Doç.Dr.Ahmet Talimciler- 25 Kasım 2013 Türkiye’de sporun son yıllarda giderek daha fazla kan kaybetmesine ve uluslararası arenada köşeye sıkışmasına neden olan doping skandalları konusunda Gençlik ve Spor Bakanlığının son dönemde uygulamaya soktuğu sıfır tolerans politikası üzerinde durulmayı hak ediyor.
Birbiri arkasına atletizm, halter ve vücut geliştirme sporcularından gelen doping haberleri ile başı iyice ağrıyan bakanlık, önce ödül yönetmeliğini gözden geçirme yoluna gitti ki bu son derece önemli bir adımdı. Olimpiyat şampiyonu olan bir sporcunun bir milyon liraya yakın bir ödül almasını sağlayan düzenlemenin genç sporcular için parayı ön plana almalarına vesile olduğunu söylemeye herhalde gerek yok. Hayatınızın vuruşunu yapmanızı sağlayacak olan ödüle giden yolda her şeyin mübah olabileceği düşüncesi ağır basacaktır. 1980 sonrası uygulamaya konan ve toplumsal ahlakın yerle bir olmasına yol açan bireyselci mantığın, spor alanındaki etkilerin son yıllarda fazlasıyla yaşıyoruz. Milli takım kampında bulunan atletlerin doping kontrollünden kaçmak için kampı pencerelerden terk etmeleri, olimpiyat madalyası kazanan sporcularınızın kendi ülkenizde düzenlenen Akdeniz Oyunları takımına bile çağrılmaması sadece bizim dikkatimizi çekmiyor, Dünya Anti Doping Ajansı(WADA)nın da ilgisini çekiyor.
Geçtiğimiz ay bir vücut geliştirme sporcusunun kullandığı yasak maddeler sonrasında ölmesi ile yasadışı doping ilaçları tekrar gündeme geldi. Ülkemizin bu türden ilaçlara ulaşabilmek isteyenler açısından son derece uygun bir ortam sunduğunu ve bu konuda özellikle antrenörlerin de aracı bir rol oynadığını gazetelerden öğrendik. Spor Genel Müdürlüğü yaptığı teftişlerde bu doğrultuda doping ilacı satımında rol oynayan 7 antrenörün belgelerinin ömür boyu iptal edilmesini ve 1-5 yıl arası hapis cezası ile yargılanmalarını istedi. Spor sahalarında yaşadığımız doping sorunu ile mücadele yolunda atılan bu adımların önemli bir caydırıcılık yaratacağına inanıyorum ancak tüm bu yapılacak olan düzenlemeler buzdağının yüzeyde kalan kısmını içermektedir. Asıl sıkıntı daha derinlerde yatmaktadır ve ülkemizde spora dair algıları gözden geçirmeden ve spordaki fosilleşmiş bürokratik mekanizmaları ortadan kaldırmadan doping sorununu çözebilmek mümkün görünmemektedir. Sportif alanda elde edilen başarılar imrenme etkisi yaratır ve çocukların medyada yer alan şöhretlerin yaptığı spor dallarına yönelmelerini sağlar. Doping yapmış sporcusunun adını bu çocukların yetişmesine vesile olacak tesislere veren bir ülkenin dopingle kararlı bir şekilde mücadele edebilmesi inandırıcı olmayacaktır. Sporu madalya ve başarı ile algılayan ve bu doğrultuda kazanmak için her yola başvurulması gerektiğini düşünen zihniyetle sadece yasalar aracılığıyla mücadele edemezsiniz! Top yekun bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var ve bunun yolu sporu yeniden tanımlamaktan geçiyor.{jcomments on}