Habertürk Gazetesi’nin yayın hayatına girdiği 2009 Mart ayında Mesut Özil’in Alman Milli Takımını tercih etmesini ilk yazı konusu olarak kaleme almıştım. “Kimlik Muhasebesi” başlıklı yazıda Mesut’u anlayabilmek için kendisi gibi çift kimlikli olan Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler kitabından alıntılar yaparak şunlara değinmiştim:
“Kimlik öyle bir çırpıda verilmez, yaşam boyunca oluşur ve değişir..
…O’nu “yol ayırımı”na götüren süreci anlamaya çalışmak. Almanya’yı tercih eden Mesut bu kararından dolayı acımasızca eleştirilerle ve hatta “hain” ya da “dönek” suçlamalarıyla karşılaştı. Maalouf niçin “Ölümcül Kimlikler” kitabını yazmış biliyor musunuz? Kendisini “daha çok Fransız” mı, yoksa “daha çok Lübnanlı’ mı hissettiği sorularından bıkmış da ondan. “Her ikisi de!” deyip kestirip atmak istemiş ama peşini bırakmamışlar. –“Yani ‘yarı Fransız yarı Lübnanlımısınız’? diye sormuşlar. Maalouf “hiç de değil!” demiş ve eklemiş: Kimlik bölmelere ayrılamaz. O ne yarımlardan oluşur, ne de kuşatılmış diyarlardan.”
O yazımda söylemeye çalıştığımı biraz daha açayım:Bu kadar sofistike, karmaşık konuları bir iki görüşme ile halledeceğini sanarak, uzun erimli çabalar harcamadan Türk usulü, kestirmeden bu konuları anlayıp çözeceğimizi zannetmek boşunadır.
Aradan zaman geçti. Malik, Serdar ve Mesut “yuvadan uçup” üstelik Mesut Özil bizim katılamadığımız Dünya Kupasında Almanya forması ile döktürmeye başlayınca bu muhasebe defterleri yeniden açıldı. Özil, kimlik muhasebesi yaparken bize de vicdan muhasebesi yapmak düştü.
“Özil’i kazanmak için gereken yapılmış mıydı?”, “Fatih Terim gereğini yapmış mıydı?” vesaire…
“benim aracı olmamı istedi”, “Türkiye gereğini yaptı”, “Terim’in gerekli çabayı gösterdiğine tanığım, üç tane yardımcısını onunla görüşmeye gönderdi”,
Önce Erman Toroğlu ve Tayfun Bayındır sonra da Mahmut Özgener gönüllü avukatlığa soyunarak Terim’i koruma kollama görevini başarıyla(!) üstlendiler.
Ayrıca neden sadece Fatih Terim’in görevi olarak görüldüğünü anlamak da zor. Bu durumda Türk kökenli çocukları “millileştirmek” Hiddink’e mi düşüyor!
Bu tür yorumları görünce “hiç ders almamışız” diye üzülüyorum.
Madem ısrarla “gereğini yaptık” diyorsunuz, öyleyse ben de Almanlar ne tür “gereksiz” işler yapmış diye biraz arşive baktım :
Altıntopları Türkiye’ye kaptıran Almanya Milli Takım eski teknik direktörü Jürgen Klinsmann ve 21 yaş altı takımını çalıştıran Dieter Eilts Almanya’daki Türk futbolcu potansiyelini yakından izleyerek onlarla ilgilendiler. Sonra sürece Löw katıldı. Üstelik Almanlar bu işi sadece “hocalarına” da bırakmayarak, milli takımlarını tercih etmeyen futbolcuları vatandaşlıktan çıkartan ağır ve yaptırımı yüksek bir yasa çıkardılar.
O zaman da yazmıştım:
“Elbette bu basit bir olay, kolay birkarar değildir Mesut için..Bu olaya başka açılardanbakılmalıdır. ‘Babasını aradık’ ve ‘Milli Takımımızdao formayı giymeninonurunu duyacak’, söylemleri dışında ‘derin’ sosyolojik bir analize ihtiyaç vardır.”
“Terim gereğini yaptı” korosuna naçizane tavsiyem de budur.{jcomments on}