Ahmet Talimciler- 4 Kasım 2013 3 Kasım Pazar günü Fenerbahçe kulübü üyeleri kulübün yeni(eskimeyen) başkanını seçmek için kongreye oy vermeye gidecekler.
Son iki haftadır basın toplantıları üzerinden yapılan açıklamaları dikkatle izlediğimizde, bu kongrenin sadece bir yönetim değişikliği meselesi olmadığını -bundan çok daha önemli 3 Temmuz sürecinin hesaplaşması olduğunu- görüyoruz. Fenerbahçe kulübü başkanı Aziz Yıldırım da zaten bu noktaya sık sık vurgu yapıyor.
3 Temmuz sürecini şike yapıp yapmama meselesinden ustaca uzaklaştıran Yıldırım, sonucu belli olan bir seçim sürecinde yine benzer manevralar yapmaya devam ediyor. ‘Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe’ diyerek Metris cezaevinden mektuplar yollayan Yıldırım, 1 Kasım Cuma günü yaptığı toplantının bitiminde yine benzer cümleler kurmaya devam etti: ‘Aziz Yıldırım Fenerbahçeli olmak için değil, Fenerbahçeli ölmek için buradadır’. İşin içerisine ölümü ve kendinizi feda etmeyi koyduğunuzda buna atfedilecek değerlerin de değiştiğini görebilirsiniz. Aklı değil duyguları ön planda tutan cümlelerdir bunlar ve Fenerbahçe’de taraftarlara yönelik bütün açıklamalar hep bu yaklaşım üzerinden yürütülmüştür/yürütülmektedir.
Fenerbahçe Spor Kulübü hiç tartışmasız ülkemizin en büyük spor kulübüdür ve yaşadığı şike sürecine rağmen ayakta kalabilmeyi hatta yaşadıklarından güçlenerek çıkabilmeyi başarabilmiştir. Bunda hiç kuşkusuz en büyük pay sahibi ise Aziz Yıldırım’dır ve kendisi bırakmadığı ya da yargı kararları ile bırakmak zorunda kalmadığı sürece Aziz Yıldırım kulüp başkanı olarak görevini sürdürecektir.
İşte tam bu noktada Fenerbahçe kongre üyeleri ve milyonlarca taraftarı asıl sorunla karşı karşıya bırakılmış olmaktadır. Fenerbahçe gibi ülke sporunu yönlendiren bir kulübün seçimlerinin ‘şike yapmış olup olmamak ile kulübün üzerindeki lekeyi kaldırmak’ arasında sıkışmış olması büyük bir talihsizliktir. Oysa yüz altı yaşını tamamlayan bir çınarın, ardındaki potansiyeli bir dünya kulübü haline dönüştürecek alternatifleri devreye sokabilecek yönetsel zihniyetleri tartışmaları ve bu doğrultuda bir tercih yapmalarını beklemek herkesin hakkıydı.
Çünkü bu doğrultuda atacakları her adım sadece kendi kulüplerinin menfaatlerini değil aynı zamanda ülke sporunun gideceği doğrultunun belirlenmesi açısından da önem arz edecekti. Ne yazık ki ülkenin en büyük spor kulübü 3 Temmuz hesaplaşmasının arkasında ‘kupayı verip vermeme, Galatasaray tarafından istenilen başkan adayı olup olmama ya da Fenerbahçe sözü edilen sezonda şike yapıp yapmadığı’ gibi soruların kafa karışıklığı yarattığı toplantıların arkasından yine gerçek gündemi ve geleceğini kaçırıyor!{jcomments on}