. O zaman eleştirmecinin tavrı, eleştirinin dozu daha da acımasızlaşıyor, daha da kişiselleşiyor. Eleştiren, hakemleri Adana Demirspor kulüp başkanının, Beşiktaş maçı sonrası maçın hakemine yönelik FETÖ’cü suçlaması gibi en ağır sözlerle suçluyor.
Üst klasmana çıkmak için sayısız elemeden geçmiş, yüzlerce müsabaka yönetmiş yani kendisini kanıtlamış bu kişilerin ne sahtecilikleri kalıyor ne beceriksizlikleri ne yeteneksizlikleri ne de FETÖ’cü oldukları... Baskı altında kalan hakemler bir sonraki maçta aynı hatayı rakip takımlara tekrarlasa ‘eleştiriler pekişmiş’ oluyor, tekrarlamaması ‘ortalık tozdan, dumandan görünmez’ oluyor.
Üstelik, hoşgörülü olmak, soğukkanlı kalmak, üslubu yumuşak tutmak, hakem kararlarının kıran kırana tartışılmasına engel değil ki. Şunu da unutmamak gerek: Müsabakaların, öncesi ve sonrasında her sert eleştirileri, itham veya hakaret hafızalarda olumsuz iz bırakıyor. Müsabakadan daha uzun ömürlü oluyor. Yani “Sel gider, kum kalır” deyimini hatırlatıyor.
Eleştirmecilerin bu baskıcı tutumunun günümüz futbol anlayışı ve kültürel koşulları çerçevesinde biçimlendiğini düşünmek, acımasızca eleştirilerin en çok fanatiklerin işine yarayabileceğini söylemek bana herkesin göreviymiş gibi geliyor. Çünkü, FETÖ’cü örneği olduğu gibi suçlama ‘çamur at izi kalsın’ mantığı değilse, şikâyet edileceği kişi, Futbol Federasyonu Başkanı değil, Cumhuriyet Savcılığı’dır.
Bu hakemin ailesi, sosyal yaşantısı ve evine ekmek götürdüğü bir işi olduğu düşünüldüğünde Adana Demirspor kulüp başkanının, Beşiktaş maçı sonrası maçın hakemine yönelik FETÖ’cü suçlamasının ispatı zorunluluk arz ediyor.