Geçmişten Geleceğe Türk Futbolunun Toplumsal Bağları
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Ahmet TALİMCİLER Geçmişten Geleceğe Türk Futbolunun Toplumsal Bağları

Geçmişten Geleceğe Türk Futbolunun Toplumsal Bağları

alt

Ahmet Talimciler- 29 Kasım 2010

Türkiye’de futbolun neden bu denli ön planda yer aldığı sorusunun cevabı,  biraz da futbolun kendi yapısındaki özelliklerinden ileri gelmektedir.

Futbol,  diğer spor dallarından hem daha yaygın hem daha simgesel bir toplumsal ifade kanalı açarak gelişebildiği için yüklenmiş olduğu anlamların,  toplumsal yaşama yansımaları diğer spor dallarından daha fazla olmuştur. Türkiye’de futbol ve futbol kulüplerinin gelişimi incelendiğinde; üç büyükler olarak isimlendirilen Beşiktaş,  Fenerbahçe ve Galatasaray’ın önemli tarihsel işlevleri yerine getirdikleri,  Türkiye’de futbolun kurumsallaşması ve geniş kitlelerle buluşmasında öncülük rolü üstlendikleri görülecektir. Bu kulüpler; Osmanlı Devletinin son yıllarına , yaşanan savaşlara ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze değin geçirdiği aşamalara  tanıklık etmekle kalmayıp yaşanan toplumsal değişmelerin futbol aracılığı ile topluma yansımasına da katkıda bulunmuşlardır. Türkiye’de futbolun gelişme  sürecini  dört dönemde inceleyebiliriz: a)Kuruluş dönemi(1890-1950) b)1951-1980 dönemi c)1980-1990 d)1990 ve sonrası

A. KURULUŞ DÖNEMİ(1890-1950)

Türkiye’de futbol,  ilk oynanmaya başlandığı andan itibaren politik bir kimlik kazanmıştır ve futbol-iktidar arasında kurulan bu  ilişki,  iktidarda yer alan aktörler değişse de önemini kaybetmeden sürmeye devam etmiştir. İstanbul ve İzmir’de kurulan Türk takımlarının kuruluş gerekçeleri birbirine benzemektedir. Bu takımlar sadece birer futbol takımı olmanın ötesinde anlam ve sembolleri de daha kuruldukları andan itibaren taşımaya başlayacaklar ve  yabancı egemenliğine karşı direnişin birer sembolü olarak,  sportif sahada mücadele vereceklerdir. Meşrutiyetin ardından gelen özgürlükçü ortamla birlikte futbol üzerinde etkili olan baskı ortamı ortadan kalkacak ve futbola farklı bir bakış egemen olacaktır. “II. Abdülhamit dönemi sona erdiğinde ve anayasal düzen etkin olduğunda Türk aydınları,  bu oyunun Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde ve ulus olma yolunda yararlı olacağını düşünmüşlerdir. Böylece,  futbol bir oyun olmanın ötesinde,  ideolojik bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır…Futbol gibi büyük kitleler tarafından kolaylıkla kabul edilecek bir sporun,  kitleleri milliyetçilik ve yurtseverlik çerçevesinde mobilize etme”(Okay,2002,1-10). anlayışı özellikle İttihatçıların futbola duydukları ilgiyi ortaya koymaktadır. Türkiye’de futbol,  ilk oynanmaya başlandığı günler olan Osmanlının son dönemlerinden 1930’lu yıllara kadara ‘biz’ kimliğinin inşasında kullanılmıştır. Osmanlının son yıllarında Türk gençleri azınlıklara karşı Türklüğü temsil etmek amacıyla futbol takımları kurmuşlar ve bu yolla kendilerini kanıtlamaya çalışmışlardır.

Türkiye’de futbol-siyasal iktidar ilişkisinin temelleri İttihat Terakki döneminde atılacaktır. İttihat Terakki İzmir’de olduğu gibi İstanbul’daki futbol kulüpleri üzerinde de etkin olacaktır. İstanbul’da önce Fenerbahçe ile ilgilenecekler ve ilk kez bir siyasal partinin üyesi ve bakanı bir spor kulübünün başına geçecektir. 1917 yılında Fenerbahçe başkanlığına gelen Nafia Nazırı Hulusi Bey’le birlikte Türkiye’de ‘Futbol-Siyasal İktidar İlişkisinin’ ilk örneği yaşanmış olacaktır. Bu durum aynı zamanda bugün Fenerbahçe Cumhuriyeti olarak adlandırılan sürecin daha iyi anlaşılabilmesi açısından da son derece önemlidir. Fenerbahçe spor kulübü daha o yıllardan itibaren,  iktidarlar ile doğrudan bağlantı içerisinde bulunmuş ve kendi içerisinde yer alan farklı grupların varlığına rağmen daima iktidarın yanında ve içinde yer almayı başarmıştır.Tek parti iktidarı döneminde üç büyük kulübün yönetiminde iktidarlarla doğrudan bağlantılı kişiler yer almıştır. Şükrü Saraçoğlu-Recep Peker ve Necmettin Sadak isimler görev almıştır.

Bu dönem Türk futbolundaki sporcu-yönetici tipinin görüldüğü dönem olarak da son derece büyük önem taşımaktadır. Futbol kulüplerini kuran ve onu yönetenler aynı zamanda o kulüplerin birer oyuncusu olarak da tarihteki yerlerini alacaklardır. Futbolcuların mahalle aralarında, okullarda yetiştiği ve amatör bir aşkla oynadıkları(dönemin sonuna doğru gizli profesyonellik oluşmaya başlayacaktır) ve koşulların tıpkı ülkenin diğer alanlarında olduğu gibi son derece zor ve sıkıntılı olduğu bir dönem olacaktır. Futbol, bu yıllarda ülkenin tamamına yayılma başarısına henüz erişmemiş ve futbolun basınla olan irtibatı da gelişmemiştir.

B. 1951-1980 DÖNEMİ

1950’li yıllar Türkiye’de yaşanan hükümet ve ekonomik zihniyet değişiminin futbola da yansıyacağı yıllar olacaktır. Profesyonelliğin kabulü ile birlikte transferler hız kazanacak ve Türk futbolu Milli Lige doğru bir gelişme içine girecektir. Milli Küme olarak adlandırılan Türkiye 1.liginin kurulduğu 1959 yılı aynı zamanda Spor-Toto kanunun da kabul edileceği yıl olacaktır. Bu dönemin en büyük özelliği ise futbol-siyasal iktidar ilişkisinin kendisini göstermeye devam ediyor olmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi sonrası iktidara gelen Demokrat Partinin kurmayları da futbolla yakın bir bağlantı içindedirler. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde 3 Fenerbahçe yöneticisi(Osman Kavrakoğlu-Zeki Rıza Sporel ve Firuzan Tekil) Demokrat Parti’den milletvekili seçildiler. Fenerbahçe’nin 1950-1960 döneminde başkanlığını yürüten isimlerden sadece Ali Muhiddin Hacıbekir dışındaki bütün başkanları aynı zamanda DP milletvekilleri idiler.

1960’lı yıllar dünyada gelişen özgürlük ve demokrasi rüzgarlarının Türkiye’de de kendisini hissettirdiği bir dönemi kapsayacaktı. 1961 anayasası sonrasında gelişen özgürlükçü ortam sportif faaliyetler alanında da hissedilecektir. “1960’lı yılların ortalarına gelirken,  yerel basından ‘ulusal basın’a geçilmesinin de etkisiyle,  sporun ve özellikle futbolun çevresinde geniş bir kamuoyu oluşmuştu. İstanbul’da,  Ankara’da,  İzmir’de,  bu üç kentin takımları arasında oynanan Birinci Türkiye ligi maçları,  birkaç gün geriden değil,  anında izlenebiliyordu. Dahası,  bir yandan doyuma yaklaşan İstanbul ve İzmir sermayesinin önce komşu illere,  sonra Türkiye’ye yayılması,  bazı yerel il pazarlarında yerel sermayeyle rekabete,  sürtüşmeye yol açıyor. 1963’de başlatılan Planlı Kalkınma döneminin teşvik önlemleriyle yerel sermayenin yer yer İstanbul’a,  İzmir’e kafa tutabilmesinin zemini yaratılıyordu. Kısacası ‘kentler arası rekabet’ için çok uygun bir ortam vardı” (Fişek,  1985,  149). Bu rekabetin futbol sahalarında kendini gösterebilmesi için il ve ilçeler bazında çok sayıda kulüp kurulacaktı. Bu kulüplerden bazıları; Bursa spor (1963)-Eskişehir spor(1965)-Adana spor(1965)-Samsun spor(1965)-Denizli spor(1966)-Trabzon spor(1967). Bu kulüplerin ortaya çıkışı,  aynı kentte mücadele veren kulüplerin bir araya gelip,  güçlerini birleştirmeleri sonucudur. Örneğin Trabzon spor kulübü  2 Ağustos 1967’de Trabzon İdman Ocağı-Trabzon İdman Gücü-Karadeniz Gücü ve Martı spor takımlarının bir araya gelmesi ile kurulmuştur. Kuruluşunun hemen ardından gelen yıllarda Türkiye’de üç büyüklere kök söktürecek ve Es-Es efsanesini yaratacak olan Eskişehir spor kulübü, 19 Haziran 1965’de Akademi Gençlik-Eskişehir İdman Yurdu ve Yıldıztepe kulüplerinin katılımları ile kurulacaktır.Türkiye ikinci ve üçüncü liglerinin kurulması ile birlikte Türkiye’de sporun futbolla olan özdeşleşme süreci hızlanacak ve futbol büyümeye başlayan Anadolu sermayesinin de etkisi ile birlikte bütün Anadolu’ya hızla yayılacaktır.

         1970’lerin tüm olumsuz koşullarına karşın birinci futbol liglerinde ilk kez bir Anadolu takımı Trabzon spor şampiyonluğa ulaşacak ve üst üste elde ettiği başarılarla İstanbul temsilcilerine tek başına kafa tutacaktır. Trabzon sporun şampiyonluğu kısa süre içinde tüm Anadolu’da etkisini gösterecek ve İstanbul takımlarına yönelik antipati Trabzon sporun taraftar sayısının artmasına neden olacaktır. Üç büyük kulübün başında yer alan isimler,  bu dönemde de siyasal iktidara yakın olan kişilerden seçilmiştir. Faruk Ilgaz, Talat Asal ve Suphi Batur; üç büyüklerin iktidar partisi ile olan ilişkilerinde önemli isimlerdir.

C. 1980-1990 DÖNEMİ

         1980’li yıllar futbolun iktidar tarafından ön plana çıkartıldığı ve futbolun siyasetin boşalttığı alana ikame edilmeye başlandığı yıllar olmuştur. Bu dönemde uygulanan neo-liberal politikaların geniş kitlelerle buluşmasında futboldan da yararlanılmış ve bu oyun üzerinden yaratılan gerçeklik kurgusu (medya-iktidar partisi-futbol otoritelerinin etkisi ile) aracılığıyla yeni ekonomik anlayışa uygun bir çerçevede örgütlenmesi sağlanmıştır.

Sporun siyasal meşrulaştırma süreçleriyle ilişkisi anlamında ülkemizde özellikle 1980 sonrası yaşanan ekonomik ve toplumsal değişimler futbol ile birlikte gitmiş ve futbol kulüplerinin yönetiminde 80 sonrası zengin olmuş bir takım adamlar yer almaya başlamıştır. Bu kişiler futbolu sosyal bir statü simgesi olarak kullanmakta ve kulüp üzerinden güç ağları içerisine girerek dokunulmazlıklar,  ayrıcalıklar elde etmek amacındadırlar.

1980-1990 arasında üç büyük kulübün başkanlığını yapan isimler incelendiğinde; bu dönemi Beşiktaş kulübü eski MİT görevlisi Süleyman Seba’nın başkanlığında tamamlarken, Fenerbahçe kulübünde ise iş adamı, müteahhit kimliğine sahip zengin başkan tipinin etkisi bu dönemde de sürmektedir. Ali Şen,  Tahsin Kaya ve Metin Aşık bu başkan tipinin tipik örnekleri olacaklardır. Mekteb-i Sultani geleneğini yönetim kurulları ve başkan seçiminde de sürdüren Galatasaray kulübünde ise; Prof.Dr. Ali Uras  ve ardından iktidar partisi milletvekili ve iç işleri bakanı olan Ali Tanrıyar başkanlık yapacaklardır. 1970’li yılların ortasından itibaren Türk futboluna yeni bir soluk kazandıran ve şampiyonluğu İstanbul’dan Anadolu’ya taşıyan ilk ve tek takım olan Trabzonspor kulübünün bu dönemdeki başkanı olan Mehmet Ali Yılmaz da,  iş adamı ve siyasetçi başkan tiplemesine uymaktadır. Paul Hoch’un ‘Sporun iktidar yapısı ve onun ideolojisi,  ülkedeki iktidar yapısını büyük ölçüde yansıtır,  tekrarlar’ sözünün bu dönemde Türkiye’deki futbol örgütlenmesinde kendisini gösterdiğini ve yerel işadamları, mülki amirler ve belediye başkanlarının kulüp yönetimlerinde görev aldıklarını yaşanan örneklerde sıkça görmekteyiz.

D. 1990 VE SONRASI

Futbolun 1980’li yıllarda ön plana geçmesinde dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerin ve bu gelişmeleri sağlayan ideolojik yapı ile futbol arasındaki birlikteliğin son derece önemli bir yeri bulunmaktadır. 1980’lerde tüm dünyada yaşanan liberal dalga futbolu da etkilemiş ve futbolun metalaşma sürecinin hızlanmasına neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde bireysel kimlikler ve farklılıklar ön plana geçirilirken,  tüketim ve tüketimi sağlayacak olan düzenekler  büyük önem kazanmakta ve hayatın her alanı  ‘metalaştırılmakta’dır.

1980’lerin sonu 1990’lı yılların başlarında gerçekleşen özel televizyonların kurulması ile birlikte televizyonun egemenliği hızla artacaktır. Futbolun sosyal yapı ile kurmuş olduğu değerler transferinde medya çok önemli bir yer işgal etmektedir. Medya,  evrensel standartlara uymayan ideolojik yaklaşımları normalleştirerek yeniden üretmekte ya da yeniden üretirken normalleştirmektedir. Bu açıdan medyanın kullanmış olduğu dil aracılığı ile varolan güç ve iktidar ilişkileri sürdürülmektedir.  ‘Başarıya tapınmanın, güçlüden yana olmanın, yenmenin yüceltildiği/kutsandığı buna karşın mağlubiyetin,  ikinciliğin,  mücadele etmenin yok sayıldığı bir anlayış futbol üzerine yapılan yorumlar ile topluma sunulmuştur. ‘Kazanmak için her yol mubahtır’ söylemine sık sık gönderme yapılırken ‘oyunun kuralları herkes için eşittir’ söylemi de unutulmamıştır. Medya ile birlikteliği öncesinde hayatımızda sıra dışı bir yan oluşturan futbol,  bugün hayatlarımızın sıradanlaşmasını hızlandırmaktadır.

         Futbol gibi büyük bir rantın döndüğü alanın mafya tarafından göz ardı edilebilmesi söz konusu değildir. Futbol,  mafya liderleri için iki yönlü bir çekim alanıdır. Hem futbolda büyük paralar söz konusudur hem de futbol kulüpleri üzerinden kendi meşruiyetlerini sağlamanın yolunu bulmaktadırlar,  gerçek kimlikleri ile giremeyecekleri ortamlara,  kulüp kartı ile girebilmekteler. Futbol sahalarında yaşanan şiddet ve kokuşmuşluk çarkı içinde kimlerin nasıl yer aldığı konusunda bilgi sahibi olan futbol medyası da bu duruma karşı yeterince sesini yükselt(e)memektedir.  Ayrıca kulüp başkanları ve amigolar arasında kurulan tehlikeli yakınlaşma da kendisini futbol sahalarında yaşanan şiddet boyutu ile hissettirmekte ve futbol sahaları her geçen gün daha fazla şiddet yaşanmaktadır.  

         1990 ve sonrası dönemde üç büyüklerin yönetim kademesinde bir önceki dönemin tekrarı yaşanmaktadır. Özellikle Fenerbahçe kulübü bunun en tipik örneğidir. Metin Aşık,  Güven Sazak,  Hasan Özaydın,  Ali Şen  ve Aziz Yıldırım “kulüp yönetimlerinin,  ülkenin kapitalistleşmesine paralel olarak ‘para babaları’na geçtiğinin açık kanıtıdır. Artık ‘parası olana düdüğü çalar’ dönemine girilmiştir…Yeni başkanlar için,  kulüp de bir nevi ‘şirket’ti. Özellikle son başkan Aziz Yıldırım döneminde ‘tesisleşme’ye hız verilirken,  şirketleşme ve ardından holdingleşmeye yönelik çabaların da hız kazanması ve gerçekleşmesi de giderek daha da ‘kapitalistleşen’ ve ‘küreselleşen’ Türkiye ekonomisindeki genel trendle uyumludur” (Ünsal,2005,349-350). Fenerbahçe’nin açtığı yolda ilerleyen ezeli rakibi Galatasaray kulübünde de başkanlar,  1990 sonrası dönemde işadamları-sanayicilerden oluşmuştur: Alp Yalman,  Faruk Süren,  Mehmet Cansun ve Özhan Canaydın Beşiktaş kulübünde Süleyman Seba’nın ardından gelen Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören’de sanayici-işadamı tipi başkanlardır.

          Futbol endüstrisi büyüdükçe,  kulüplerin yönetim organizasyonları da daha fazla önem kazanıyor,  bu açıdan kulüplere gelir temin edebilecek,  yetenekli ve becerikli yönetimlere duyulan gereksinim de artıyor.  Mart 2004’teki Fenerbahçe kongresinde seçilen yeni yönetim kurulu üyelerinin 9’u işadamı,  3’ü turizm/tekstilci,  1’i ithalat/ihracatçı,  2’si ise işletmecidir(Hürriyet,  8 Mart 2004) Galatasaray’ın Mart 2004’te seçilen yönetiminde 3 tekstilci/turizmci,  2 üniversite öğretim üyesi,  6 işadamı,  2 yönetici,  2 diş hekimi 1 mali müşavir ve 1 borsacı yer alıyordu. Beşiktaş yönetiminde ise 6 işadamı,  2 sanayici,  2 bürokrat,  2 gazeteci,  2 inşaat mühendisi,  1 armatör,  1 turizmci,  1 avukat,  1 danışman,  1 banka müdürü,  1 yönetici bulunuyordu (Hürriyet,  21 Mart 2004). Her fırsatta 20-25 milyon taraftarı olduğunu ifade eden kulüplerin kongreler üye sayılarının 10 bin 500 lerde kaldığı ve bu üyelerinde ancak üçte birinin oy kullanmaya geldiği başkanlık seçimleri,  tıpkı siyasal partilerimizin kısır kongrelerine ve üye sayısına benzemekte ve siyasal partilerde yaşanan tek adam yönetimi anlayışı,  futbol kulüplerinde de sürmektedir. Kulübünü seven ve kulübüne üye olmak isteyen taraftarların özellikle üç büyük kulübe üye olabilmeleri son derece zordur. Giriş ücretinin yüksekliği ve aidat miktarları,  bu kulüplerin sınırlı sayıda kişi tarafından yönetilmesine yol açmaktadır. “2003-2004 sezonunda Süper Ligde top koşturan 18 takımın başkanlarının meslek dağılımına göz atıldığında,  işadamı,  sanayici,  tüccar,  inşaatçı,  tekstilci/ihracatçıların ezici bir üstünlük sağladıkları görülüyordu” (Ünsal,  age, 354).

SONUÇ

         Türkiye’de özellikle futbol,  önemli bir iktisadi yatırım ve politik güç gösterisi alanı haline gelmiştir. Futbol maçları,  futbol takımları ve oyuncuları da,  artık genel olarak medyanın,  özel olarak da televizyonun gözdeleridir. Seyircilerin ilgisi,  yüksek rating’ler,  bol reklam derken,  futbol maçlarının yayını,  televizyon kanallarının en rağbet ettikleri yapımlar olmakta; bu konuda rekabet inanılmaz boyutlara varmaktadır. Dahası,  medya mülkiyeti ile kulüp sahipliğinin kesiştiği örnekler de mevcuttur. Futbol kulüplerinin son yirmi beş yıl içerisinde şirketleşmeyi savunan,  borsaya açılan kulüp yapılarına rağmen  yönetim anlayışlarındaki tek adam yönetimine dayanan yapıları değişmemiştir. Gelir ve gider kaynaklarının net bir şekilde ortaya konmadığı,  vergi oranlarının düşük gösterilmesine rağmen yine de belli aralıklarla devletten vergi aflarının talep edildiği bir yönetim anlayışından söz ediyoruz. Türkiye’de futbol alanında UEFA kriterleri doğrultusunda hazırlık yapan kulüpler bulunmakla beraber kulüplerimizin büyük bir çoğunluğu var olan düzenin değiştirilmesinin son derece zor olduğunu,  bunun için de ‘gereğini kılıfına uydurma’ anlayışının sürmesinde yarar olacağı kanaatindeler. Küreselleşme süreci Türk futbolunun toplumsal bağlarının yeniden oluşturulmasına neden olacaktır/olmaktadır. Bu süreçte profesyonel yapılanmayı en iyi başaran Fenerbahçe’yi kritik bir eşik beklemektedir. Bundan sonraki adım ne olacak? Murdock ya da Abramovich tipi bir zenginin kulübü satın almak istemesi karşısında yönetimin ve taraftarların tavrı ne olacaktır. Bir diğer önemli sorun küreselleşmenin yarattığı kimlik kargaşasının; futbolcu boyutu ile Türk kulüplerine yansıması olacaktır/olmaktadır.{jcomments on}

 

KAYNAKÇA

1)Fişek,K.(1985) 100 Soruda Türkiye Spor Tarihi, Gerçek yay. İstanbul

2)Okay,C.(2002) “The Introduction Early Development and Historiograph of Soccer in Turkey:1890-1914”, Soccer and Society, Vol.3(Autumn), ss.1-10

3)Ünsal,A.(2005) Tribün Cemaatinin Öfkesi, İletişim yay. İstanbul

 



[1] Yrd.Doç.Dr. Ahmet Talimciler E.Ü.Edebiyat Fak. Sosyoloji Bölümü.

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  8021  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Prof. Dr. Ahmet Talimciler Perşembe, 25 Kasım 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

FutbolEkonomi Yıllık Seckisi 2025

esitsizliktanitim

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 755 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 58135455

aksartbmmraporbanner

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1