Yrd.Doç.Dr. Recep CENGİZ- 4 Şubat 2018Şenol Güneş ve Paul Le Guen maça başlarken, her an yenileceğinin farkında olan bir teknik direktör gibi savunmaya dayalı oyun anlayışını tercih ettiler.
Anlayış böyle olunca, Beşiktaşlı futbolcular, daha çok topa sahip olmaktan, Bursasporlu futbolcular ise önce çok koşmaktan sonra kaleci Harun’u izlemekten zevk aldılar!
***
Şenol Güneş, saha içinde futbolcuları ile yazılı iletişimi tercih ederken,Paul Le Guen, futbolcularının gözlerinin içine bakarak yalnızca beyinden beyine iletişim kuruyor.
***
Şenol Güneş’in oyuncu değişikliklerinde sonra maçı berabere bitirmesi bizlere; “ her kilit, ancak şifresine uygun anahtar ile açılır!” sözünü hatırlattı.
***
Şenol Güneş’in oyuncu değişikleri, üst raftan bal kavanozunu alayım derken, alt raftan bir kavanoz kırılmasına benziyor. Beşiktaş’ta her maç oyundan çıkanın yüzü sirke gibi… Oyundan hemen hemen her futbolcunun tepkili çıkması, takım içi rekabetin yüksek olmasının yanı sıra futbolcular arası saygının şüpheli olduğu izlenimi veriyor.
***
Saha da zamanın yetmediği ve zamanın geçmek bilmediği iki takım; cin gibi, fakat iyi niyetli bir futbolcu grubu ve kural dışı davranışların gereğini uygulamak için iyi niyetli bir hakem vardı.
***
Saha da takımdan ayrı ve farklı oynayan futbolcular vardı. Bursaspor, Beşiktaş’tan daha kaliteli, güçlü olduğu için değil daha akıllı ve hırslı oynadıkları için puan kazandı. Beşiktaş’ın bir güçlülük hakkı vardı, onu kullandı, maç berabere bitti.
***
Saha da beyninden önce bacak kaslarının kararı ile topa vuran futbolcular vardı.
***
Saha da top rakipteyken rakiplerinin yakınında olmakla, yanında olmak arasındaki farkı anlayamayan futbolcular vardı.
***
Bursasporlu futbolcuların formasındaki zeytin dalı anlamlıydı… Ancak, kale arkası tribünündeki bazı taraftarın ruhlarında zeytin dalı eksikti!
Beşiktaşlıların köşe vuruşu kazanması,Bursasporlu bazı taraftarların sahaya yabancı cisimler atması için bir taktikti!
Bursaspor-Beşiktaş dostluğunu zedeleyen şiddet olayları, düşündüğümüz gibi hakem kararlarının neden olduğu öfke patlaması ürünü değildi; bizzat fanatik taraftarların planladığı ve uygulamaya çalıştığı bir kışkırtmaydı.
Bu anlamda tribünde iki grup taraftar vardı:
İnsanlar duygu ve içgüdüsel davranışlarını kontrol edebildikleri sürece beynini kullanırlar. Beynimizi nasıl kullanmalıyız sorusunun yanıtı aslında zekâ kullanımı konusunda ne yapmalıyız sorusunun yanıtında saklıdır. Her köşe atışında saha bir şeyler fırlatan bu kişiler, beynini bilip de, onun zekâ üretiminden haberi olmayan birileri gibiydi!
2. Coşkulu bir şekilde takımlarını destekleyenler:
Bu taraftarın, futbolcularına duygusal açıdan nasıl bir destek sağlayacaklarına dair zamanları, takımlarına zarar veren taraftarları engelleyecek fikirleri yoktu.
***
Bursa’da, Beşiktaşlı olmak hoş değil, kimileri için bir eziyet hissi, kimileri için kendilerine yönelik bir nefret... İyisi mi, Beşiktaşlılık, Bayern Münih maçına kalsın!{jcomments on}