Doç.Dr.Ahmet Talimciler- 23 Aralık 2013 Şike sürecinin ülke futbolu üzerinde yarattığı derin etkilerin ceremesini hep birlikte çekmeye devam ediyoruz.
Yaşadıkları ile hesaplaşmayan ve sonuçları ortaya koyamayan bir toplumsal kültürün yansımaları ne yazık ki çok daha acı sonuçlarla yüzünüze çarpmaya devam ediyor. Türkiye’de futbol, kutuplaşmanın aracı bir alan olarak her geçen gün daha fazla kitleler arasındaki husumetin açılmasına neden oluyor. Tabii ki bütün bunların yaşanmasında ülkenin içinden geçmekte olduğu politik ayrışmanın da büyük etkisi var ve Gezi Parkı sonrası, futbol işte bu ayrışma kültürünün kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında geliyor. Beşiktaş’ın karşılaşmalarında sürekli olarak olmayacak olayların yaşanması kuşkuları arttırıyor. Gerçekten de Beşiktaş’ın gerek Galatasaray ile Olimpiyat stadyumunda oynadığı karşılaşmada sahaya girenler gerekse de Kasımpaşa karşılaşmasında sahaya girmekle kalmayıp Fernandes’e tekme atmak suretiyle ortalığı karıştıran ‘meczup’a kadar bütün yaşananlar futbol dışı nedenlerin yansımaları. Buna karşılık bütün bu yaşananlardan en fazla zararlı çıkan ise Beşiktaş kulübüdür. Kulübün başına gelenler sadece bunlarla da sınırlı değil, dünyada eşi benzeri olmayan bir futbolcunun elindeki bir topla birlikte Beşiktaş’ın atağını ceza sahası içinde kesmesi de yine bu maçta yaşandı. Üstelik bu acayip eylemi yapan anlaşıldığı üzere bize çok çabuk uyum sağlayan Hollandalı bir futbolcuydu.
Kuralların yerle bir olduğu, herkesin kendi hakkının peşinden koştuğu bir yapının futbolda da benzer sonuçlara yol açması kaçınılmazdır. Dürüstlüğün ve adaletin peşinde koşanların önünün kesildiği buna karşılık gayrı ciddiliğin ve kural dışılığın önünün açıldığı bir yerde futbolda kendi payına düşeni fazlasıyla alır! Fernandes’e sevgilerini sunmak için sahaya girdiğini söyleyen zatın açıklamalarını alkışlar eşliğinde ve sevgi gösterileri ile yaptığı bir ülkede, hakikaten işimiz çok ama çok zor! Bütün bu rasyonel olmayan davranışlara eşlik eden ve futboldaki yapının en önemli sorumlusu olan Futbol Federasyonu başkanının açıklamalarıyla, kendi hakkı olduğunu savunmak için giderek daha kışkırtıcı söylemler kullanan Trabzonspor kulübü başkanının demeçleri adeta birbirini tamamlıyor. Herkesin kendisini haklı gördüğü ve kendi hakkını bir diğerine kabul ettirmeye çalıştığı rejimlerin adı demokrasi değildir. Gerçi daha önceki federasyon başkanlarımızdan birisi de futbolda demokrasi yoktur dememiş miydi?
Futbol üzerinden yaşanan şiddete vurgu yapmaya devam ediyoruz, ancak düşmanlık boyutundaki mücadele spor salonlarında da iliklerimize kadar işlemeyi sürdürüyor. Pınar Karşıyaka ile Galatasaray Liv Hospital takımları arasındaki husumet giderek daha fazla çirkinleşmeye ve sporun ruhuna hiç yakışmayan bir hal almaya başladı. Eyyamcı yönetim zihniyetinin her alanda olduğu gibi spor sahalarında da şiddeti beslediğini unutmayalım.{jcomments on}