Doç.Dr. Ahmet Talimciler- 2 Aralık 2013 Türkiye’de toplumsal hayatın diğer alanlarda olduğu gibi futbol alanında da sorunları gerçek anlamda çözmek yerine geçiştirme yoluna gitme uygulaması bize özgü garabetler yaratmaya devam ediyor.
Şike sürecinin yaşandığı dönemde futbol federasyonunun ‘seyircisiz maç oynama cezasını’ kaldırmak suretiyle bu karşılaşmaları ‘kadın ve çocuklara’ yönelik olarak oynatma kararı, yaşanan hengame içerisinde dünyaya örnek gösterilecek uygulama olarak lanse edilmişti. Oysa ki böylesi bir uygulama daha başından itibaren kadınları ‘ötekileştiren’ ve futbol sahalarında yok farz eden erkeksi zihniyet kalıplarının yansımasından başka bir şey değildi. Ne yazık ki ülkemizdeki kadın örgütleri bu çifte standart konusunda seslerini yeterince yükseltmediler ve kendilerine reva görülen bu yaklaşımı kabullendiler. Pazartesi gecesi Beşiktaş ile Torku Konyaspor arasında oynanan karşılaşmada tribünlerde yer alan az sayıdaki kadın ve çocukların sesleri ekranlarda yankılanırken, tribünlerde açılan bir pankart durumu özetliyordu: BU MAÇ SEYİRCİSİZ İSE BİZ NEYİZ!
Futbol ve futbol sahalarında yaşananlar aslında olayın görünen ya da başka bir deyişle görünmesine müsaade edilen boyutudur. Asıl gerçeklik için daha derinlere inmek ve olan biteni yakalamak gerekmektedir. Bu yapılmadığı müddetçe de, çıkartılan ya da çıkartılacak yasalarla futbol sahalarındaki şiddetin önüne geçilemez. Olayların önlenmesi için çıkartılan ‘şiddet yasaları’ sonucunda verilen cezalarda topluca tüm taraftarların cezalandırılması mantığı, özü itibariyle olay çıkartan kesimlerin işine yaramakta, mağduriyet psikolojisini/edebiyatını güçlendirmektedir. Şiddet kullanarak istedikleri sonuçları elde edebilen grupların bu süreçteki asıl kazanımları genç kitlenin gözünde yüceltilmeleridir. Bu durum öylesine büyük bir kartopu etkisi yaratmaktadır ki, ‘eğer bizim istediğimiz yapmazsanız sahayı kapattırırız, olay çıkartır, ceza aldırırız’ tehditleri futbol/kulüp sevgisinin önüne geçebilmektedir. Böylesi bir anlayışın meşrulaştırılmasına olanak sağlayan ‘seyircisiz oynama’ gibi tuhaf uygulamalar da işin tuzu biberi görevini üstlenmektedir. Olaylara karışmayan ve takımını desteklemek isteyen taraftarlar ise yaşananlar sonrasında gerçek anlamda cezalandırılmakta ve mağdur edilmektedirler.
Güvenlik güçlerinin sayısının arttırılması ya da rakip takım taraftarlarının stadyumlara, spor salonlarına alınmaması spor sahalarındaki şiddeti ortadan kaldırmamaktadır. Şiddetle mücadele edeceksek hep birlikte topyekun bir anlayış içerisinde adaleti ve eşitliği ön plana çıkartacak bir stratejiyi hayata geçirmek durumundayız. Yaşanan tüm gelişmelerin odak noktasını stadyumlarda ve spor sahalarındaki taraftarların/insanların haklarının korunması olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.{jcomments on}