Yrd.Doç.Dr.Recep CENGİZ- 19 Mayıs 2017Anlık kişisel kararlarla, rastlantısal başarılar elde etmek zorunda bırakılan Fenerbahçe ligden sonra kupaya da direnemedi.
Ancak, Fenerbahçe’nin maçı kaybetme nedeni, “son penaltının dışarı atılması” değildir.
Fenerbahçe ilk düğmesi yanlış iliklenmiş gömleğe benziyor.
Saha dışında,Başkan Aziz Yıldırım’da etik dışı davranma refleksi var. Yarattıkları yönetim kültürünün bir sonucu olarak hiçbir şekilde söylem ve davranışları etik kurallarla sınırlamak istemiyor, kendi kulübünün dışında “futbolun patronu” gibi davranıyor, “Ben yaptım, oldu” diyor, stadyumda “taraftar fırçalıyor”, salonda “rakip takım başkanını tokatlıyor“, televizyon programına bağlanıp yorumculara ayar veriyor.
Saha içinde, çok büyük bir iş yapılıyormuş gibi düşünen, oyuncu seçim ve tercihlerini neye göre yaptığı belli olmayan, yenilmişliği kafa da kabul etmiş, Kjaer’den fırça yiyen bir teknik direktör;penaltı atışlarında su zehirlenmesi yaşayan Volkan Demirel; sakat kurtarıcı Ozan ve hasta Volkan Şen’le“çaba sarf etti”ancak olmadı.Müsabakanın her anında:
- Neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını,
- Neye küfür, neye dua edeceğini,
- Neyin mantıklı, neyin mantıksız olduğunu,
- Neyin zekâ, neyin kurnazlık olduğunu,
- Neyi üretip, neyi tüketeceğini bilmeyen “Perişanbahçe” vardı.
Bu nedenle, Fenerbahçe’nin gücü; Adebayor, Emre Belezoğlu ve Volkan Babacan gibi birkaç üst düzey oyuncusu olan, oyun anlayışını “sürekli yenileyen”, Cengiz Ünder gibi “yeni yıldızlar yaratan” proje ve sistem takımı Başakşehir’ekarşı yetmedi. Çaba sarf etmek ve emek vermek arasındaki ince çizgi de “Başakşehirsadece tur atlamadı,kazandı”.
Futbolumuzun bugünkü ortamına göre “kulüp, medya ve taraftar ilişkilerinin performans ve kültürel boyutunda ideal yöntem ne olabilir?”sorusunun cevabı “Başakşehir”Spor kulübüdür.
Teknik direktör Abdullah Avcı ve ekibinin yönetim felsefesi “alay ve mektep” harmonisidir. Neyi, ne zaman, ne şekilde, kimlerle, nasıl ve niçin yapılacağı konusunda verilecek kararlarda beyin, ruh ve beden birlikteliğinin meyvesidir. Bu anlamda başarı sportif olduğu kadar yönetsel ve kültürel bir başarıdır.
Başakşehir takımı bizlere bir kez daha gösterdi ki proje takımlarında futbol;kurumsallaşma, planlama, strateji ve üretimin ritmi ile oynanıyor. Onun için yenmek veya yenilme fark etmiyor, sürekli “kendine güvenen”, “risk alabilen” bir futbol standardı var. Saha da görevlerini çok iyi bilen, kodlanmış bir arı kolonisi gibiydiler. Kurulan düzene hiç kimse itiraz etmiyor, ayrıcalık istemiyordu. Herkes bu beraberlik ve mücadelenin sürmesini istiyordu.
Abdullah Avcı’nın ilkeli futbol anlayışı, saha da doğruyu yanlıştan ayırmaya olanak bırakan omurgalı bir karaktere dönüşüyor. Futbolun realitesini bir kenara bırakmadan“kabul göreni değil olması gerekeni” yerine getirmek futbol severlerde hayranlık yaratıyor. Türk futbolunun da ihtiyacı olan bu değil mi? {jcomments on}